• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
20 Nisan 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Kindar bir neslin katliamları

20 Nisan 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Manşet, Söyleşi, Yaşam

Okullarda yaşanan şiddetin, katliamların, yabancılaşmanın nedenlerini Prof. Dr. Nejla Kurul ile konuştuk:

  • Türkiye’de son çeyrek yüzyıldır hatırlanan ve yaşatılan korku kültürü, kutuplaşma, kutuplar arası acımasız, hoyrat, kuralsız ekonomik ve siyasi rekabet sembolik ve fiili şiddeti besler. Dil sertleşir, yaşam hoş görme becerisini yitirir
  • Siyasal iktidar kendi kopyalarını üretmek istiyor: Kendi ifadeleri ile ‘kindar ve dindar bir nesil yaratacağım,’ diyor. İşte kindar iki çocuk/genç okulda katliam yaşatıyor. Eğitimde bu dünyaya sırtını dönmüş çocuklar yetiştirilmek isteniyor!
  • Bizler meraklı, sorgulayıcı, diyalog kurabilen neşeli gençler yetişsin isteriz. Bilimle, sanatla, politika ile sevgiyle bunu yapabiliriz. Ayrılık değil farklanmanım değerini biliriz. Gençler ve çocuklar bu dünyada şairane biçimde konaklamalı…

Nezahat Doğan

Her geçen gün biraz daha sarsılıyoruz, yıkılıyoruz, çürüyoruz… 

Gülistan Doku kaybedildi dendi… Devletin bildiği dosya 6 yılın ardından sanki bütün suçlular saklanmamış ve yeni bulunmuş gibi ortaya çıkarıldı ve ikinci bir Susurluk vakası yaşanıyor. Öte taraftan şiddetin vahşice ortaya çıktığı okul saldırıları tüm ülkeyi dehşete düşürüyor.

Gençlik bir toplumun geleceğe dair en büyük umudu; bilimle, eğitimle ve özgüvenle kendini var edecek yaratıcı bir güçtür. Ancak bugün, bu umudun yerini şiddet, uyuşturucu ve çeteleşme kıskacındaki bir gençlik alıyor. Bilimden, evrensel etik değerlerden uzak, kindar, öfkeli bir nesil yetiştiriyor. Gençliği dört bir yandan saran komplike bir sistem onları umutsuzluğa, yabancılaşmaya yönlendiriyor, yaşamdan koparıyor ve şiddet üretiyor. Ve bu şiddeti normalleştiren-meşrulaştıran da sistemin, devletin, iktidarın ta kendisi…

Toplumsal bağların çözüldüğü ve şiddet sarmalının okullara kadar sızdığı bir “çürüme” ile karşı karşıyayız. Eğitim sisteminin çöktüğü, yap boz tahtasına döndüğü, denetlenemeyen, bilimsel olmayan bir sistemin içinde hangi çocuk geleceğe umutla bakabilecek?

Son dönemde Urfa ve Maraş’ta tanık olduğumuz, ABD’deki okul baskınlarını anımsatan bu katliamlar sadece birer güvenlik zafiyeti değil, aynı zamanda eğitim sisteminin ve toplumsal yapımızın içine düştüğü karanlığın acı birer yansıması. Rakel Dink’in ifade ettiği “bir çocuktan katil yaratan karanlık” okul koridorlarında yaşanan dehşetle birleşerek hem ailelerde hem de öğrencilerde derin travmalar ve gelecek kaygılarını derinleştiriyor.

Peki, bu açmazlardan ve şiddet girdabından çıkışın yolu nedir? Toplumsal olarak tüm bu yaşananlara karşı nasıl bir duyarlılık içinde olmak gerekiyor? Siyasete, sivil toplum örgütlerine, aydınlara, topluma ve ailelere ne tür görevler düşüyor? Tüm bu soruları; yaşananları, nedenlerini ve köklerini önceki dönem Eğitim-Sen Eş Genel Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Nejla Kurul ile konuştuk.

  • Çocuklar ve gençlik bir şiddet ve cinnet girdabına sürükleniyor; okulda ve sokakta çocuklar arasında pek çok saldırı ve cinayet yaşanıyor. Önce Urfa, sonrasında da Maraş’taki okulda 14 yaşında bir öğrencinin gerçekleştirdiği ve 8 öğrenci ve 1 öğretmenin yaşamını yitirdiği saldırı toplumu bir kez daha dehşete düşürdü. Bu olayların ardındaki sosyolojik nedenleri nasıl anlamamız gerekiyor? Son dönemde okullarda yaşanan bu saldırı ve katliamları tetikleyen ana unsurlar neler?

Korku iktidarların en eski aracı. Korku kültürü insanlar arasında güveni yok eder. Korkuyla beslenen rekabet insanlar arası sağlıklı ilişkileri bozar. Türkiye’de son çeyrek yüzyıldır hatırlanan ve yaşatılan korku kültürü, kutuplaşma, kutuplar arası acımasız, hoyrat, kuralsız ekonomik ve siyasi rekabet sembolik ve fiili şiddeti besler. Dil sertleşir, yaşam hoş görme becerisini yitirir. Onarma, affetme, duyma ve anlama çabası geriler. Öfke, hınç ve intikam kültürü ve kindarlık tüm ilişkileri yıpratır. Bu kültür açıktan ve sinsi biçimde sokağı, işyerlerini, piyasaları ve evin içini etkiler.

  • Öfke midir suçu yaratan?

Bu sosyolojik ortamda öfke çok sağlıksız biçimde bir “öteki suçlu” yaratır. Çocuklar bilgi ve deneyim eksikliği ile nedenleri birçok değişkene bağlı olarak, örneğin okul başarısının düşüklüğüne, bir öğretmene, arkadaşlarına, evdeki kişilere öfke geliştirebilir. Stres, baskı, sınav kaygısı altındaki öfkeli bedenlerin sıkışmışlığı ilgisiz bir yerde patlayabilir de.

  • Bu söyledikleriniz gerçek bir toplumsal sorunsallığı elbette ciddiye alınması gereken kaygıları da ortaya koyuyor. 14 yaşında ortaokul öğrencisi öfkeyle ceza mı kesiyor? Burada neyi sorgulamak gerekir?

Yanına çok sayıda silahı ve mermiyi alan, evden yola çıkan “kendisine acı verdiğini” düşündüğü okul, öğretmen ve öğrencileri cezalandırmak isteyen 14 yaşındaki ortaokul öğrencisi başka hangi duygularla harekete geçebilir? Nasıl farklı bir ortamda yaşasaydı bu korkunç katliamı yapmak istemezdi, yapmazdı? Bu konular düşünmek gerekir. Burada sorun, çocukların şiddet yerine başka bir seçeneği neden düşünemediğidir. Biriyle konuşmuş olmalı, şiddet hedefine ilişkin belli işaretleri vermiş olmalı. Ya da bu çocuk çok yalnız olmalı!

  • Okullarda öğrenci ve öğretmeler açısından bir güvenlik zafiyeti var mı? 24 yıllık iktidarın eğitim sisteminde neyi yitirdik?

Okullar bilimsel, demokratik, barışçı ve katılımcı niteliğini uzun zamandır yitirdi. Öğretmenlerin ifade özgürlüğü yok. Cezacı bir kültür yaygınlaşıyor. Öğrencilerin sorun çözme yeteneği geliştirilemiyor. Çocuklar sürekli yargılanıyorsa onlar da yargılıyor ve cezalandırmak istiyorlar. Yeterli rehber öğretmen yok. Sosyal hizmet uzmanı zaten yok. Okul terkleri ve devamsızlıklar araştırılmıyor. Bu koşullar altında sorunu “güvenlik görevlileri” çözecek zannediliyor, ama bu çok geçici bir çözüm… Bir dönem okulda polis isteniyordu; bu da bir çözüm değildi. Okulun tüm bileşenleri kendini okulda güven içinde hissetmeli, güvene dayalı toplumsal ilişkiler kurulmalı!

  • Güvene dayalı ilişki önemli ama öte tarafta yasaklar var. Şimdi sosyal medyanın 15 yaşın altındaki çocuklara yasaklanması söz konusu. Eğitim ve bilinçlenme konusunda doğru olan yöntem nedir?

Yasa koyucu yasaklar getirse de az önce ifade ettiğim okul iklimi yaratılmadan bu sorunlar çözülemez. Anne ve babalar çocuklarının sosyal medyada etkileşimlerini izlemeli ama yasaklar olsa da çocuklar bir yol açabiliyorlar… Çocukları dinlemeli, iletişim kurulmalı. Farklı davranışlar belli işaretler veriyor olabilir. Duyma, dinleme, empati kurma çok önemli. Sosyal medya bağımlılığı bir sorun tabi ki! Çünkü gerçek ilişkiler yerine hayatlara teğet geçen yüzeysel ilişkiler.

  • 25 yıllık bir süreçte eğitimdeki temel sorunlar, topluma ve eğitime dönük ciddi bir özel savaş yöntemiyle mi karşı karşıyayız? Yeni gençliğin yaşamı eğitimi bir yap-boz tahtasına mı döndü?

Eğitim sisteminin gerçek sorunları üzerine geçerli ve güvenilir araştırmalar yapılamıyor. Çözümler üzerine ortak akıl işletilemiyor. Milli Eğitim Şuraları göstermelik. Üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler yok edildi. Üniversitenin gücü ortadan kaldırıldı neredeyse… Tüm bunlar olurken eğitim, meşhur kitabın adında yer aldığı gibi kitle imha silahı haline dönüşebiliyor. Siyasal iktidar kendi kopyalarını üretmek istiyor: Kendi ifadeleri ile “kindar ve dindar bir nesil yaratacağım,” diyor. İşte kindar iki çocuk/genç okulda katliam yaşatıyor. Bizler kendine ve çevresine güvenen meraklı, sorgulayıcı, diyalog kurabilen neşeli gençler yetişsin isteriz. Bilimle, sanatla, politika ile sevgiyle bunu yapabiliriz. Ayrılık değil farklılık farklanmanım değerini biliriz.

  • Çocukları cinayetler için kullanan mafya tipi örgütlenmelerin devlet, siyaset ve bürokrasi tarafından destek görmeden ortaya çıkmaları ve güçlenmeleri mümkün mü?

Toplumu bu denli gözetleyen, disipline eden otoriter bir devlet anlayışı sokaklarda olup bitenleri büyük ölçüde öğrenir, sezer. Ama farklı yorumlar, onarıcı adaleti düşünmeyebilir, sonuçlarını her zaman kestirmeyebilir. Kendine yakın olanları koruyabilir. Gülistan Doku’nun nerede olduğu neden bugüne dek saklandı? Neden şimdi düğüm çözülmeye başlandı?

  • Arka arkaya üstü kapatılan sümen altı edilen bu düğümler çözülüyor… Öte taraftan da bireysel silahlanmanın bu kadar kolay olduğu bu çarkın içinde, televizyon ve sosyal medyadaki yönlendirmeler çocukların şiddete yönlenmesinde nasıl bir etki yaratıyor?

Bunlar da şiddeti tetikleyen pek çok etkenden biri! Ama sadece birisi de olabilir. Şiddet pek çok etkenin kesişimi içinde ortaya çıkıyor kanımca. Pasif izleyici konumda olma hali, kişide tehdit altındayız, korumasızız, güçsüzüz duygusu yaratabiliyor. Güçsüzsem silahlanmak beni güçlendirir diye düşünenler olabilir. Oysa güçlenmenin, gelişmenin çok farklı yolları var okul içinde. Öğretmenler, rehber öğretmenler, arkadaşlar, destek ve dayanışma okul içinde kurulabilir. Silaha kolayca ulaşılabiliyor, bu yönelim teşvik ediliyor. Bireysel silahlanma büyük bir sorun.

  • Toplum sosyolojisini ve eğitim sistemini kapsayan uzun süreli bir politik uygulamayla mı karşı karşıyayız?

Kesinlikle öyle… Gençliğin enerjisi tehdit olarak algılanıyor, oysa bu güç çok olumlu sonuçlara da vesile olabilir.

  • Bir diğer önemli konu da çocuk istismarları ve cinayetleri… Devlet, iktidar ve tarikatlar arası ilişkiler, çocuk istismarlarında bir suç ortaklığını mı ortaya çıkarıyor?

Dışa kapalı ortamlarda nasıl meyve ve sebzeler çürür ise dışarı kapalı, penceresi ve kapısı kapalı, oksijeni az toplumsal alanlar toplumsal çürümenin de önünü açabilir. Etik dışı davranışlar ilkin zayıf olanlara yönelir, çocuklar, kadınlar ve göçmenler…

Yalnız ve güçsüz insanlar kanımca bu tarikat ve cemaatlerin daha çok hedefindedir.

  • Okullardaki cemaat tarikat yapılanmaları bilimsel eğitimden uzaklaşıldığını yerine neyin konduğunu gösteriyor?

Eğitimde bu dünyadan kopmuş, bu dünyaya sırtını dönmüş çocuklar yetiştirilmek isteniyor! Bu yapılanmalara göre bu dünya geçici! Sömürü, eşitsizlikler ve adaletsizlikler karşısında bir şeyler yapmak gereksizleşiyor bu durumda! Oysa bizler çocuklar ve gençlerin bu dünyada insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmelerini, bu dünyada şairane biçimde konaklamalarını, haklarını aramalarını istiyoruz. Bu değişim talep etmek demek. Tarikat ve cemaatler statükonun, mevcut kar ve rant düzeninin devamından yanalar…

  • Peki, iktidar ve devlet politikaları eğitim üzerinden nasıl şekillendiriliyor?

Devlet politikalarını belirleyen iktidar eğitimin bileşenlerini, öğretmenleri, geleceğin yetişkinleri olarak çocuk ve gençleri, hatta velileri iktidarını sürdürmek için fiili ve potansiyel oy deposu olarak görüyor. Onları istediği biçime sokmak, kendine boyun eğen, ses çıkarmayan itaat eden kişiler haline getirmek istiyor. Mevcut Milli Eğitim Bakanı’nın basına verdiği demeçler bu doğrultuda. Çocuk ve gençleri güçlendirmek, geliştirmek ve özgürleştirmek yerine arzu, güç ve taleplerini sınırlandırmak üzere hareket ediliyor.

  • Nasıl?

Kendini ifade olanakları (ses, söz, yazı, renk, nesnelere biçim vermek vb.) engellenmiş çocuklar dikkati çekmenin farklı yollarını arayabilirler. Susmak güçtür. Kalabalık sınıflarda söz sırası neredeyse gelmez. Tükenmişlik duygusu yaşayan öğretmenlerin sabrı da hızlı tükenir. Okulda otoriter anlayış çalışma barışını bozar. Siyasal iktidara yakın sendikalar da öğretmenlerin yararına pek az çalışma yürütür. Okullar son iki olayla adeta alarm veriyor. Bu olaylar üzerine düşünülmeli.

  • Otoriterleşme, anti-demokratik uygulamalar, ekonomik krizlerle birlikte okullarda nitelik ve nicelik ne boyutta? Öğrencide, ailede, öğretmende?

Okullarda nitelik düştü, okullar arasında toplumsal, sınıfsal eşitsizlikler var. Bilimsel, kamusal, laik, demokratik eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, anadilinde eğitim ilkelerinden uzaklaşılıyor. Velilerin çok büyük bir kısmı geçim derdinde, çocuklarına zaman ayıramıyor, kendini geliştiremiyor, halk eğitimi yapılamıyor. Tek bir öğretmen yok; ücretli öğretmen, aday öğretmen, sözleşmeli öğretmen, öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen gibi eşitsizlikler içeren öğretmen kategorileri var. Eşit işe eşit ücret ilkesi gözardı ediliyor. Özel öğretim kurumlarında çalışan güvencesiz çok düşük ücretli öğretmenler var.   Öğrencilerden söz ettik. Öğrenciler sınav odaklı sistemde baskı altındalar. Okullarında bir öğün ücretsiz yemek olanağı bile yok! Okullarda paran yoksa temiz ve güvenilir suya erişme olanağın yok. Tüm bu sorunlara karşın okullar etkili bir toplumsal ortam. Bir karşılaşma mekanı! Ama bambaşka olabilir bu mekanlar. Başka bir eğitim olabilir.

  • Toplumsal çürümenin sonuçları toplumun bağlarını mı çözüyor?

Toplumsal çürüme tüm bağları koparır, dayanışmayı bitirir, birlikte güçlenme olanağı bağların kopması nedeniyle yavaşlar. Bencil arzular körüklenir.

Bununla birlikte milyonlarca insanın güçleri de vardır, hakları ilerletme olanağı da. Yani yeniden tazelenmek ve canlanmak da insanın neşeli yetileri arasındadır. İktidarın olduğu her yerde direniş de vardır.

  • Çocuklar katledildi, okul koridorlarında çocuklar o dehşetin içinde bir travma yaşadılar. Bu travmalar hem aileler hem de çocuklarda eğitim alanında nasıl kaygılar doğurdu? Ve bu nasıl giderilir?

Bu olaylarla çocuklar, öğretmenler ve aileler ağır bir travma geçirdiler. Psikolojik bir desteğe ihtiyaçları var. Acıları çok büyük!

  • Bir çocuktan katil yaratan bu karanlık nasıl aydınlatılır?

Aklını kullanma cesaretine sahip, duygularını ifade edebilen, çevresi ile etkili iletişim kurabilen, toplumsal olarak farklı kesimleri tanıyan ve anlayan, eşitlik ve özgürlük ilkelerini gündelik yaşamına aktarabilen çocuklar yetiştirerek bu karanlığı aydınlatabiliriz. Sahip olduğumuz güçlerle bunu yapabiliriz. Gücümüzü fark edelim.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Vicdanın ölümü sistemin patolojisi

Sonraki Haber

Kürt sorunu bu işte!

Sonraki Haber

Kürt sorunu bu işte!

SON HABERLER

Kürt sorunu bu işte!

Yazar: Yeni Yaşam
20 Nisan 2026

Kindar bir neslin katliamları

Yazar: Yeni Yaşam
20 Nisan 2026

Vicdanın ölümü sistemin patolojisi

Yazar: Yeni Yaşam
20 Nisan 2026

Amedspor’dan TFF’ye çağrı: Hakem kararları artık geçiştirilemez

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Netanyahu’nun yolsuzluk davasında ifade süreci yeniden ertelendi

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

ABD’de silahlı saldırı: 8 çocuk hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

İstanbul Tabip Odası seçimlerini Demokratik Katılım Grubu kazandı

Yazar: Yeni Yaşam
19 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır