• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
3 Mayıs 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Çitil’lerden Sonel’lere bir istismar devleti

3 Mayıs 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Gazetemize konuşan Av. Eren Keskin, 90’lardan bugüne devletin istismar politikasını anlattı:

  • Gülistan Doku’nun yaşadığını 90’larda yaşayan kentlerden biri Batman’dı. Devlet görevlilerinin, özellikle askerlerin, genç kadınları istismar etmesi ile kapalı bir toplum ve feodal ilişkiler nedeniyle kimseye anlatamayan birçok genç kadın yaşamını yitirdi. Aslında Doku olayı bunun bir devamı…
  • 90’larda Musa Çitil isminde bir komutan vardı. Onun bölgesinde birçok kadın cinsel işkenceye maruz kaldı. Hatta Çitil başta olmak üzere 405 askere ilk kez bu coğrafyada tek bir dava açıldı. Tabi beraat verildi sonra da Çitil’in rütbesi arttırıldı, Sur, Cizre olaylarında komutan olarak karşımıza çıktı
  • Yeldana Kaharman, Nadira Kadirova dosyası da var. Ben her iki kadının ailesiyle görüşmeler yaptım. Başka insanlar da aradılar, tanık olduklarını söylediler. Ama sanırım korktular ve geri çekildiler. Güvenlikleri için detay vermeyeceğim ama iki olay da şüpheli. Bu dosyalar da araştırılmalı

Şirin Bayık

Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında özellikle 1990’lı yıllardan günümüze ağır insan hakları ihlalleri, gözaltında kayıplar, faili meçhul cinayetler ve kadınlara yönelik sistematik şiddetle de hafızalara kazındı. Gülistan Doku dosyasında delilleri örtbas mekanizması, Mehmet Ağar’ın dönemin valisi Tuncay Sonel’in oğluna Antalya’da lüks otellerinden birini tahsis etmesi ve Sonel’in kendisini kurtarmak adına Ağar’a başvurduğu iddiaları bu süreklilik tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Özellikle kamu görevlilerinin rolü, cezasızlık pratiği ve derin devlet olarak tanımlanan yapıların etkisi, dosya üzerinden yeniden sorgulanır hale geldi.

Gazetemize konuşan insan hakları savunucusu Av. Eren Keskin, Gülistan Doku dosyası ile aradan geçen yıllara rağmen, bu dönemin yarattığı karanlık mirasın ortadan kalkmadığını, aksine farklı biçimlerde sürdüğünü belirtti.

  • Gülistan Doku olayı, devlet eliyle organize bir şekilde kapatılan bir cinayeti bize gösterdi. Konuya ilişkin tartışmalar ve iddialar çok ciddi boyutlarda. Siz uzun süredir faillerin benzer olduğu dosyalarla çalışan biri olarak Doku dosyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında Gülistan Doku olayı tek olay değil. Biz çok uzun yıllardır zaten bu alanda çalışmalar yapıyoruz. Devlet güçleri tarafından cinsel işkenceye uğrayan kadınlara hukuki yardım vermek için 1997’den beri bizim bir ofisimiz vardı. Özellikle çatışma yaşanan bölgelerde, bütün dünyada kadınlar açısından böyle bir tehlike, böyle bir devlet politikası, böyle bir istismar yöntemi her zaman var. Şunu hiç unutmamak gerekir ki, Gülistan Doku’nun yaşadığını 90’larda en yoğun yaşayan kentlerden biri örneğin Batman’dı. Batman kadın intiharları ile anılır bir şehir haline gelmişti. O kadar çok kadın intihar etti ki ve o dönem bu uygulama nedeniyle, özellikle oraya giden devlet görevlilerinin ve özellikle askerlerin, uzman çavuşların genç kadınlarla kurdukları ilişkiler ve sonrasında onları istismarı ile kapalı bir toplum ve feodal ilişkiler nedeniyle kimseye anlatamayan birçok genç kadın yaşamını yitirdi. 90’larda bu çok tartışılan bir konuydu. Aslında Gülistan Doku olayı da bunun bir devamı.

  • 90’lı yıllara dair verdiğiniz örnekler bugünkü tabloyla nasıl bir ilişki kuruyor?

Yine 90’larda Mardin bölgesinde Musa Çitil isminde bir komutan vardı. Onun bölgesinde yine birçok kadın cinsel işkenceye maruz kaldı. Hatta Musa Çitil başta olmak üzere 405 askere ilk kez bu coğrafyada tek bir dava açıldı. Ş.E.’ye ‘cinsel saldırı’ gerekçesiyle dava açıldı. Tabi beraat verildi sonra ama ne oldu örneğin Musa Çitil’in rütbesi arttırıldı, Sur, Cizre olaylarında yine komutan olarak karşımıza çıktı. Yani bu olayı sadece Gülistan Doku olayı olarak ele almak bana göre doğru değil. Gülistan Doku da bu şekilde mağdur edilen diğer kadınlardan biri.

Bir başka konuya da dikkat çekmek istiyorum: Deniyor ki Tuncay Sonel suç örgütü. Tuncay Sonel suç örgütü diye bir şey olamaz. Tuncay Sonel Dêrsim valisi, devletin valisi ve devleti temsil eden kişi. Tuncay Sonel’in kararttığı deliller ki Adalet Bakanı kendisi de açıklıyor, bu karartılan delillerin Emniyet Müdürü’nün, Emniyet Genel Müdürü’nün, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bilgisi haricinde yapamaz. Hiçbir vali bunu yapamaz. Böyle bir güçleri yok valilerin. Bu bir sistematik içinde yapılmış bir şey. Yani o dönemin valisi, polisi, hastanesi tamamıyla bir mekanizma içinde yapılmış. Bunun neden ortaya çıktığına dair düşüncem, tabi ki ifade veren insanlar olmuş. Birçok dosyada olabilir. Bir süre sonra vicdanı rahat etmeyip konuşmak isteyen insanlar olabilir ki anladığımız kadarıyla Gülistan Doku olayında da bu tür konuşan insanlar var. Bir savcı da bu olayın üstüne gitmiş. Bu da bir gerçek. Ama savcı istediği kadar üstüne gitsin çıkmayabilirdi ortaya.

  • Bu dosya neden bugün ortaya çıkarıldı?

Burada da sanıyorum Soylu ekibiyle bir çatışma nedeniyle bütün bunlar ortaya çıktı. Soylu, Mehmet Ağar’ın çok yakını. Yani bugüne kadar Mehmet Ağar ve ekibi yani derin devlet dediğimiz o yapı birçok suçun faili. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama Mehmet Ağar’a hiç kimse dokunamadı bu coğrafyada. Mehmet Ağar hala birçok insanın bildiği suça hala da karışabiliyor. Hala o gücü var. O zaman devletin içinde bu derin kanat hala varlığını sürdürüyor. Hala cezasızlıkla korunacağını düşünüyor. Çünkü bir vali bu kadar delil karartma yapamaz, korkar, çekinir. Cezasızlıkla korunacaklarını bildikleri için yaptılar. ‘Biz devletiz’ diyerek yaptılar. Ama şimdi bir şekilde ortaya çıktı. Dilerim bir sonuca gelir. Çünkü her şeyden önce Gülistan’ın cenazesinin bulunması gerekiyor ve daha çok yapılacak şey var. Birçok delil karartılmış. Bir süre sonra bu insanları delil yetersizliğinden serbest de bırakabilirler. Çünkü hukuk, tekniktir. Hukukta delil konuşur. O yüzden bu konuda ses çıkarmaya devam etmek gerekiyor.

Öte yandan sadece vali yapmış gibi, kişisel bir suçmuş gibi değerlendirilemez bu. Altı yıldır böylesine bir suç gizlenmiş. Deliller devlet memurları eliyle karartılmış. Burada sorumlu devletin kendisidir. Tuncay Sonel’in sorumluluğu kişisel bir sorumluluk değildir.

  • Benzer dosyalar olarak anılan diğer vakalar hakkında neler söylemek istersiniz?

Yeldana Kaharman, Nadira Kadirova dosyası da var. Ben bu iki dosya ile ilgili her iki kadının ailesiyle görüşmeler yaptım. Başka insanlar da aradılar, tanık olduklarını söylediler. Ama sonuçta sanırım korktular ve geri çekildiler. Nadira dosyasında yine Mehmet Ağar ekibine yakın eski bir komutan sonradan milletvekili olan biri Ergenekon davasında da yargılandı. Güya eşinin bakıcısı ama milletvekilinin Meclis’teki odasında pozları var. Bir ilişkileri olduğu kesin. Hayatın normal akışına aykırı  ve kadın onun silahından çıkan kurşunla ölüyor. Tamamen bu olay kapatıldı.

Yine Yeldana olayında da beni çok arayan oldu. Ama sonradan korktukları için konuşmayı bıraktılar. Güvenlikleri için konuşmaların detayını vermeyeceğim ama iki olay da son derece şüpheli. Bu dosyaların da araştırılması gerekir. Ama birilerinin konuşması gerekiyor. Ayrıca sadece bu üç kadının öldürülmesi değil, Mehmet Ağar 90’larda Kürt işadamlarının öldürülmesiyle de adı anılan bir kişi. Ya da gözaltında kaybedilen insanlarla da anıldı. Sadece Mehmet Ağar da değil derin bir yapı var. Bu derin yapı hiçbir zaman açığa çıkarılmadı. Hala korunmaya devam ediyor. Ergenekon davası ile bir ara sanki konuşulur gibi oldu sonra yine üzeri kapatıldı. Bir de bu insanlara tazminatlar ödendi. ‘Özür dileriz dava açtık’ diyerek. Bu coğrafyada bu derin yapı hala varlığını devam ettiriyor. Tuncay Sonel de bu gücü oradan alarak yaptı bütün bunları.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Dicle Üniversitesi kampüsüne petrol sondajı

Sonraki Haber

Sessiz mücadelemize ses verdi

Sonraki Haber

Sessiz mücadelemize ses verdi

SON HABERLER

Sessiz mücadelemize ses verdi

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mayıs 2026

Çitil’lerden Sonel’lere bir istismar devleti

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mayıs 2026

Dicle Üniversitesi kampüsüne petrol sondajı

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mayıs 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mayıs 2026

Çok dillilik ışığında belediyecilik ve yerel yönetimler

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mayıs 2026

Sosyalizmde ısrar ve yeni bir gençlik rüzgârı

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mayıs 2026

Antalya S Tipi Hapishanesi’nde ne oluyor?

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır