DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde belirleyici eşiğe gelindiğini vurgulayarak Abdullah Öcalan’ın özgür çalışır koşullara kavuşturulması için gerekli hukuki araçların iktidarın elinde olduğunu söyledi. Bahçeli’nin, ‘fiili’ statü tanımını değerlendiren Türkdoğan, ‘Fiili durumlardan vazgeçmek kolaydır. Biz bu sürecin geri dönülemez bir süreç olmasını istiyoruz. Bunu sağlamanın yolu da hukuksal bir alt yapıdır’ dedi
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair konuştu. Öztürk Türkdoğan süreç kapsamında atılması gereken yasal adımlar, sürecin geldiği aşama ve süreç bağlamında yaşanan gelişmeleri Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.
Türkdoğan, sürecin kritik bir eşiğe ulaştığını belirterek ilerleyebilmesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yasal statüsünün bir an önce tanınması gerektiğini vurguladı. Mevcut yasalar çerçevesinde bu adımı atmaya iktidarın yetki ve araçlarının yeterli olduğunu belirten Türkdoğan, Devlet Bahçeli’nin önerdiği “fiili statü” yerine hukuki güvenceye dayalı bir tanımlama yapılması gerektiğini ifade etti.
Türkdoğan’ın Mezopotamya Ajansı’na verdiği söyleşi şöyle:
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Abdullah Öcalan’ın yasal statü tartışması devam ediyor. Devlet Bahçeli bu konuda kimi önerilerde bulundu. Ancak tanımlamada bir farklılık görüyoruz. Sizce söz konusu statünü nasıl olmalı?
Sayın Öcalan’ın pozisyonunu doğru tanımlamak gerekiyor. Sayın Öcalan bu süreci başlatan ana muhataptır, baş aktördür. Yani bir tarafın doğrudan doğruya birinci dereceden hem sorumlu, hem lideri hem de temsilcisi. Çatışma çözümlerinde buna dikkat etmek gerekiyor. Çünkü diyalogdan müzakereye geçtiğiniz zaman, tarafların müzakereleri mümkün olduğu kadar özgür ortamlarda yapması gerekir ki sonuç alınabilsin. Bu bakımdan Sayın Öcalan’ın statüsü elbette önemlidir.
Yasal statü meselesi sürecin en başından beri gündeme gelmedi. Neden şimdi daha çok konuşuluyor?
Sayın Öcalan 10 yıl sonra silahsızlanma konusunu en başa çekti. Şimdi bu güçlü bir liderlik gerektirir. Bunu herkes yapamaz. PKK’de, Sayın Öcalan’ın bu çağrısına doğrudan uydu. Bu da Sayın Öcalan’ın ne kadar güçlü bir lider olduğunu ortaya koydu.
Başlangıçta bunu konuşmuyorduk. Çünkü başlangıçta biliyorsunuz Sayın Öcalan inisiyatif aldı. Tarihi bir çağrı yaptı. 27 Şubat 2025 çağrısı tarihi bir çağrıdır. Benim açımdan sürpriz olmadı, çünkü 2015’te tıkanan noktalar vardı. Bu tıkanmanın başında silahsızlanma konusu vardı. Bu sefer Sayın Öcalan 10 yıl sonra silahsızlanma konusunu en başa çekti. Şimdi bu güçlü bir liderlik gerektirir. Bunu herkes yapamaz. PKK’de, Sayın Öcalan’ın bu çağrısına doğrudan uydu. Bu da Sayın Öcalan’ın ne kadar güçlü bir lider olduğunu ortaya koydu. Ve tabii ki PKK’de bu güçlü liderin, bu sürecin tamamının Sayın Öcalan tarafından yönetilmesini ve yürütülmesi kararını alıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne düşen görev ne? Öyle bir çağrı yapıldı ki; bu çağrı bir mutabakata dayalıdır.
Nasıl bir mutabakat?
Sayın Öcalan inisiyatif aldı ve bu çağrıyı yaptı. Devlet de bu çağrının gereğinin yerine getirilmesi noktasında her türlü adımı atmak durumunda. Çünkü bunlar karşılıklı olur. Bu çağrıyı yapabilmesi için iletişim kanalları açıldı. PKK bir sol sosyalist partidir. Sayın Öcalan, kongreye politik rapor sundu. Devletin kolaylaştırıcılığında gerçekleşti bu. Daha sonra bir siyasi adım atılması gerekiyordu. Meclis komisyonu kuruldu. Meclis komisyonu çalışmalarını biraz geciktirse de, toplumun değişik kesimlerini dinledi. Aslında barışın toplumsallaştırılmasında bu kesimlerin dinlenmesi çok önemlidir. Fakat 2013’ten farklı olarak daha merkezi bir çalışma yürüdü.
2013’te bu çalışma nasıl yürütüldü?
Akil İnsanlar Heyeti üzerinden yürütüldü. Akil insanlar heyeti, 81 il ve en az 150 ilçede toplantılar gerçekleştirdi. Bütün sivil toplum örgütleriyle toplantılar gerçekleştirdi.
Hangi yöntem daha etkili oldu sizce?
2013’teki yöntem daha etkiliydi. Çünkü o dönem sürece olan destek yüzde 79’a çıktı. Şimdi de sürece destek var. Fakat barışın toplumsallaştırılması çalışmaları tabana yayılmadığı için şüpheyle yaklaşım var. Yani bir güvensizlik var.
Abdullah Öcalan’ın yasal statü tartışmalarını daha somuta indirgersek, bu konuda ne yapılması gerekiyor, parti olarak siz ne öneriyorsunuz?
Sayın Öcalan’ın özgür çalışır koşullara kavuşması gerekiyor. Dolayısıyla bu konuda hem 6551 sayılı kanun hala yürürlükte hem de çeşitli kanunlarla özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkililer var.
Kürt hareketi defalarca açıkladı, bizimde bu konuda açıklamalarımız var. Sayın Öcalan’ın özgür çalışır koşullara kavuşması gerekiyor. Hukuk komisyonu olarak bazı somut önermelerimizi hazırladık. İmralı heyetimiz vasıtasıyla, muhataplarımıza da bunu ilettik. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın statüsü konusunda özgür çalışır koşullarının nasıl yerine getirileceği konusunda çok farklı önermeler, muhataplara iletilmiş durumda. Şu anda bunu yapacak yasal imkanlar da mevcut. Dolayısıyla bu konuda hem 6551 sayılı kanun hala yürürlükte hem de çeşitli kanunlarla özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkililer var.
Bu konuda mevcut yasalar üzerinden de belli adımların da atılabileceğini mi söylüyorsunuz?
Tabii ki yapılabilir. Dünyada değişik örnekler var. Hep fiilen gerçekleştirilmiş. Ancak Sayın Öcalan bunun fiilen olmasını istemiyor. Bu süreç 1993’ten başlayan bir süreç ve 2026’dayız. 33 yıldır devam ediyor. Artık bunun bir adının konulması gerekiyor. Çağrıdaki amaç demokratik toplumu inşa etmek. Yani hukuk dışılıktan hukuk içine girmek istiyoruz. Peki biz hukuk dışılıktan hukuk içine nasıl gireceğiz? Bu fiilen olmaz. Bunun adımlarının atılması lazım. Kaldı ki zaten Meclis komisyonu kendi raporunda bunu tavsiye ediyor. Raporda, eş zamanlı çerçeve yasanın çıkması gerektiğini ve çok sayıda demokratikleşme önerileri var. Yani bu adımlar atılırsa statü konusu çok rahatlıkla çözülebilir.
Bahçeli’nin “koordinatörlük” önerisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burada şu farkı çok net koymak gerekiyor. Sayın Öcalan, baş aktördür. Müzakere anlamında, çatışma çözüm süreci anlamında ve sosyolojik gerçeklik anlamında. Şimdi böyle olunca Sayın Öcalan’ın kendisi koordinatör olamaz. Bir koordinatörlük kurulacaksa; bu koordinatörlük hem devletle hem siyasal partilerle hem siyasi iktidarla hem toplumla Sayın Öcalan arasındaki ilişkiyi ve görüşmeleri sağlayabilir veya çok farklı görevler üstlenebilir. Sayın Öcalan burada ana muhataptır. Dolayısıyla onun statüsünü; müzakereyi yapmaya uygun, özgür çalışır koşulları sağlayacak şekilde belirlenmesi gerekiyor. Yani koordinatör, taraflar dışında olmalı.
2015 sürecinde taraflar arasında bir mekanizmanın olması gerektiği tartışılmış mıydı?
2015’te bunu izleme heyeti adıyla tartışmıştık. O dönem hatta izleme heyetinin kimlerden oluşacağı bile kamuoyuna yansımıştı ama sonra olmadı. O dönem silahsızlanma konusunda anlaşılmaması, Rojava konusunda farklı görüş ayrılıkların olması, uluslararası üçüncü gözün kabul edilmemesi gibi bir dizi etkenle süreç olmamıştı. Ama şimdi devlet heyeti doğrudan doğruya Sayın Öcalan’la görüşüyor. Bizim heyetimiz görüşmeleri gerçekleştiriyor Sayın Öcalan’la. Hareketiyle çeşitli kanallar üzerinden görüşmesinin önü açılmış durumda. Hareketle devlet heyetleri görüşebiliyor. Yani böyle olunca o zaman ilerletmek gerekiyor. Bunun adını koymak gerekiyor. Aslında statü dediğimiz şey bu. Siz ağırlaştırılmış müebbet hapis yükümlüsü olan bir kişinin böyle tarihsel önemde, hatta beka derecesinde önem atfettiğiniz bir konuda, statüsünü tanımak zorundasınız. Hakkını teslim etmek zorundasınız.
Çatışma çözümü süreçlerinde dünya örneklerinde, bu statü meselesi nasıl ele alınıyor?
Çatışma çözümlerinde liderlerin tarafların birbirini şeytanlaştırmaması gerekiyor. Diyalog içinde olması gerekir ve müzakerenin koşullarını oluşturur. Bu müzakere koşulları da bir hukuki alt yapı gerektiriyor.
Genellikle hep böyle fiilen başlamış. Belli bir aşamadan sonra çıkarılan çeşitli yasalarla sağlanmış. Ki biz demokratik entegrasyon için barış yasasını konuşuyoruz. O yasalar zaten çıktığında doğal olarak herkes özgür olacak. Ama işte o özgürlüğe giden sürecin başlangıçta bir tanımının yapılması gerekiyor. Mesela Mandela örneğinde fiilen yapılmış. Mandela’nın daha sonra hapishanesi değiştiriliyor. Son kaldığı hapishanede fiilen, bir ev hapsi şeklinde son dönemi geçiyor. Fakat bunlar fiilen gerçekleşiyor ve daha sonra süreç tabii ki hızlanarak, Güney Afrika çatışma çözümü gerçekleşiyor. Başka ülkelerde çok farklı örnekler var. Askeri kanat farklı, siyasi kanat farklı. Hapishanedeki liderlerle diyaloglar farklı. Her ülke kendi örneğini bir şekilde oluşturmuş.
Ama sonuçta çatışma çözümlerinde temel kurallar var. Çatışma çözüm süreçlerinde ancak güçlü liderler çözümü sağlayabilir. Dolayısıyla Kürt tarafı bakımından Sayın Öcalan’ın güçlü liderliği konusunda en küçük bir şüphe yok. Türkiye’de de zaten bir başkanlık modeli var. Yani Sayın Erdoğan’ın devlete olan hakimiyeti konusunda kimsenin bir şüphesi yok. Hele hele Cumhur İttifakı ortağı Sayın Bahçeli bu konuda çok net bir tutum almış. Dolayısıyla liderlerin kararlılığı net. Bu çok önemli. İkinci kural çatışma çözümlerinde liderlerin tarafların birbirini şeytanlaştırmaması gerekiyor. Diyalog içinde olması gerekir ve müzakerenin koşullarını oluşturur. Bu müzakere koşulları da bir hukuki alt yapı gerektiriyor.
Ki zaten Sayın Öcalan’la ilgili hukuksal olarak da Türkiye’nin hem AİHM’in 2014’teki kararı hem de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kararları var. Yani her türlü hukuksal dayanak var. Birde 2014 yılında çıkan 6551 sayalı ‘Çözüm süreci kanunu’ var. Bütün bunları yan yana koyduğumuzda, Sayın Öcalan özgür çalışma koşullarına kavuşturulabilir.
Hem hukuksal dayanaklarının olduğunu hem de liderlerin bu konuda kararlı olduğunu söylediniz. Peki engel ne? Bahsettiğiniz adımlar neden atılmıyor?
Anladığım kadarıyla; bunun iç politikada siyasi iktidarın aleyhine kullanılma ihtimalinden tutun da, çeşitli zamanlama kriterleri gibi durumlar var. Yani dönüp dolaşıp bunun siyasete malzeme edilip edilmeyeceği konusu geliyor. İşte biz o yüzden Sayın Öcalan’ın özgür çalışır koşullarının sağlanması gerektiğini ifade ediyoruz. Türkiye toplumunun temsilcileriyle, gazetecilerle, kanaat önderleriyle, sivil toplum örgütü temsilcileriyle pekala bazı diyaloglara girerse kendisini daha iyi anlatabilir. Türkiye’nin şu anda etrafı ateş çemberi halinde. Öyle Sayın Öcalan bir buçuk yıldan beri Türkiye’yi bu ateş çemberinden uzak tutuyor. Şimdi bunu siz topluma anlattığınızda bu süreci daha fazla destekleyecek. Tabii ki bazı konularda bölgesel gelişmelerin, bir bekle gör siyasetinin izlendiği durumlar da var.
Bahçeli, statüyü “fiili” olarak tanımladı. Sizde bunun hukuksal bir statü olması gerektiğini belirtiyorsunuz. Fiili bir statünün handikapları ne olur?
Fiili durumlardan vazgeçmek kolaydır. Biz bu sürecin geri dönülemez bir süreç olmasını istiyoruz. Tarafların da geri dönemeyeceğini düşünüyorum. Bunu sağlamanın yolu da hukuksal bir alt yapıdır. Yani hukuki güvencelerin sağlanmasıdır. Sadece siyasi güvence yetmez. Hukuki güvenceye bağladığınız anda süreç, otomatikman ilerler. Dolayısıyla bakış açımızdaki farklılığın başında bu geliyor. Mutlaka bir hukuki güvenceye kavuşması gerekir. Sayın Öcalan, Kürdün hukuk dışılığına son verilmesi gerektiğini söylüyor. Hukuk içinde olmak istiyoruz, tanınmak istiyoruz.
Abdullah Öcalan’ın yasal statüsü aynı zamanda bahsettiğiniz şekilde Kürdün hukuk içine alınması anlamına da geliyor o zaman…
Tabii ki bunu da kapsıyor. Meclis komisyonunun tavsiye ettiği o çerçeve yasasında, pekala bununla ilgili bir yasal dayanak çıkarılabilir ve ben şuanda buna bile ihtiyaç olmadan statünün tanımlanabileceğini düşünüyorum. Bunun için gerekli hukuksal araçlara iktidar sahiptir. Bu sağlanırsa eğer süreci, bir üst aşamaya ilerletecektir. Süreçten geri dönemeyeceklerini onlarda biliyor. Hiçbirimiz bu saatten sonra bu süreçten geri dönemeyiz. Türkiye’nin mutlaka ve mutlaka artık bu konuda adım atması, bu çatışma çözüm sürecini başarıya kavuşturması gerekiyor. Ve ondan sonra gerçekten sahici demokratikleşme adımlarıyla süreci ilerletmesi gerekir.
Bu süreçten geri dönülemeyeceğine dair kanaatiniz güçlü. Aynı düşünceniz 2013 sürecinde de oluşmuş muydu?
O dönem anlaşmazlık noktaları çok fazlaydı. İyimserdik ama bu kadar net konuşamıyorduk. O dönemin koşulları farklıydı. O dönemden 10 yıllık kesintisiz bir savaş yaşandı. Türkiye ilk defa Suriye’ye askeri müdahalede bulundu. Türkiye, Irak’taki askeri varlığını daha fazla arttırdı. Türkiye yeniden olağanüstü hale geçti. Uzun bir dönemden sonra Türkiye yeniden tüm Türkiye’yi kaplayacak şekilde ve aslında eski tabirle sıkı yönetime yeniden geçti. Hem içeride hem dışarıda büyük bir savaş hali yaşandı. Artık biz buna geri dönemeyiz. Yani her yönüyle kendimizi tüketecek bir noktaya kimse dönemez.
Bir de ana akım siyasi partilerin tamamı süreci destekliyor. AK Parti, MHP, CHP, DEM Parti ve diğer partiler… Dolayısıyla bir ülkenin ana siyasi akımlarının tamamının desteklediği bir süreçten neden vazgeçilsin? Vazgeçemez ki. Herkes artık bunun başarılması gerektiğini ifade ediyor. Şimdi bunun yol ve yöntemleri tartışılıyor. Ortaya konan görüşler kıymetlidir. Biz de kendi görüşlerimizi ifade ediyoruz. Bunlar bir zeminde tartışılacak, iktidarla tartışılacak, Sayın Öcalan’la İmralı’da tartışılacak, Kürt hareketiyle tartışılacak, ortak bir konsensüse dayalı bir yol bulunacak. Statü tanınacak. Gerekli kurumlar varsa kurulacak, gerekli koordinasyonlar varsa oluşturulacak. Ve çalışmalar bu şekilde sürdürülecek.
Bahçeli’nin, “yol haritasını” genel anlamda nasıl değerlendirdiniz? Hem süreci ele alış kurgusu hem de metnin dili nasıldı?
Kürt sorunu bir anayasal sorundur. Anayasal düzeyde çözülmeli. Sonrası da siyasi mücadeledir. Bu açıdan Bahçeli’nin bir perspektife sahip olması önemli.
Bir milliyetçi partinin, hele hele iktidarda olan bir milliyetçi parti liderinin bu konuda kendince, kendi jargonunca bir çözüm yöntemi önermesi çok önemli. Tabii ki o bir iktidar partisi, biz bir muhalefet partisiyiz. MHP, Ekim 2024’ten beri artık bu konuda adım atılması gerektiğini savunan bir parti. Daha önce süreçlere karşı oldu. Dolayısıyla onlar açısından baktığımızda olumlu bir noktada. Fakat biz kendi açımızdan baktığımız zaman, bir çatışma çözüm sürecinde ortaya konan bazı öneriler var. Bunların tartışılması, bunların farklı görüşlerle zenginleşmesi ve ortak bir konsensüse bağlanması gerekiyor. Bunun başında da Sayın Öcalan’ın pozisyonunu doğru tarif etmemiz gerekiyor. Çünkü Sayın Öcalan bizim bakımımızda ana muhataptır, baş aktörüdür. Dolayısıyla özgür çalışır koşullara kavuşturulması ve akabinde süreç ilerledikten sonra da özgür olması gerekir.
Bahçeli’nin ‘yol haritasında’, bir çatışma çözümünün nasıl ilerleyeceğinin aşamalarına dair bir kurgu var. Bizde parti olarak sunduğumuz önermelerde; önce demokratik entegrasyon aşamasının gerçekleşmesi, sonra özgürlük yasalarının çıkarılmasını belirttik. Ve en nihayetinde Kürt sorunu bir anayasal sorundur. Anayasal düzeyde çözülmeli. Sonrası da siyasi mücadeledir. Bu açıdan Bahçeli’nin bir perspektife sahip olması önemli. Farklılıklarımız var, bunu kabul etmek gerekir. Statüyü o farklı, biz farklı tarif ediyoruz. Bu konuda sanırım bir çözüm bulabiliriz diye düşünüyorum.
Bahçeli’nin ortaya koyduğu yol haritası yalnızca onun kişisel görüşü müydü, yoksa Cumhur İttifakı’nın ya da devletin ortak görüşü müydü?
Sayın Bahçeli ile Sayın Cumhurbaşkanı sık sık istişare ediyor. Cumhur İttifakı’nda yer alan bir partinin görüşüne AK Parti karşı çıkmamıştır. Karşı çıkmadığına göre demek ki onlar da artık bir yol haritasının çıkması gerektiği konusunda hemfikirdir, ki biliyorsunuz parti sözcüleri açıklama yaptı ve üzerinde çalıştıklarını söyledi. Dolayısıyla ben çok farklı noktalarda olduklarını düşünmüyorum.
Süreci ilerletmek anlamında herkes bir çaba içerisinde. Bizde bu sürecin ilerlemesi için bayramdan sonra siyasi partilerle görüşüp, özellikle somut bazı adımların atılması konusunda önerilerimizi paylaşmayı istiyorduk. Bayram sonrası için hazırlıklarda vardı. Ancak CHP’ye dönük mutlak butlan kararı çıktı. Nasıl olacağına bakacağız. Devlet şu anda Sayın Öcalan’a bu çatışma çözüm sürecinde bir güçlü lider olarak süreci yürütebilecek bir kişi olarak bakabilir. Abdullah Öcalan sadece bir hareketin lideri değil. Kendisini sürekli yenileyen, paradigmasını yenileyen ve demokratik ulus paradigmasıyla birçok noktada çözüm üreten bir kişi. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ı biraz böyle ele almak gerekir. Biz kendi özel modelimizi yani Türkiye’ye özgü modeli oluşturmaya çalışıyoruz ve burada Sayın Öcalan’ın çok özel bir yeri var. Ve herkes de bunu teslim ediyor. Biraz daha cesur olmak gerekir. Cumhur İttifakı’na naçizane tavsiyem, hızlıca demokratikleşmeleridir.
Hızlıca bir demokratikleşmeye gidilmesi çağrısı yaptınız ama tam da bu konuda tepkiler var. Demokratikleşmeye dönük adımların beklendiği bir yerde CHP’ye mutlak butlan kararı çıktı. Kararı siyaseten nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP, özellikle 2024 seçimlerini kazandıktan sonra birinci parti konumuna ulaştı ve AKP bakımından bu bir sorun olarak görüldü. Çünkü uzun yıllar hep birinci parti olarak çıkıyor seçimlerde. Fakat şunu görmek gerekir, yani demokrasilerde böyledir. Siz çözüm üretirseniz iktidarda kalırsınız. Halkın sorunlarını çözerseniz iktidarda kalırsınız. Demokrasiyi geliştirirseniz iktidarda kalırsınız. Bunları yapmazsanız elbette ki halk hoşnutsuzluğunu ortaya koyacaktır. Şimdi burada Türkiye’nin özellikle Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı o 10 yıllık çatışma ortamında, sıkı yönetim diye tabir ettiğim yönetim tarzında bir otoriter yönetim modeli gelişti. İkincisi de, Türkiye gibi temel meselelerini çözememiş, demokratikleşememiş ülkeler ve yargının bu kadar araçsallaştırılmasının yarattığı handikapları yaşıyoruz. Bu da aslında çok ciddi bir sorun. Büyük bir problem. Çünkü adalet toplumları, halkları bir arada tutan bir değerdir. Siz adaletle çok oynarsanız o değere zarar verirsiniz. Buna dikkat etmek gerekir.
Bir hukukçu olarak mutlak butlan kararını nasıl yorumladınız?
Mutlak butlan kararını okudum. Yılların tecrübeli hukukçusuyum. Bölge Adliye Mahkemesi’nin gerekçesi olmamış. Yani uydurulamamış. Özel hukuk sözleşmelerine uygulanan maddeleri siz bir siyasi partinin kongresi için uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok. Siyasi partiler çok nettir. Yüksek Seçim Kurulu gözetimindeki seçim hukukuna tabidir. Siyasi partilerin işleyişi anti demokratikse, demokratik kuralların dışına çıkmışsa, o artık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı üzerinden Anayasa Mahkemesi’ne açılacak kapatma davasının konusu. Yani siz hem YSK’nin hem de Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanına giren bir noktaya girdiğiniz anda o işin içinden çıkamazsınız. Türkiye siyaset tarihinde bir ilktir. Umarım Yargıtay bu yanlıştan döner.
Bu kararın siyasi etkileri nasıl olur?
Burada çok açık bir şekilde yargı üzerindeki etkinin dışarı vurumunu görüyoruz. Ama bunun siyasi sonuçları çok ağır olur. Yani siyaseti bu şekilde yargısal müdahalelerle dizayn etmek tehlikeli sonuçlara sebep olabilir. Öngörmediğiniz şeyler çıkabilir. Hani bir siyasi hareketi dağıtayım derken tam tersi onları birleştirebilirsiniz. Dolayısıyla neler olacağını göreceğiz. O yüzden adaletle bu kadar oynanılmamalı.
Partiniz de kararın, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni gölgeleyen bir adım olduğunu belirtti. Zamanlaması açısından da manidardı. Sürece etkisi olur mu?
Yargı yoluyla müdahaleyi boşa çıkartmanın yolu Cumhuriyet Halk Partililerinin ortak çözüm bulmasından geçer. Demokratik çözüm bulmasından geçer. Eminim CHP kendi içinde bu çözümü bulacaktır.
Herkes biraz Temmuz’dan sonraya bekliyordu bu kararı. Biz CHP’nin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi noktasındaki tutumunu çok önemsiyoruz. Ki Sayın Özgür Özel her defasında süreci destekleyeceğini, Meclis komisyonuna milletvekillerini vererek ve yine komisyonun ortak raporunu da ortaklaşarak tutumunu gösterdi. Çok kıymetlidir. CHP’nin sürece desteği önemlidir. Çünkü şu anda Sayın Öcalan da bunu çok önemsiyor. Sayın Öcalan özellikle en son görüşmelerde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem Meclis’te oluşturulacak izleme kurulunda hem de süreçte bir koordinatörlük oluşturulacaksa, mutlaka bu konuda desteğini çok önemsediğini ifade etmişti.
Mutlak butlan kararının zamanlama açısından öne çekilmesi, süreç birkaç ay daha mı bu tartışmalar ekseninde yürütülecek sorusunu bize sorduruyor. Umarız CHP birlik ve bütünlüğünü sağlar. Yargı yoluyla müdahaleyi boşa çıkartmanın yolu Cumhuriyet Halk Partililerinin ortak çözüm bulmasından geçer. Demokratik çözüm bulmasından geçer. Eminim CHP kendi içinde bu çözümü bulacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ayrılması, ayrışması, farklı farklı partilere ayrışmasının hiç kimseye bir faydası olmaz. Bu operasyonu kimler yaptıysa onlara bir tek faydası olabilir. Herkesin bunu görmesi gerekir. 100 yıldır Kürk meselesi, son 50 yılın çatışmasını sona erdirecek bu sürecin, siyasi partilerin rekabetine ve seçimlere kurban edilmemesi gerekir. Biz bu konuda çok kararlıyız.
Bu karar, sürecin ihtiyaç duyduğu toplumsal mutabakatı zorlaştırır mı? Siyasal gerilimin yüksek olduğu toplumsal atmosferde süreci daha kırılgan hale getirir mi?
Zaten barışın toplumsallaşması konusunda sorun olduğunu söylemiştim. Hep merkezde bu çalışmalar yapıldı. Bir türlü tabana inmedi. Barışı biz daha fazla tabana yaymamız gerekiyor, toplumsallaştırmamız gerekiyor. Anladığım kadarıyla, devlet içinde bazı kesimler veya siyasi iktidar içinde bazı kesimler sürecin toplumsallaşmasını çok fazla istemiyor.
Bahçeli’nin yol haritasında biri Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı bünyesinde biri de Meclis başkanlığı oluru ile siyasi partilerin içinde olduğu iki ayrı komisyon önerisinde bulundu. Bu öneri süreci daha kurumsallaştırmak istediği yönünde yorumlara neden oldu. Süreci kurumsallaştırma çabası mı yoksa kendi kontrolüne alma meselesi mi?
Bu öneriler, bizim çerçeve yasa dediğimiz yasal adımların atılmasıyla hayata geçecek. Devlet bünyesinde bir komisyon kuracaksanız, bu komisyon neyi izleyecek? Silahsızlanma sürecini ve demokratik entegrasyon sürecini izleyecek. Peki bunun için ne lazım? Yasa çıkması lazım. Bizde taslak yasa çalışmalarını yaparken, devlet içerisinde çeşitli mekanizmaların olması gerektiğini ifade etmiştik. 2013-2015 döneminde devlet içerisinde sekreterya görevini Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı yapıyordu. Koordinasyonu bunlar sağlıyordu. Ayrıca Başbakan yardımcılığı bünyesinde de Terörle Mücadele Yüksek Kurulu vardı. Yani aslında şu anda önerilen modellerin küçük örnekleri 2013-15 döneminde vardı zaten. Devlet kendi arşivinden yararlanıyor sürekli.
Şuanda hangi yasal adımlar atılmalı?
Siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir izleme komisyonu kurulsun. Bu komisyonda süreci izleyecek ve süreç içinde yasa gerekiyor. Bir çerçeve yasa çıkacaksa bu aynı zamanda hem Sayın Öcalan hem de hareketiyle önceden de tartışılması gerekiyor. Çünkü onlar yararlanacak. Dolayısıyla mekanizmalar kurulabilir.
Şimdi demokratik entegrasyon için barış yasasının çıkması lazım ve bu tip kurumlar kurulacaksa bunun tarif edilmesi gerekiyor. Devlet bakımından özellikle bu gerekli. Ya da Cumhurbaşkanlığının bu konuda karar alması gerekiyor. Mecliste zaten partilerin süreci izlemesiyle ilgili bir takip komisyonun oluşturulmasını Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’da önermişti. Sayın Bahçeli de aynı şeyi söylüyor. Siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir izleme komisyonu kurulsun diyor. Bu komisyonda süreci izleyecek ve süreç içinde yasa gerekiyor. Bir çerçeve yasa çıkacaksa bu aynı zamanda hem Sayın Öcalan hem de hareketiyle önceden de tartışılması gerekiyor. Çünkü onlar yararlanacak. Dolayısıyla mekanizmalar kurulabilir. Özellikle sivil toplum örgütlerinin de bu süreci izlemesini teşvik etmek gerekir. Biz İHD olarak bunu 2013-15 sürecinde fiili olarak süreci izleme komisyonu kurduk, raporlar hazırladık. 2015’te oluşturulması düşünülen izleme heyeti içerisinde akil insanlar modelinin küçük bir minyatürü öngörülmüştü.
Bütün öneriler tartışılabilir yeter ki bir an önce Sayın Öcalan’ın özgür çalışır koşulların sağlanmasına dayalı statü tanınsın. Bu tanımıyla birlikte yapılacak müzakerelerde ve tartışmalarda çerçeve yasa yani barış yasasının taslaklarının konuşulması ve o yasayla birlikte herkesin rahat çalışmasını sağlayacak yasal dayanağın sağlanmasına ihtiyaç var. 2014’te 6351 sayılı kanun çıktı. Bu kanun iyi ki çıktı. Çünkü biz üç sivil toplum örgütü Meclis görüşmelerine katılmıştık. Eğer bu kanun çıkmasaydı başımıza neler gelirdi. Şuanda da sivil toplum örgütleri, elini taşın altına koymak istiyor ama yasal güvence istiyor hükümetten. Bu yasal güvence de barış yasası kapsamında oluyor.
İktidarın bazı hazırlıkları olduğu yönünde açıklamaları oldu. Haziran ayı gibi yakın bir zamanda da kimi adımların atılacağı yönünde tartışmalar söz konusu. Bu adımlar beklenen barış yasası mı olacak ya da atılacaksa eğer bir adım, bu barış yasası mı olmalı ilk etapta?
Meclis raporunda, silahsızlanma süreci ve barış yasası dediğimiz çerçeve yasanın eş zamanlı olabileceğini de önermiştik. Yasayla birlikte uygulamalar da eş zamanlı yapılabilir. Bunlar tartışmalara bağlı. Ben şuanda ne desem karşılık bulmayabilir. Dolayısıyla burada önemli olan yöntemi doğru belirlemek. O nedenle Sayın Öcalan’ın statüsünün bir an önce tanınması gerekiyor. Bu tanımayla birlikte gerekli müzakereleri yapmak, tartışmaları yapmak, taslakları oluşturmak, bir konsensus sağlamak, onu bir an önce Meclisten geçirip o yasanın gerektirdiği çalışmaları hızlıca yapmak gerekir. İktidar bu konuda her türlü yetkiye sahiptir. Hatta bu yöntemlerin belirlenmesi konusunda bazı konularda o özel yasa olmasa bile, bazı yöntemlerin belirlenmesiyle ilgili adım atma yetkisine de sahiptir. Silahlanma olacaksa demokratik entegrasyon nasıl olacak? Yani silah bırakanlar nasıl bırakacak? Toplumsal yaşama nasıl katılacak? Demokratik siyasete nasıl katılacak? Bundan sonra yaşamlarını nasıl sürdürecekler?
Önce barış yasası sonra demokratik entegrasyon sonra özgürlük yasaları mı?
Barış yasası dediğimiz yasa da demokratik entegrasyon kuralları da belirlenebilir. Genellikle öyle olur. Hem silah bırakma hem de entegrasyon birlikte düzenlenebilir ki büyük ihtimalle öyle olacaktır. Bu negatif barıştan pozitif barışa geçişi sağlayacak bir yasadır. Daha sonra özgürlük yasaları var. Meclis komisyon raporunun demokrasi bölümünde belirtilen tavsiyeler kısmı büyük bir başlık. Biz parti olarak temel önceliklerimizi ifade ettik. Öncelikle Kürtçenin kullanılması, eşit yurttaşlığa giden çeşitli engellerin ortadan kaldırılması, ifade özgürlüğünün mutlaka bir şekilde sağlanması, siyasi partiler kanununda değişiklikler gibi birçok konu var böyle. Mesele bu süreçte AİHM ve AYM kararları doğrultusunda hapiste tutulan siyasetçilerin bırakılması çok rahatlıkla sağlanabilir. Kayyımlar yerine seçilmiş belediye eş başkanları görevlerine getirilebilir. Çeşitli idari tedbirlerle bu uygulamalar yerine getirilebilir.
Siz bu sürecin 93’ün devamı olduğunu söylediniz. Son 10 yıllık süreçte, “İmralı muhatap alınamaz” deniliyordu ve nitekim 4 yıl boyunca Abdullah Öcalan’dan haber alınamamıştı. Gelinen aşamada içerik olarak tartışmalı da olsa, Bahçeli bir yol haritası açıkladı. Bu süreci ve gelinen aşamayı bu 33 yıllık süreci göz önünde bulundurduğunuzda nasıl ele alıyorsunuz?
Sayın Öcalan’ın güçlü liderliği hem halkı hem de hareketi tarafından adeta bir kez daha tescillendi. Yani Sayın Abdullah Öcalan olmadan, yeni bir sürecin başlamayacağı ortaya çıktı. Devlet bunu anladı. Kabul etti daha doğrusu. Çünkü bu bir realiteydi zaten. Aslında çok iyi biliyordu. Çok farklı alternatifler belki de üretilmeye çalışıldı. Üretilemedi. Üretilemez çünkü bu sosyolojiye aykırı.
İlk defa Sayın Öcalan silahsızlanmayı en başa koydu. Bu çok önemli. PKK çağrısına uydu ve kendini feshetti. Ve halen bu fesih kararına uygun davranıyor. Bir parti hariç, ilk defa Mecliste grubu bulunan siyasi partiler Mecliste komisyon kurdu. Bu komisyon çalıştı ve ilk defa ortak rapor çıktı. 2013 yılındaki bir araştırma komisyonuydu. O araştırma komisyonuna CHP ve MHP üye vermedi. O komisyonun raporunu AK Parti raporu olarak çıkardı. O dönem BDP vardı, onun raporu da muhalefet raporu olarak çıktı.
Bu yönüyle bu süreçteki Meclis raporu bir ilkti. Ve ilk defa Sayın Bahçeli tarafından da bir yol haritası açıkladı. Dolayısıyla belirgin bir ilerleme var. Farklılık var. Sayın Öcalan’ın statüsü konusunda artık bir tanımlama yapılma ihtiyacı açıkça ortaya kondu. Bu da aslında bu 33 yılın geldiği aşama itibariyle ileriye doğru gideceğimizi gösteriyor. İstenilen düzeyde olmasa da taraflar sürekli pozitif bir bakış açısıyla sürece bakıyor. Bu çok önemlidir. Bende siyasetteki her türlü karışıklığa rağmen ilerlemenin sağlanacağını düşünüyorum. Her bakımdan Türkiye artık Kürt sorunun çözmek zorunda artık.
İktidar ya da devlet kanadı yaptığı açıklamalarda süreçteki hedeflerini örgütün “tasfiyesi” olarak belirliyor. Bahçeli’nin yol haritasında da bu vardı. Hala “güvenlikçi” bir dil kullanılıyor. Mesele hala buraya sıkıştırılıyor gibi bir durum söz konusu. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Yüzyıllık bir tekçi ulus devlet zihniyet var ve bu hep güvenlikçi oldu. Bu jargonun kullanılması ve bu bakış açısı doğal olarak iktidarda olabilir, meseleye böyle bakabilirler. Ama toplumun değişik kesimleri, Kürt hareketi, Kürt sorunun çözümünden yana olanlar ki en başta Sayın Öcalan ‘artık sorunu çözelim, hukuk içine girelim’ diyor. Hukuk içinde demokratik zeminde sorunlarımızı çözelim diyor. Bu bakış açısını geliştirmeye çalışıyor. O nedenle güvenlikçi bakış açısının olması anlaşılır bir şeydir ama biz de özgürlükçü bir bakış açısıyla meseleye yaklaşıyoruz. Bu hep olacaktır. Yani o özgürlük, güvenlik tartışması ve dengesi meselesi hep olacaktır.
Komisyonunuzun hukuksal adımlarla ilgili ne tür çalışmaları var?
Biz DEM Parti Hukuk Komisyonu olarak bu konudaki çalışmalarımızı yaptık. Bazı taslaklarımızı oluşturduk. Heyetimiz üzerinden bu tartışmalara hazır hale geldik. Şimdi muhataplarımızla bu zeminin oluşmasını ve bunu müzakere edecek bir ortamın oluşmasını bekliyoruz. Dolayısıyla evet bu çalışmalar biraz kapalı devre gidiyor ama doğası gereği başlangıçta böyle olması gerekir. Bu konuda hazırlıklarımız var ve bazı konularla hazırlıklarımız devam ediyor. O nedenle şimdi iktidarın atacağı adımları bekliyoruz.
Haber: Diren Yurtsever / MA









