İkisi de cezaevlerinin soğuk duvarlarında yıllarca özgürlüğü düşlemiş, çıktıklarında ise ne kin ne yorgunluk taşımıştı. Sadece daha güçlü bir inanç, daha sarsılmaz bir bağlılık. Onlar için devrim, soyut bir ideal değildi; günlük hayatta, her ilişkide, her adımda yaşayan bir gerçekti
Derya Arslan
Haziran, ateşin en kızgın haliyle toprağı öptüğü aydır. Tomurcuklar patlar, leylak kokusu sokaklara yayılır ama bazen o sıcak rüzgâr, canları da alır götürür. Cihan Deniz ve Hüsnü Ablay yoldaşlar için haziran, tam da böyle bir aydı. Ölmek zordu o ayda; çünkü hayat, devrimin nabzıyla atıyordu, umut yeşeriyordu her köşede. Mücadele kokusu yayılıyordu efil efil. Tam da bu esintide , Gittiler ve geride, yoldaşlığın en saf halini, devrimci bir sevginin en derin izlerini bıraktılar.
Cihan, dağların sert rüzgârıyla yoğrulmuş bir ateşti. Gözlerinde Kulp’un zınarları, yüreğinde halkın özgürlük türküsü vardı. Hüsnü ise Mazıdağı’nın bereketli toprağından geliyordu; sakin ama derin, kararlı ve şefkatli. İkisi de cezaevlerinin soğuk duvarlarında yıllarca özgürlüğü düşlemiş, çıktıklarında ise ne kin ne yorgunluk taşımıştı. Sadece daha güçlü bir inanç, daha sarsılmaz bir bağlılık. Onlar için devrim, soyut bir ideal değildi; günlük hayatta, her ilişkide, her adımda yaşayan bir gerçekti.
Yoldaşlıkları, işte tam burada parlıyordu. Birbirlerine bakışlarında, omuz omuza verdikleri her eylemde, sessiz anlarda paylaştıkları o derin anlayışta… Cihan’ın ateşli kararlılığı ile Hüsnü’nün dingin gücü, kusursuz bir uyumdu. Biri coşkuyla yol gösterirken diğeri sabırla pekiştiriyordu. İkisi de biliyordu ki, gerçek yoldaşlık, zor zamanda sırt sırta vermek, sevinçte de acıda da aynı türküyü söylemekti. İhanete, geriliğe, bireyciliğin o zehirli çekiciliğine karşı ortak bir kalkandı bu yoldaşlık. Onlar, devrime ve zafere olan inancın somut haliydiler; maddi her şeye, kişisel konforlara sırt çevirip topluma, halka, özgürlüğe adanmış bir hayatın yaşayan örnekleri.
Ve kadın yoldaşlarla kurdukları ilişki… Bu, devrimci ahlakın en güzel yansımasıydı. Ne feodal kalıntıların ağır yükü ne de liberal gevşekliğin aldatıcılığı. Doğru temelde, eşitlik ve saygı üzerine kurulu bir yoldaşlıktı onlarınki. Kadın yoldaşlar, onların gözünde ne “zayıf” ne de “süs”tü; mücadelede omuz omuza duran, düşüncede eşit, pratikte vazgeçilmez… Çevresinde ise kendiyle uzlaşan bir cenah değil, iradi örgüt gücü bir kadın hareketi olduğunu görür, bilir ve çarpıtmadan eğip bükmeden ilişkilenirlerdi. Sosyalistçe konuşur bağ kurarlardı. Zorlanınca çocuklaşıp küsmez darılmaz, daha güçlü bir yoldaşlığı arar ve mutlaka bulurlardı. Tipik erilliğin ve erkekliğin sembolü olan “iyi kadın ve kötü kadın” tanımı değil; yoldaşlığın özgücünü yaratan, değer yaratan duruşları akıllarda ve yaşamda miras kaldı.
‘Özgür bir sevgi ve dayanışma…’
Geldik… Ondandır ki arkalarından en çok ağıt yakan ve yoldaşlıklarını arayan yine kadın yoldaşları oldu. Cihan ve Hüsnü, o ilişkilerde devrimin yeni insanını yaratıyorlardı adeta: Kıskançlıktan, sahiplenmeden, cinsiyetçi rollerden arınmış, özgür bir sevgi ve dayanışma. Bir bakışta anlaşılan, bir eylemde pekişen, acıda ve umutta paylaşılan o bağ… Kadın yoldaşların sesi onların mücadelesinde daha güçlü yankılanıyor, onların duruşu ise kadınların özgürlük yürüyüşünü destekliyordu. Bu, sadece kişisel bir ilişki biçimi değildi; yeni bir toplumun, yeni bir ahlakın tohumuydu. Çıkar çıkmaz sırtlarında çanta adım adım bir devrimin adıydı onlar. İlk Meclis sistemi onların çabası, emeği ve öncülüğü ile hayat bulurken, karanlık zihniyetin tasfiye eğilimine karşı, buram buram devrim kokuyor ve öncülük ediyorlardı.
Haziranda ölmek zordu gerçekten. Çünkü Haziran, hayatın en verimli, en umut dolu zamanıydı. Ama onlar, o sıcak asfaltın ortasında, bir anda sonsuzluğa karıştıklarında, aslında ölmediler. Yoldaşlığın ruhu kaldı geride; o ateş, o bağlılık, o doğru ve temiz ilişkilerin sıcaklığı… Her anmada, her genç yürekte, her kadın ve erkek yoldaşın omuz omuza durduğu alanda yeniden doğuyorlar.
Cihan ve Hüsnü, haziran rüzgârında karanfil kokusu oldular. Ölmek zordu ama onların bıraktığı miras, yaşamayı daha da anlamlı kılıyor. Yoldaşlar, siz gittiniz ama yolunuz hâlâ aydınlık. O yolda yürüyen herkes, sizin devrimci kişiliğinizle, yoldaşlığınızla ve kurduğunuz o temiz bağlarla büyüyor. Bugüne ders yarınlara ödev olsun duruşunuz.
Haziranda ölmek zor ama yaşamak…
Sizin gibi yaşamak…
En zoru ve en güzeli. Unutursak kalbimiz kurusun ,hep anılarımızda var olacaksınız..
Devrimci selam sevgiyle…









