İki yıldır tartışılan barış ve demokratik toplum sürecinin yeni aşaması olan “Çerçeve Yasa” Meclis’te, adalet komisyonundan geçti. Yasanın kabul edilmesinin kesin olduğu anlaşılmaktadır. Böylece yaşanan sürecin çok önemli bir aşaması aşılıyor. Tarih yapılan ezberlerin bozulduğu bir anda geçiliyor.
Yasa birçok yönüyle tartışılmaktadır. Ama bir hakkı teslim etmek gerekir. Devlet, süreç boyunca ve yasadan da Kürt adını kullanmadan Kürt sorununu ifade etmiş olmaktadır. Hem komisyonda hem bu yasanın adında yer alan milli kelimesi, Kürt kavramını kamufle etmek için kullanılmıştır.
Yasaya dair yapılan tartışmalara geçmeden üç noktanın tespit edilmesi önemlidir.
Birincisi, bu yasanın, bütün tartışmalı yönlerine rağmen, barış ve demokratikleşme sürecinin önünü açan bir anahtar rolü oynaması beklenmektedir. Ayrıca demokratik ortamın gelişmesiyle, kitlelerin hak alma mücadelesinin daha etkili olabileceği koşullar ortaya çıkacaktır. Bugüne kadar Kürtlerin ayrı, diğer ezilen kesimlerin ayrı ayrı süren özgürlük ve adalet mücadeleleri, demokrasi zemininde daha kolay ortaklaşabilecektir.
Böyle olduğu içindir ki “Çerçeve Yasa”, Sayın Öcalan, DEM Parti ve Kürt halkı tarafından da kabul edilmiştir.
İkincisi, bu yasanın çıkmasında Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın yoğun çabası, cesareti ve sorunları çözme iradesi tayin edici olmuştur. Bu gerçeklik devletin yaptıklarıyla karartılamaz.
Herkes gelişmelerin bilinenlere göre ilerlemesini bekliyordu, öyle kodlanmıştı. Ancak somut durum şablonlara uymuyordu. Ezberlerin dışında hareket etmek ise çok yönlü risk taşıyordu. Bu riski göze almak kolay değildi. Sayın Öcalan her tıkanıklıkta bu riski üstlenerek sürecin bu noktaya gelmesini sağlamıştır.
Üçüncüsü, devlet teşvik etmediği ve kışkırtmadığı sürece, Türkiye halkları ne Kürtlerin varlığını inkâr etmektedirler ne de Kürtlerin ulusal demokratik haklarının verilmesine karşı çıkmaktadırlar. Tam tersine Türkiye halkları, yine işin içinde devlet olmasın, kayyum sistemine karşı yerel yönetimlerin özerk olmasını kolayca benimseyebilirler. Aynı şekilde ırkçı, gerici politikacılar dışında hiç kimse Kürtçe ana dilde eğitime, demokrasiye ve barışa karşı çıkmamaktadır. Çerçeve Yasa gündeme girdiğinden beri yapılan tartışmalar ve bu tartışmalara toplumun gösterdiği sağduyulu yaklaşım, bu gerçeği ortaya koymuştur.
Belirtilen bütün olumlu özelliklerinden dolayı desteklenen Çerçeve Yasa’nın birçok eksiklikler ve yanlışlıklar taşıdığı, dört başı mamur bir yasa olmadığı da açıktır. Söz konusu eksikliklere ve yanlışlıklara, başta Sayın Öcalan olmak üzere demokratik Kürt dinamikleri, İHD ve daha birçok demokratik kurum dikkat çekmişlerdir. Bu eleştirinin haklı ve doğru olduğundan kuşku yok.
İfade edilen eksikliklerin ve yanlışlıkların yanında, yasanın daha önemli bir sorununa dikkat çekmek gerekmektedir. Çerçeve Yasa’nın ruhu, ‘bölünme’ korkusuyla sakatlanmış durumdadır. Yasada bu korkuyla şekillenmiş ifadeler, daha büyük bir korku yayarak sonuç almayı amaçlayan cümlelere dönüşmüşlerdir. Tek başına bu tutum, yasanın sorunlu doğmasına yol açmıştır.
Ancak yanlışı tespit etmek yeterli değildir. Asıl olan barış ve demokratik toplum sürecinin ilerletilmesini sağlamaktır. Bunun için ise uygun bir zemine ve doğru kararlar vermeyi sağlayacak olan bir atmosfere ihtiyaç duyulmaktadır.
İşte çatışmalı ortamın ortadan kalkmış olması, çeşitli imkanların ve fırsatların doğmasını sağlamıştır. Bu imkanlar ve fırsatlar ise daha güçlü bir mücadele geliştirmenin zeminini ve atmosferini sunacaktır. Yani bu yasayla Kürt sorunu çözülmüş olmayacaktır, ama çözüm için daha uygun koşullarda mücadele etmek mümkün olacaktır.
Bu durum, demokratik Kürt siyasetinin değişmiş olması, yetersizliği veya yanlış olduğu anlamına gelmez. Kürt özgürlük hareketi reel durumu doğru analiz ederek ve gerekli değişiklikleri, tereddüt etmeden, cesaretle yaparak politika geliştirmektedir. Herkes emin olsun ki Kürtler, hem siyasal -kültürel ve psikolojik yapılanmalarıyla hem de örgütlülük düzeyleriyle bu konularda doğru tutum geliştirecek kadar yetenekli ve yeterlidirler. Ayrıca Kürtler, değerli bir özgüvene ve kazanmaya duyulan büyük bir inanca sahiptirler.
Tam bu noktada Kürtler, önümüzdeki dönemde, varlıklarının ve ulusal demokratik haklarının kabul edilmesinin militan bir kitle mücadelesi gerektirdiğini, bunun için bütün demokratik yöntemleri kullanarak, daha etkili bir mücadele geliştirmelerinin şart olduğunu bilmektedir.
Aynı şekilde Kürt halkı, bunun yanında Türkiye halklarının özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesinden de rolünü oynayacak, sorumluluğunu yerine getirecektir. Başta Kürt halkı ve Aleviler olmak üzere Türkiye halklarının mücadele tecrübesi ve birikimi, ortaklaştırıldığında, daha büyük kazanımlar elde etmeye çok uygundur.
Sayın Öcalan’ın “bin kilometrelik yol” dediği, zorluklarla ve tuzaklarla dolu olan süreç, böyle bir mücadeleyle aşılacaktır. Ve Kürtler, Çerçeve Yasa’nın yanlışlıklarına karşı mücadele ederek, yeni dönemin ilk zorlu mücadelesini başlatmış olmaktadırlar.









