Eğer Türkiye Nuh’un gemisine binerek Kürt sorunun ve diğer tüm sorunları çözerek iç barışı sağalarsa, Suriye ve Irak’taki Kürtlerle ilişkisini çatışma zemininden çözüm zenine taşıyabilir
Ali Kalik
Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’a karşı 9 Ekim 1998 yılında başlatılan uluslararası komplo ile Kapitalist Modernite güçleri 3. Dünya savaşın da startını verdi. Emperyal güçler, Sayın Öcalan’ı Ortadoğu denkleminde devre dışı bırakıp yeniden dizayn ve kendi çıkarları için halkları çatıştırmayı esas aldılar. Irak işgali, akabinde gelişen “Halkların Baharı” ve derinleşen çatışmalarla, adım adım emperyal güçlerin çıkarlarını inşa edecek zemin oluşturuldu. DAİŞ çetelerinin gündeme sokulması, Türkiye eliyle cihadist güçlerin organize edilmesi ve Kürt halkına saldırılar ile sonuca gitmek istendi ve isteniyor.
Ortadoğu’ya yapılan bu müdahaleler karşısında uluslararası komplo sonucu esir alınan Sayın Öcalan İmralı adasını akademik sahaya dönüştürerek Kapitalist Modernitenin talancı, işgalci karakterine karşın halkların bir arada kendi renkleriyle kendilerini var edecekleri Demokratik Modernite manifestosunu geliştirerek 3. Dünya savaşını önlemeye çalıştı. Amacımız bu tarihsel süreci ele almak değil, Kürt Halk Önderinin başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum çağrısının bir yılını geride bırakırken, halklar açısında nasıl bir çözüm önerdiği ve Türkiye’nin yaklaşımının ne olduğu ve nasıl sonuçlar doğuracağıdır.
Ortadoğu 28 yıl aradan sonra daha büyük bir kriz ve kırılmanın eşiğinde. Türkiye ise bölgesel türbülansın tam merkezinde duruyor. Gazze’den Suriye’ye, Irak’tan Doğu Akdeniz’e uzanan hat, yalnızca askeri değil, aynı zamanda jeopolitik bir yeniden dizaynı işaret ediyor. Bu denklemde ABD ve İsrail ile kurulan ilişkilerin mahiyeti Türkiye’ye nasıl yansıyacak ve siyasi iktidarın yönelimini nasıl belirleyeceği temel faktörlerden biridir. Yani kıblesi hangi yöne olacak?
Ancak asıl sorun dış politikadan daha çok derinde. Türk devleti ve siyasi iktidarı; Kürt meselesini hangi perspektifle ele alacak ve çözüm geliştirecek?
Türkiye, ABD-İsrail’in kayığına binerek güvenlikçi politikalara yönelerek Ortadoğu’nun kan deryasına dönmesine zemin mi olacak? Yoksa küresel güçlerin çizdiği dar güvenlik koridoruna mahkum mu olacak? Bu da Kürt meselesini bölgesel rekabetin bir aparatı olarak görmek anlamına gelecektir. Suriye’nin Kuzeyinde oluşan statü, Federe Kürdistan Bölgesindeki dengeler ve Türkiye’de süren demokratik talepler; hepsi güvenlik adı altında bastırılacak mı?
Bu tercih kısa vadede Türkiye’ye manevra alanı sağlayabilir. Fakat uzun vadede Türkiye’yi hem içerde demokratik meşruiyet krizine hem de dış güçlere bağımlı bir aktör pozisyonuna sürükleme riski taşır. Çünkü Kürt sorunu inkar edilip bastırılmaya çalışıldıkça bölgesel kırılganlık artar; Türkiye dış müdahalelere açık hale gelir. Yani ABD-İsrail kayığıyla her an alabora olmaya mahkûmdur.
“Nuh’un gemisi” ise ortak bir geleceği birlikte inşa etme iradesini temsil ediyor. Mezopotamya mitolojik anlatımlarında tufandan kurtuluşun sembolü olan gemi, farklı kimliklerin ve inançların bir arada yaşama iradesini ortaya koymakta. Türkiye’nin Kürtlerle demokratik bir çözüm zemininde buluşması, aynı zamanda Ortadoğu’ya model olacak bir dönüşümdür. Bunun felsefesini de Sayın Öcalan Barış ve Demokratik toplum manifestosuyla ortaya koymuştur.
1993 yılından beri Barış ve Demokratik Toplum çağrısı ve arayışları olan Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan, “Bir Muhatap Arıyorum” kitabıyla da çözüm arayışlarını şekillendirmiştir. Özelikle Sayın Bahçeli’nin meclisteki çağrısı ile Sayın Öcalan aradığı muhatabın çağrısına cevap vererek, uzun soluklu barış arayış maratonunda halklar açısında umut veren meşaleyi tutuşturarak, karanlıktan aydınlığa iğne ucuyla kuyu kazarcasına ilmik ilmik Demokratik Entegrasyon yolunu örmektedir. Yine yılların birikim ve tecrübesini taşıyan DEM Parti’de bu süreçte oldukça belirleyici rol oynadı. Mecliste kurulan komisyonun hazırladığı raporda kullandığı dil her ne kadar ezop bir dil olsa da satır aralarında gizlemeye çalışılan önemli mesajlarda var, bu doğrultuda Türkiye yönünü nasıl tayin edeceğini hep beraber izleyip göreceğiz.
Eğer Türkiye Nuh’un gemisine binerek Kürt sorunun ve diğer tüm sorunları çözerek iç barışı sağalarsa, Suriye ve Irak’taki Kürtlerle ilişkisini çatışma zemininden çözüm zenine taşıyabilir. Bu da Türkiye’nin edilgen bir kayık yolcusu olmaktan çıkarıp barışın kurucu aktörü haline getirerek Nuh’un gemisinin dümenine geçmesinin önünü açar.
Aksi halde Türkiye emperyal güçlerin dalgalı sularında yönünü kaybederek alabora olmayla yüz yüze kalır. Tercih, Türkiye halklarının olmalı Nuh’un gemisi mi, ABD-İsrail Kayığı mı?…









