Hüsnü ve Cihan arkadaşlar ise yaşam olarak yaşamı yaşayabilecek bir toplum, bir dil, bir siyaset üretebilmişlerdi. Çünkü asıl mesele yoldaşlık ve insani ölçülerdi. Yani sıcak bir dokunuştu. Girdikleri her evde, dokundukları her arkadaşa güven bırakmalarıydı
Hasan Iraz
Sanırım biz devrimciler özlemek için yapılmışız. Her arkadaşı, herkesi, her anıyı özlediğimiz için kimi, neyi, ne zaman gerçekten özlediğimizi ve özleyeceğimizi hiç anlamıyoruz. Giden her arkadaştan sonra ne yerimizi ne yurdumuzu ne kendimizi ne konağımızı bulabiliyoruz. Nereye gitsek diğeri eksik, ilerisi bulanık, gerisi gedik, ortası yalan, orta yolu kayıp.
Çok mu iyi, çok mu dolu yaşıyoruz acaba, bu kadar özlüyoruz? Yoksa çok mu az, çok mu eksik yaşıyoruz da bırakamıyoruz hiçbir anıyı, söküp atamıyoruz hiçbir zamanı? Gerçi iyi de yaşasak kötü de yaşasak fark etmiyor; kötü anıları bile özlüyoruz.
Bant genişliği yüksek, belleği geniş, şifreleri silinmesin diye cookies’ini temizlemeye üşenilmiş bir donanım gibiyiz…
Bir nevi yaşam ontologlarıydı Cihan ve Hüsnü arkadaşlar. Yaşam olarak yaşam problemine en saf haliyle yaklaşabilen arkadaşlardı. Çünkü yaşam olarak yaşam, başka her şeyden bağımsız olarak yaşamdır. Gittiğiniz zaman özüne uygunsa ancak sizi kabul eden yaşamdır. Şehit Atakan’ın “ne götürsek tutmuyor” dediği yaşamın kendisidir. Yani yaşayan şeylerden, yaşanılmış ve yaşanmakta olan her şeyden bağımsız bir şey olarak yaşam fikrini bugüne kadar filozoflar ve düşünürler hep geçiştirmiştir. Çaresizlik içinde ya intihar etmişlerdir ya da edebiyata, sanata sığınmışlardır.
Oysa Kürt Özgürlük Hareketi’nde “yaşam olarak yaşamın” bulunduğu yer şehit arkadaşlardır. Bazen feryat figan ederek kaçıp sığındığımız yerdir. Yaşam üzerine felsefe ne zaman düşünmeye başlasa, yaşamı yaşamdan başka bir şeyle temellendirmeye çalışmıştır.
Cihan ve Hüsnü arkadaşlar için bilgi, sadece hakikati bize vermenin bir aracıydı; mutlaklaştırılmazdı. Bilgi ayrı, yaşam çok ayrı bir şeydi. Arkadaşların yaşamları, bir fikre sahip olmakla o fikri yaşamak arasındaki mesafeyi çok iyi gösteriyordu. Çok şey biliyor oluşumuz, doğru yaşıyor olduğumuz anlamına gelmezdi. Yoksa tüm insanlığın günümüze kadar ürettiği bilginin toplamını bugün iki günde üretecek durumdayız ama bilgeliği değil…
Tarih boyunca yaşam problemi üzerine düşünülürken temel beş odak —dünya, özne, beden, siyaset ve dil— çoğu zaman tuzla buz oluyor. Hüsnü ve Cihan arkadaşlar ise yaşam olarak yaşamı yaşayabilecek bir toplum, bir dil, bir siyaset üretebilmişlerdi. Çünkü asıl mesele yoldaşlık ve insani ölçülerdi. Yani sıcak bir dokunuştu. Girdikleri her evde, dokundukları her arkadaşa güven bırakmalarıydı.
Çünkü gerçek komünal konfederal devrim şatafatlı salonlarda değil, gündelik hayatta sınanır. Devrimin adı ne olursa olsun, söylemi ne kadar güçlü görünürse görünsün, eğer toplumun gündelik yaşamında karşılık bulmuyorsa o devrim kendi zeminini kaybetmiştir.
Girdikleri her evde, dokundukları her yoldaşa, yürüdükleri her sokak ve mahallede bugünlere iz bırakan Cihan ve Hüsnü yoldaşları saygı ve özlemle anıyorum.









