Abdullah Öcalan’ın muhataplığını suçlama, ailelerin acısını barış karşıtı kampanya malzemesine dönüştüren Sözcü ve Sözcü TV, medyatik tetikçilikle demokratik çözüm zeminini aşındırırken iktidarın süreç üzerindeki tekelini besliyor
Abdulkadir Ayten
Sözcü gazetesi ve Sözcü TV’nin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinden yürüttüğü yayınlar, barış sürecinin her adımını suçlama malzemesine dönüştürüyor. Bu yayınlarında hedef alınan, Abdullah Öcalan’ın şahsında Kürt sorununun demokratik çözüm olanağı. Eleştiri hakkı, haber kılığında hedef göstermenin dokunulmazlık zırhı olamaz. Sürecin şeffaf olup olmadığı, Meclis’in yetkisi ve kamuoyuna hesap verme yükümlülüğü meşru eleştirel haber konularıdır. Sözcü’nün bu yayınlardaki tercihi ise, soruları araştırmak yerine peşin hükmü manşete taşıyarak Abdullah Öcalan üzerinden süreci mahkum etmeye çalışmak.
Müzakereyi suçlama malzemesine çevirmek
https://www.sozcu.com.tr/yasaya-once-imrali-onayi-p338902
“Yasaya önce İmralı onayı” başlığı, haberin gövdesinde anlatılan temasın hukuki niteliğini değiştiriyor. Haber, bir taslağın Öcalan’a götürüldüğünü ve görüşünün alındığını aktarıyor. Başlık ise danışmayı “onay” diye sunuyor. Oysa bir taslağı görmek, eleştirmek veya değişiklik istemek, kanunu kabul etmek, veto etmek ya da Meclis’in yerine geçmek anlamına gelmez. Sözcü’nün başlığı, bu ayrı yetki düzeylerini birbirine karıştırarak müzakereyi Meclis’in iradesine saldırı gibi sunuyor. Böylece görüşme, haberi okuyanlara bir “suç ortaklığı” imasıyla ulaşıyor. Abdullah Öcalan’ın müzakere edilen yasa taslağını görmesi ve içeriğine müdahil olması, sürecin gereğidir. Karşılıklı görüş alışverişi olmadan demokratik müzakere yürütülemez. Abdullah Öcalan’dan silahsızlanmaya öncülük etmesi beklenirken, bu adımın hukuki güvenceleri hakkında söz söylemesi nasıl “skandal” sayılabilir? Kürtlerin iradesini sürecin dışında bırakan bir düzenleme, barışı iktidarın tek taraflı hakimiyet alanına çevirir. Meclis’in yasama yetkisi korunurken muhatapların taslağı tartışması ve değiştirilmesini istemesi güvence altına alınmalıdır.
Barışın muhatabı nasıl ‘etkisiz eleman’ olacak
Sözcü TV’de “Öcalan etkisiz eleman” minvalinde yayınlar yapılırken, aynı yayın grubu başka haberlerde süreci yönettiği iddiasıyla Abdullah Öcalan’ı hedef alıyor. Bir tarafta etkisizlik iddiası, diğer tarafta devletin kararlarını yönlendirdiği iması bulunuyor. Barış, çatışmanın taraflarının müzakeresiyle kurulur. Abdullah Öcalan’ın rolünü, devletin “ihtiyaç duyduğunda çağrı yaptırdığı, ardından izole ettiği” bir aracılığa indirgeyen anlayış süreci sabote edecek anlayıştır. Demokratik çözüm, Kürtlerin siyasi iradesinin tanınmasını gerektirir. Abdullah Öcalan’ın görüşlerini iletebilmesi ve sürecin gidişatına müdahil olabilmesi sürecin olmazsa olmazıdır. Abdullah Öcalan’ı tartışmadan silmek isteyen yaklaşım, sürecin önemli bir iletişim kanalını da ortadan kaldırmayı göze alıyor. Muhatabın sözünün etkisini kabul edip söz söyleme koşullarını tartışmaya kapatmak, barışın nasıl ilerleyeceği sorusunu yanıtsız bırakıyor.
Varsayımdan manşetle suçlama üretmek
https://www.sozcu.com.tr/iste-apo-nun-kurulu-p351594
“İşte Apo’nun Kurulu” haberi, varsayımı kesin hükme çeviren en görünür örneklerden biri. Haber gövdesi, alt kurulun ne zaman ve nerede toplanacağının bilinmediğini yazıyor. Ardından bir düzenlemedeki “gerekli görülen kişiler davet edilebilir” ifadesinden Abdullah Öcalan’a atama yetkisi doğacağını ileri sürüyor. Buradaki gazetecilik sorusu “Öcalan’ın süreçte rolü olacak mı” olabilirdi. Haber ise cevabı baştan veriyor ve kanıtı sonradan varsayımdan üretiyor. Bu yöntem, varsayımı haber kılığına sokarak muhatabı hedefe yerleştiriyor. Sözcü, kurulun nasıl işleyeceğini açıklamadan Abdullah Öcalan’ın devlete hükmettiği imgesini üretiyor. Abdullah Öcalan’ın sürecin koordinasyonunda etkin rol üstlenmesi sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından olmazsa olmaz bir gereklilik. Verilen sözlerin takibi, tıkanıklıkların aşılması ve taraflar arasında iletişimin sürekliliği, müzakerenin somut ihtiyaçlarıdır. Sözcü’nün bunu devlet kurulunu ele geçirmek gibi sunması, siyasi muhataplığı kriminalize edecek bir yayın çizgisi ortaya çıkarıyor.
Ailelerin acısını barışa karşı kullanmak
https://www.sozcu.com.tr/sehide-harabe-ocalan-a-villa-p357667
“Şehide harabe Öcalan’a villa” başlığı, iki ayrı kamu sorumluluğunu birbirine karşı kullanıyor. Ailelerin yoksulluğu devletin sosyal politika, savunma politikası, gelir dağılımı ve konut sorumluluğudur. Abdullah Öcalan’ın görüşme ve çalışma koşulları ise sürecini işleyişine ilişkin ayrı bir konudur. Birindeki adaletsizlik, diğerindeki iletişim ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Görselin yapay zeka ürünü olduğu belirtilmiş olsa da, doğrulanmamış bir yapıyı somut ve gösterişli bir mülk gibi zihne yerleştiriyor. Ortada doğrulanmış bir görüntü yokken öfkenin resmi çiziliyor. “Villa” kampanyasının manipülatif gücü de burada: Haberi okuyana belgeden önce hınç veriliyor. Ailelerin acısını yeni ölümleri önlemeyi amaçlayan bir sürece karşı seferber etmek ise en hafif tabiriyle bu acının siyasi istismarıdır. Acının haber değeri, onu barış karşıtı kampanyanın malzemesine dönüştürme hadsizliği vermemeli. Yaşamını yitiren asker ailelerinin insanca yaşaması ile Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma koşulları aynı toplumsal geleceğin parçasıdır. Sözcü’nün kurduğu karşıtlık, yoksulluğun hesabını kamu gücünü kullananlardan sormak yerine barışın muhatabını hedefe koyuyor. Acıyı bu yönde kullanmak, demokratik çözümün önüne duygusal ve manipülatif bir barikat kurmaktır.
Muhalefet iddiasıyla iktidarın tekelini beslemek
Sözcü’nün iktidara muhalefet iddiası, Kürtlerin siyasi iradesi karşısında nerede durduğu sorusunu ortadan kaldırmıyor. Abdullah Öcalan’ın muhataplığını gayrimeşru göstermek, devletin Kürt sorununu tek taraflı yönetme anlayışını yeniden üretmektir. Abdullah Öcalan’ın özgür çalışır koşullarda konuşmasının önünü kesen bir tutum, hükümetin süreç üzerindeki tekelini güçlendirir. Kürtlerin iradesini dışarıda tutan bu sözde “muhalif basın” anlayışı demokratik çözümle çatışıyor. Sözcü’nün bu başlıkları, iktidardan hesap sormayı Abdullah Öcalan karşıtlığına feda ediyor. Muhalefet iddiası, ortaya çıkan siyasi sonucu gizlemez: Müzakerenin muhatabı hedef alınırken sürecin tekeli iktidar haline getiriliyor.
Bu yayın çizgisinin adı medyatik tetikçilik
Yapılan yayınlarda üç yöntem tekrar ediyor. Birincisi, haber gövdesindeki ihtimali başlıkta kesinleştirmek. İkincisi, “APO”, “bomba”, “saraycık” ve “villa” gibi kelimelerle tartışmayı kişisel öfkeye taşımak. Üçüncüsü, yaşamını yitiren asker ailelerinin acısını karşılaştırmalı bir siyasi görsele dönüştürmek. Bu yöntemler, gazetecilik etiğine uymadığı gibi medyatik bir tetikçilik örneğidir. Bu yayın pratiğinin adı medyatik tetikçilik. Haberin bilgi verme işlevi geri çekilirken Abdullah Öcalan’ı hedefe yerleştiren, müzakereyi gayrimeşru gösteren ve barışın toplumsal zeminini aşındıran bir dil öne çıkıyor. Bu yayın çizgisinin siyasi sonucu, Kürtlerin iradesini dışlayan ve çözümü devletin tek taraflı tasarrufuna bırakan anlayışın güçlenmesidir. Abdullah Öcalan’ın müzakere olanaklarını hedef almak, yeni ölümlerin önlenmesi için açılan yolu da daraltıyor. Sözcü, muhalefet iddiasını bu çelişkinin üzerini örtmek için kullanamaz. Barışın muhatabını susturmaya çalışan manşetler, hesabını sormadıkları çözümsüzlüğün devamına hizmet ediyor.









