Aykol hocamın oğlu Direncan’ın anlamlandıramadığım bir biçimde yaşamını yitirdiği haberini aldığımda derin bir üzüntü yaşadım. Birkaç defa size yazmaya çalıştım ama elim bir türlü gitmedi
İçeriden \ Hüseyin Aykol*
Kırşehir S Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan Mehmet Erden 16.07.2026 tarihinde yazdığı mektupta şöyle diyor: “Kenar bir mahallede, yoksulluk içinde sadece yaşayabilmek için yaşama bin bir zorlukla sarılan bir ailenin ve elinden çalınmış bir hayatı tüm varlığıyla ailesine adayan bir babanın evladıyım. Kimliği elinden alınmış, varlığı ve yokluğu bilinmeyen bir babanın…
Babam şu an 70 yaşlarına gelmiş bir dede ancak kendisinin henüz varlığı ve de yokluğu devlet tarafından bilinmiyor. 2004 yılında babam siyasi dava dolayısıyla TEM şube tarafından şafak operasyonu ile evden alınıyor ve hapsediliyor. Ancak yine aynı yıl içinde Türk vatandaşlığından çıkarılıyor. Durum nedeniyle aynı yıl içerisinde tahliyesi gerçekleşiyor ve yine TEM Şube tarafından eve getiriliyor. Eve getirilirken ‘Seni aslında sınır dışına bırakmamız gerekir ama evine götürüyoruz, artık sen kendin gidersin’ deniliyor. Ancak durum böyleyken babam şehrin dışına bile çıkmıyor. Hastalanırsa hastaneye gidemiyor; haksızlığa, olumsuzluğa uğradığında bile karakola gidemiyordu. 2004’ten bu yana bu insan devletin hiçbir kurumundan şu ana kadar faydalanmadı; yaşar-ölür şekilde yaşıyor. Kimliğini tekrardan kazanabilmek için sayısız yollara başvurmuş, kılı kırk yararak bir adli süreç başlatabilmiş; ancak geçirmiş olduğu mahkeme süreçleri hiçbir olumlu sonuç doğurmamış, vatandaşlık hakkı tekrardan tanınmamış. Hiçbir nüfus işlemi yapılamayan bu haliyle ölse belki bir mezarı bile olmayacak. Yaşı itibarıyla ağır sağlık sorunları yaşıyor olduğu halde hiçbir hastanede kesin olarak tedavisi yapılamıyor. Çünkü ülkede kaydı yok. Annem kanser hastası olduğu halde, elden ayaktan düşmüş, artık kendine bakar durumda olamayan, zaman zaman nerede olduğunu, kim olduğunu veyahut da konuşmayı unutabilen bir insanı hastane hastane, karakol karakol tüm kurumlara götürüyor; ancak o haliyle kendi derdini ifade edemiyor. Altı yıldır zindandayım siyasi davadan dolayı; ancak bir gün bile babam görüşe gelemedi, çünkü her ne kadar gelmek istese de kimliği yok.
Gerçekten de anlayamıyorum; bir insan neden kimliksiz bırakılır ve neden vatandaşlıktan çıkarılır? Kürt olduğu için mi, her insan gibi onurluca yaşamak istediği için mi?
***
Ereğli Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Mahmut Ulusan 16.08.2026 tarihinde yazdığı mektupta şöyle diyor: “Geçenlerde ben de bir amcamı kaybettim. Bu vefat vesilesiyle arkadaşlara, içerideyken kaybettiğim yakın akrabalarımın isimlerini sayıyordum. Akrabalarımın hepsi de ben içerideyken vefat etmişlerdi. Diyebilirim ki ölen akrabaların sayısı yaşayanlardan daha çok. Annem, babam, iki ağabeyim, iki halam, dört amcam, iki yengem, iki yeğenim, babamın amcasıyla hanımı… Bunları sayarken bir de ‘Hüseyin Heval’ deyiverdim. Arkadaşlar ‘Hüseyin Heval?’ diye şaşkınlıkla sorunca ‘Hüseyin Aykol Heval işte, o da akrabamızdan öteydi’ dedim. Gerçekten de hepimiz çoğu zaman ‘Çıkınca Hüseyin Heval’i ziyaret ederiz’ demişizdir.
Her yıl Apê Musa yarışması öncesi yarışmayı hatırlatırdı bana. Dürtüklemeyince harekete geçemeyen tembellerden olduğumu biliyordu. İte kaka da olsa geleneksel yarışmaya katılmak da benim için bir geleneğe dönüşmüştü Hüseyin Heval’in sayesinde. Gözü arkada kalmasın diye bu sene ben kendiliğimden katılım sağlayayım dedim.
Özgür Basın Tarihi kitabını yollamıştı. Ancak eğitim birimi kitabı sakıncalı diye bana vermemişti. Gerekçeli kararında kitabın yazarı olarak Hüseyin Aykol diyecek yerde Hüseyin Akyol diye belirtmişti. Tabii affeder miyim? İnfaz Hakimliğine yaptığım itirazda bu hataya özel olarak vurgu yapmıştım. Hatayı düzeltsem de kitabı almama yetmemişti.
Özgeçmişim elinizde vardır. Hâlâ 1970 doğumluyum, hâlâ karikatürle amatör olarak ilgileniyorum. Senede bir kere çizmekle nasıl profesyonellik olabilir ki? Ama yine de değişen bir şey var özgeçmişime dair. O da bu sene hapisteki 30. yılım oluşu.”
***
Buca Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Resul Kocatürk, 23.08.2026 tarihinde yazdığı mektupta şöyle diyor: “Aykol hocamın oğlu Direncan’ın anlamlandıramadığım bir biçimde yaşamını yitirdiği haberini aldığımda derin bir üzüntü yaşadım. Birkaç defa size yazmaya çalıştım ama elim bir türlü gitmedi.
Cezaevi Kurulu’nun pişman olmadığım gerekçesiyle 30 senelik hapisliğin üzerine üç ay daha eklediğinden haberiniz olmuştur muhtemelen. Süre 22 Eylül’de sona eriyor.
Koyu bir tecridin hüküm sürdüğü koşullar devam ediyor. Havalandırma sisteminin tali görüldüğü bir hapishane yapmışlar. Üç kattan oluşan her ünitenin yalnızca bir adet havalandırması bulunuyor ve bu nedenle gün boyu havalandırmadan yararlanmam gerekirken günde yalnızca iki saatlik sınırlandırılmış şekilde havalandırmaya çıkarılıyorum. Uygulamanın yasal dayanağı yok ve fiilen yasal hakkım ortadan kaldırılıyor. Doğru düzgün havalandırmadan yararlanamamak sağlığımı olumsuz etkiliyor.”
***
Sincan 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı hapishanesinde tutulan Bager Sayak, 24.08.2026 tarihinde yazdığı mektupta şöyle diyor: “Haberlere tam yetişemesem de ‘Hüseyin Aykol’un oğlu hayatını kaybetti’ deniliyordu. Tam netleştiremesem de haberlerde geçtiği gibiyse üzüldüğümüzü bilmenizi isteriz; acınızı paylaşır ve hep yanınızda olduğumuzu bilmenizi isteriz. Başınız sağ olsun, tüm arkadaşlarım adına başsağlığı dileklerinde bulunuyorum.”
***
Sincan 2 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Salih Gün, 28.08.2026 tarihinde yazdığı mektupta şöyle diyor: “Sevgili Diren’in acı haberini aldığımda bir aylık iletişim (mektup, faks, telefon gibi haklardan yoksun bırakma) cezam yeni başlamıştı. Dolayısıyla size gecikmeli yazıyorum. Sevgili Diren’in vefatı nedeniyle size ve şahsınızda tüm aileye başsağlığı diliyor, acınızı yürekten paylaşıyor ve sabırlar diliyorum.”
***
Mektubu Gelenler
Mehmet Erden Kırşehir S Tipi Kapalı Hapishanesi
Mahmut Ulusan Ereğli Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi
Resul Kocatürk Buca Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi
Bager Sayak Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi
Salih Gün Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi
*Hazırlayan: Nuray Çevirmen Aykol









