Kürt hareketi sendikalardan meslek odalarına, fabrikalardan tarlalara, üniversitelerden okullara, mahallelere uzanan her üretim ve hizmet alanında bir dinamik birikim oluşmuş durumda. Bu birikim, yalnızca etnik bir kimliğin değil, aynı zamanda sınıfsal, demokratik ve özgürlükçü bir bilincin de taşıyıcısı
Kürt siyasi hareketi, güncel iç ve dış koşulları, tarihsel birikimini ve bölgenin karmaşık denklemlerini değerlendirerek yeni bir yol haritası çizdi. “Cumhuriyeti birlikte dönüştürme” diye özetlenebilecek bu demokratikleşme yaklaşımına, her çevre için farklı anlamlar yüklense de halkların, işçi ve emekçilerin birlikte mücadelesini daha da güçlendirecek koşullara zemin yaratmıştır.
Kırk yıldır süren silahlı çatışma güçlerinin, demokratik mücadele güçleri olarak yeniden düzenlenme aşamasına gelmesi, az buz bir potansiyel değildir. Bir halkın bölge, dünya ve Türkiye ölçeğinde yıllardır sürdürdüğü mücadele, zaten demokratik alanda da önemli bir yer tutuyordu. Kürt hareketi sendikalardan meslek odalarına, fabrikalardan tarlalara, üniversitelerden okullara, mahallelere uzanan her üretim ve hizmet alanında bir dinamik birikim oluşmuş durumda. Avrupa başta olmak üzere diasporada güçlü bir örgütlenme ve mücadele dinamiği var. Newroz’da da 1 Mayıs’ta da 1 Eylül barış gününde de 8 Mart’ta da hep birlikte mücadele ediyor, kol kola yürünüyor. Bu birikim, yalnızca etnik bir kimliğin değil, aynı zamanda sınıfsal, demokratik ve özgürlükçü bir bilincin de taşıyıcısı.
Demokratik güçlerle ortak yürüyüş
Kürt siyasi hareketi, bu birikimiyle on yıllar boyunca demokratik güçlerle iç içe oldu. Darbecilerden, seçimle iş başına gelmiş iktidarlara kadar hepsinin “Bölücülük” ve “terörizm” yaftalarına direndi; hak ve özgürlük mücadelesinde sol ve sosyalist güçlerle omuz omuza yürüdü. Siyasal mücadelesini, Türkiye devrimci hareketinden koparak, onu karşısına alarak değil, birlikte iktidarları hedef alarak sürdürdü.
Yine parlamentoda üçüncü büyük güç olarak varlığını sürdürürken, dışındaki sol ve sosyalist güçlerin temsiliyeti için de çaba gösterdi. İçeriden ve dışarıdan gelen baskılara, şoven ve milliyetçi tazyiklere boyun eğmedi. Diğer tarafta bazı çevrelerin her dönemde tekrarladığı “bu defa iktidarla uzlaşacak” kehanetine karşın, Kürt hareketi her defasında yeni yollar arayarak demokratikleşme mücadelesinde ısrar etti.
Eleştiri, tartışma ve birlikte yürüme olanağı
Bugün gelinen aşama, çok daha stratejik ve çok denklemli bir noktadır. Bu denli karmaşık bir sürecin kafalarda soru işaretleri yaratması yersiz değildir. Tartışmak, değerlendirmek, eleştirmek doğal ve gereklidir. Hatta sert eleştiriler de olabilir. Yeter ki bu tartışmalar, devrimci demokratik güçlerin, sol ve sosyalistlerin birlikte yürüyüşünü sekteye uğratmasın. Yeter ki kritik her dönemeçte bir parçanız dışarıda kalmasın. Yeter ki tartışma adına itham etmekten, peşin hükümden, yargıyı mahkûmiyete vardırmaktan uzak durulsun. Çünkü eleştiri, bir yıkım aracı değil; bir inşa aracı olmalıdır. Aksi halde, tarihsel fırsatlar dar, fraksiyonel hesaplaşmalara, dar yargılara kurban edilir.
Buna hiç birimizin hakkı yok. Zira Türkiye sosyalist güçlerinin toplumsal hareketi yeni bir aşamaya vardırmada oldukça yetersiz kaldığını her vesileyle dile getirmek, bir şikâyet değil; nesnel bir tespittir. Bu gerçeği herkes görüyor, değerlendiriyor ve sonuçlar çıkarıyor. Dolayısıyla Kürt halkının devasa demokratikleşme potansiyelini ve Kürt hareketinin onun üzerindeki etkisini, birlikte mücadelede ısrarını görmezden gelmenin kimseye yararı yok. Ayrıca, Kürt siyasal hareketini taktik ve stratejik saptamalarını bölgedeki gelişmelerden, iç ve dış birçok faktörlerden, mecburiyetlerden ve özgün gelişmelerden soyutlayarak değerlendirmek de doğru olmayacaktır.
Diğer tarafta iktidar, burjuva demokrasisinin bile sınırlarını sindirememiş bir muhalefet partisine tahammül göstermiyor. Hukuksuzluk sürüyor. Seçim sisteminin tüm dezavantajlarına, iktidar gücüyle eğilip bükülmesine ve sonuçlar üzerinde oynama kapasitesine karşın, son yerel seçimlerde ortaya çıkan tabloya dahi katlanamıyor. Baskı, şantaj, devletin gücü, yargı… Her alanda süren faşizan gidişatı hep birlikte görmek ve birlikte tutum almaktan imtina etmemek gerek.
Görünen o ki, daha güçlü bir karşı koyuş, devasa bir halk muhalefeti ile geriletilmediği sürece bu baskılar ve hukuksuzluklar sürecektir. Halkın iradesi, sandıkta bile yok sayılmak isteniyorsa, o iradeyi sandığın ötesinde yerel her alanda örgütlemek tarihsel bir görev haline gelmiş bulunuyor.
Paradokslar, diyalektik ve dönüşüm imkanı
Tekrar pahasına da olsa belirtelim; ekonomik, sosyal, siyasal hemen her alanda baskıcı ve sömürü politikalarıyla öne çıkan bir iktidar söz konusu. Böylesi koşullarda iktidarın Kürt hareketi ile sürdürdüğü “çözüm” ya da iktidar cenahının ısrarla vurgulamaya devam ettiği “terörü bitirme” görüşmeleri bir paradoks gibi görünebilir. Oysa diyalektik ve tarihsel materyalizm bize gösterir ki, gelişim her zaman uyum içinde ilerlemez. Her olgu kendi mecrasında akar; çelişkiler bir arada var olabilir. “O şöyleyse bu neden böyle?” sorusuyla gerçeğe ulaşmak yerine, bir yandan bu gerçeklik varken diğer yandan başka bir gelişme söz konusuysa, bizler onu halkların lehine, toplumsal hareketin ilerlemesine nasıl dönüştürebiliriz diye kafa yormak, enerjimizi daha doğru değerlendirmek durumundayız. Çünkü politika, yalnızca olanı yorumlamak değil; olana müdahale ederek olması gerekeni yaratma yeteneğidir de.
Sonuç olarak, tüm bunlar tartışma, sorma, sorgulama süreciyle birlikte ele alınarak, güçleri bir arada tutarak ve hedefe kitlenerek değerlendirilebilirse, yol almak mümkün olacak. Tarih, kararlıca, bir arada yürüyenlere ve mevcutla yetinmeyenlere kapı açar. Birlikte mücadeleden gayrı yol bulunmamaktadır.
Yeni dönem, yeni dinamikler ve Kürtler… Bu üçlü, tarihsel bir denklemin parçalarıdır. Denklemi çözmek, uzak durmakla, kaygı ve endişeleri öne çıkararak gerekçeler üretmekle değil; anlamakla, eleştirmekle, birlikte yürümekle mümkündür. Ve bu yürüyüş, henüz yeni başlamıştır. Birlikte yürünürse hedefe varmamak için hiçbir neden yok.









