Kurye Hakları Derneği Başkanı ve Kurye Haber editörü Mesut Çeki ile motokuryelerin sorunlarını konuştuk:
Site girişlerinde Ulaştırma Bakanlığı onaylı P1 belgeleri olan motokuryeler, tüm kimlik bilgilerini paylaşmalarına, plakalarını kaydettirmelerine ve yüzlerini güvenlik kameralarına göstermelerine rağmen sistematik bir güvenilmezlik karşı karşıya kalıyor
Deniz Bakır
Motokuryeler, özellikle pandemiyle birlikte hızla büyüyen platform ekonomisinin en görünür emekçi gruplarından biri haline geldi. Son yıllarda başta Trendyol, Yemeksepeti ve Getir/Vigo olmak üzere birçok platform şirketine karşı yürüttükleri eylemlerle düşük ücretlere, ağır çalışma koşullarına ve güvencesizliğe itiraz eden kuryeler, kendilerine özgü mücadele biçimleriyle emek hareketinde de dikkat çekti. Öte yandan deprem ve orman yangınları gibi afetlerde gönüllü dayanışmanın en önemli unsurlarından biri olarak öne çıkmalarına rağmen, kimi zaman televizyonlarda ve ana akım medyada yalnızca konvoyları ya da münferit olaylar üzerinden “trafikte sorun çıkaran” ya da “saldırgan” bir grup gibi yansıtıldılar. Bu tablo, kamuoyunda motokuryelere ilişkin çelişkili bir algının oluşmasına neden oldu.
Oysa kuryelerin uzun süredir görünür kılmaya çalıştığı sorunlardan biri, sitelerde ve rezidanslarda karşılaştıkları keyfi yasaklar ve ayrımcı uygulamalar. Kurye Haber ile Kurye Hakları Derneği de uzun zamandır bu ihlalleri haberleştiriyor. 2026 yılının başından beri kuryeler ve bir grup akademisyen “Engelsiz Teslimat” kampanyası kapsamında yaşanan engelleri kayıt altına alıyor ve çözüm önerileri geliştiriyor. Tam da bu çalışmalar sürerken İstanbul Ataşehir’deki Yakut Sitesi’nde bir motokuryenin teslimat sırasında hakarete uğraması ve darbedilmesi, yıllardır dile getirilen bu yapısal sorunu yeniden gündeme taşıdı. Bizde bu tabloyu, yaşanan süreci, kuryelerin hak mücadelesini ve “Engelsiz Teslimat” kampanyasını Kurye Hakları Derneği Başkanı ve Kurye Haber editörü Mesut Çeki ile konuştuk.
- Pandemi sonrası kuryeler hem sayıca büyüdü hem de hak mücadelesiyle daha görünür hale geldi. Buna rağmen bugün hâlâ en temel sorunlardan biri sitelere giriş engelleri. Bu sorun nerden çıktı ve neden çözülemiyor?
Bugün lüks siteler, rezidanslar ve korunaklı gettolar, üst-orta sınıfın kent içinde kendisini sterilize ettiği, kamusal alanları ve sokakları bariyerlerle kapatarak adeta özerk bölgeler ilan ettiği birer kentsel ayrışma odağı haline gelmiş durumda. Buralarda muazzam bir sınıfsal çelişki işliyor: İçeride yaşayanlar her türlü hava koşulunda kapılarına ucuz, hızlı ve konforlu bir hizmetin gelmesini istiyorlar, birçok ihtiyaçlarını siparişle karşılıyorlar ancak o hizmeti üreten bedeni, o hizmeti taşıyan motorun sesini ve onun temsil ettiği sınıfsal gerçekliği yani kuryeleri kendi steril alanlarında görmek istemiyorlar. Kurye o yapay estetiği bozan bir unsur ya da tehlike gibi kodlanıyor. Oysa kuryeler tehlike değil, kent yaşamını ayakta tutan temel ihtiyaçları taşıyor. Motokuryeler adli sicil belgeleriyle, sıkı yasal denetimler altında bu hizmeti yürütürken; asıl sorgulanması gereken, kamusal sokakları kapısına kapı koyarak kapatan bu sitelerin ne kadar yasal olduğudur. Ataşehir Yakut Sitesi’nde yaşanan son örnekte bu gerçeğin yansıması ve sonucudur.
Bu sorun çözülemiyor çünkü; yerel yönetimlerin ve ilgili bakanlıkların bu yapıların kamusal alanları işgal eden keyfi kararlarına karşı net bir yaptırım veya düzenleme getirmemiş olması, site yönetimlerine denetimsiz bir alan sunuyor.
Bu sorun çözülemiyor çünkü; kuryelik mesleğinin yasal mevzuatlarda ve kentsel planlamada hak ettiği güvenceli ve net statüye tam anlamıyla kavuşamamış olması, kapıdaki güvenlik birimlerinin kuryeleri birer hak öznesi değil, keyfi kurallara tabi figürler olarak görmesine yol açıyor.
Bu sorun çözülemiyor çünkü; dijital dağıtım platformları, kuryelerin sahada yaşadığı bu mekânsal dışlanma ve zaman kaybı sorunlarını çözmek adına kurumsal bir ağırlık koymamakta; maliyeti ve baskıyı tamamen siparişi yetiştirmek zorunda olan kuryenin omuzlarına yüklemektedir.
Sorunun kalıcı çözümü; sitelerin kamusal yolları kapatma yetkilerinin hukuken sınırlandırılmasından, mesleğimizin yasal güvencelerle tam olarak tanınmasından ve yerel yönetimlerin bu alanları denetlemesinden geçmektedir. Bu doğrultuda, Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yapılacak köklü değişikliklerle site yönetimlerinin keyfi ve ayrımcı kurallar koyması engellenmelidir. Site yönetimleri, kurye motosikletlerinden kaynaklanabileceğini düşündükleri olası güvenlik risklerini kuryeleri tamamen dışlayarak değil; site içine hız kasisleri yerleştirmek veya bizzat kurallara uymayan sürücülere yönelik spesifik yaptırımlar uygulamak gibi rasyonel yöntemlerle çözmelidir. En önemlisi de site yönetimlerinin, kuryeler ve temsilci örgütleri ile derneğimizle doğrudan temas kurarak ortak çözüm yolları geliştirmesi ve sürecin takibi konusunda sürekli iletişim halinde kalması gerekiyor.
- Kuryeler ve bir grup akademisyen uzun süredir site yasaklarını belgeleyen ve “Engelsiz Teslimat” kampanyası yürütüyor. Yakut Sitesi’nde yaşanan saldırı, bu mücadelenin hangi noktasına denk düştü? Sizce neden bu olay bu kadar güçlü bir karşılık buldu?
Türkiye genelinde motokuryelerin kendi saha deneyimlerinden yola çıkarak başlattığı ve gönüllü akademisyenlerin de destek verdiği “Engelsiz Teslimat” kampanyası, sitelerdeki mekânsal dışlanmayı ve ayrımcı uygulamaları veri odaklı bir yöntemle belgelemeyi amaçlıyor. Yakut Sitesi’nde bir meslektaşımıza yönelik gerçekleşen saldırı, kuryelerin kendi öz güçleriyle yükselttiği bu haklı feryadın ve yürüttükleri mücadelenin ne kadar acil, hayati ve haklı bir zemine oturduğunu gösteren bir kırılma noktası olmuştur. Dernek olarak bizim de dayanışmayla desteklediğimiz bu kampanya, yaşanan bu olayla birlikte meselenin sadece bir “ulaşım ve erişim” problemi olmadığını, doğrudan bir iş güvenliği, yaşam hakkı ve insan onuru mücadelesi olduğunu açık biçimde gösterdi.
Yakut Sitesi’ndeki saldırının bu denli güçlü ve kitlesel bir karşılık bulmasının nedenlerini de burdan hareketle yorumlamak yerinde olacaktır.
Birincisi kuryeler, Karayolu Taşıma Mevzuatı kapsamında P1 Yetki Belgesi gibi yasal yükümlülüklerini yerine getirmelerine rağmen, site yönetimlerinin keyfi ve “güvenlik” gerekçeli yasaklarıyla uzun süredir ayrımcılığa ve angaryaya maruz kalıyor. Yakut Sitesi’ndeki olay, suçun şahsiliği ilkesini çiğneyen bu toplu yasakçı ve üstenci bakış açısının fiziksel şiddete dönüşmüş en yalın örneklerinden biriydi. Sahadaki binlerce meslektaşımız bu saldırıda kendi günlük güvencesiz çalışma koşullarını gördü.
İkincisi bu olay, kuryelerin hak temelli taleplerinin ve yürüttükleri farkındalık çalışmasının ne kadar gerçekçi bir risk analizine dayandığını kamuoyu nezdinde somutlaştırdı.
Üçüncüsü kuryelerin kendi örgütlü tepkisi, olayın cılız bir öfke olarak kalmasını engelleyip güçlü bir protesto ve birleşirsek sesimizi de duyurabiliriz, haklarımızı da alabiliriz duygusunu oluşturdu.
Yakut Sitesi olayı bizlere bir kez daha göstermiştir ki; kuryelerin sesini duymak ve “Tehlike değil, ihtiyaç taşıyoruz” çığlığına kulak vermek lütuf değil, toplumsal bir zorunluluktur.
Kuryelerin başlattığı bu önemli kampanyanın yanındayız; hiçbir meslektaşımızın kapılarda barikatlarla, çöp asansörlerine yönlendirmelerle ve şiddetle yüzleşmediği, herkes için insani bir teslimat düzeni kurulana dek kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz.
- Sıklıkla “güvenlik” gerekçesi öne sürülüyor. Ancak siz bunun güvenlikten çok sınıfsal bir ayrımcılık olduğunu ifade ediyorsunuz. Kuryeler sahada bunu günlük çalışma yaşamında nasıl deneyimliyor?
Sitelerin ve kapalı sitelerin kuryelere yönelik uyguladığı bariyerler, kapıda bekletmeler ve içeri almama gibi uygulamalar “güvenlik” kaygısının çok ötesine bir durumu işaret ediyor. Mekânsal dışlanmayı da içeren bir sınıfsal ayrımcılık biçimiyle karşıyayız. Emeğiyle kentin lojistik yükünü sırtlayan motokuryeler, yasal mevzuatlara ve mesleki belgelendirmelere sahip birer taşımacılık işçisi olmalarına rağmen, bu kapalı alan nizamlarında adeta birer “güvenlik tehdidi” olarak kodlanıyor.
Çoğu lüks sitede sakinlerin kullandığı ana girişler veya asansörler yerine; mal kabul kapılarına, çöp veya yük asansörlerine yönlendiriliyoruz. Emeğimiz ve bedenimiz görünmez kılınıyor. Sitenin estetik ve steril dokusunu “bozan” bir unsur muamelesi görüyoruz.
“Sitede motor yasak” denilerek kuryelerin yazın sıcağında kışın soğuğunda kilometrelerce karelik devasa site yerleşkelerini yürüyerek, ağır paketler veya damacanalar taşıyarak kat etmemiz bekleniyor. Dakikalarla yarışan, hız ve performans baskısı altında çalışan bir emekçiyi kapıda motorundan indirip yürümeye zorlamak, onun hem mesaisini gasbetmek hem de fiziksel sağlığını hiçe saymaktır. Bu durum doğrudan iş kazası risklerini ve ergonomik rahatsızlıkları tetikliyor. Ayrıca sabit maaşı olmayan ve paket başı ödeme sistemine göre çalışan kuryeler sitede kaybedilen zamanı trafikte daha fazla risk alarak telafi etmek zorunda kalıyor.
Site girişlerinde motokuryeler, tüm kimlik bilgilerini paylaşmalarına, plakalarını kaydettirmelerine ve yüzlerini güvenlik kameralarına göstermelerine rağmen sistematik bir güvenilmezlik algısıyla (potansiyel suçlu muamelesiyle) karşı karşıya kalıyor. Neden? Teslimat esnasında kasklarımızı çıkarmamız ve motosiklet üzerinde bırakmamız isteniyor ama kamera ve intercom gibi donanımlarla donatılmış, maddi değeri 20-30 bin TL’yi bulan bu hayati ekipmanların çalınma veya hasar görme riski ise site yönetimleri tarafından üstlenilmiyor! Giriş kapılarında dakikalarca süren rencide edici sorgulamalar da cabası.
Bu deneyimler göstermektedir ki öne sürülen “güvenlik” argümanı, kuryelerin sınıfsal konumunu ve emeğini aşağı gören, onları kentin dış çeperine iten ayrımcılığın kılıfıdır.
- Bu olayın ardından yüzlerce kuryenin saatler içinde bir araya gelmesi dikkat çekti. Dijital iletişim ağları ve kurye dayanışması bugün nasıl işliyor? Bu örgütlenme biçimi emek mücadelesine ne kazandırıyor?
Motokuryelerin bir kaza, hak gasbı ya da şiddet olayı karşısında saatler, hatta dakikalar içinde refleks gösterip kitlesel bir dayanışma örmesi, günümüz güvencesiz emek hareketinin en özgün ve dinamik örneklerinden biridir. Geleneksel sendikal bürokrasinin ve hantal örgütlenme modellerinin aksine, motokuryeler sokakta akışkan halde olan, anlık haberleşen ve mesleki kader ortaklığı duygusu çok yüksek bir kesimdir.
Kuryeler, gün içinde WhatsApp grupları ve Kurye Haber gibi bağımsız sosyal medya mecraları üzerinden sürekli ve kesintisiz bir iletişim halindedir. Sahada yaşanan olumsuz bir durum (bir kuryenin kazaya uğraması, darbedilmesi veya sitelerde haksızlığa uğraması) bu dijital ağlar vasıtasıyla anında binlerce meslektaşa ulaşmaktadır. Dijital ortamda kurulan bu yatay ağlar, sokaktaki mobil olma gücüyle birleştiğinde fiziki ve çok hızlı bir dayanışma eylemine dönüşmektedir.
Bu örgütlenme biçimi, geleneksel emek mücadelesinin en büyük handikaplarından biri olan “yavaş karar alma ve harekete geçme” sorununu ortadan kaldırıyor. Hak ihlallerine anında ve yerinde müdahale eden kuryeler patronlar, platformlar ve kamu otoritesine sesini aracısız biçimde hızla ulaştırabiliyor. Olay yerinde hızla kenetlenen kuryeler hem hak gasplarını engellemekte hem de maruz kaldıkları haksızlıkları hak temelli habercilik mekanizmalarıyla görünür kılarak kamuoyu desteği oluşturmaya çalışıyor.
Dijitalleşmenin getirdiği bu model, yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir emir-komuta zinciri yerine; ortak sorunlar etrafında birleşen, esnek ve demokratik bir sokak dayanışması üretmektedir. Kuryeler, sadece ekonomik talepler için değil, insan onuruna yaraşır iş ortamı, iş sağlığı ve güvenliği ile trafikte saygı görme gibi doğrudan yaşam hakkını ilgilendiren meselelerde de bu ağları birer hak arama aracına dönüştürmektedir.
Esnek, güvencesiz ve algoritmik yönetim biçimleriyle atomize edilmeye, yalnızlaştırılmaya çalışılan platform çalışanları; bu dijital ağlar sayesinde yalnız olmadıklarını fark etmektedir. Dolayısıyla kurye dayanışması, dijital çağın getirdiği güvencesizliğe karşı, yine dijital çağın araçlarıyla geliştirilmiş çok güçlü bir anti-tez ve yeni nesil bir hak arama okuludur.
- Süreç boyunca güvenlik görevlilerini hedef almayan, sorunu onları da içine alan çalışma düzeni üzerinden tarif eden bir yaklaşım benimsediniz. Emekçilerin birbirine karşı değil, birlikte mücadele etmesi neden önemli?
Sitelere ve rezidanslara girişlerde motokuryelerin maruz kaldığı hak ihlallerini ele alırken, üzerinde en çok durulması gereken nokta iki güvencesiz emek grubunun sistem tarafından karşı karşıya getirilmesidir. Kuryeyi zamana karşı yarıştıran algoritmik sistemler ile güvenlik görevlisini katı site kurallarıyla baskılayan yönetim anlayışı aynı sömürü mekanizmasından beslenmektedir.
Sistem, mülk sahiplerinin keyfi kurallarını uygulamakla yükümlü kıldığı emekçileri, başka bir emekçiye karşı baskı aygıtı olarak kullanmaktadır. Ancak motokuryelerin hedefi hiçbir zaman kendileri gibi ekmek parası peşinde olan diğer saha çalışanları değildir. Nitekim bir site güvenlik görevlisinin Kurye Haber sayfasına ulaştırdığı şu dayanışma mesajı, ortak sömürü zeminini ve emekçilerin sağduyusunu gösteriyor: ‘Ben de güvenlik görevlisiyim, ben de ekmek parası kazanıyorum kurye kardeşlerim de. Ama o güvenliğin tavırlarından utanıyorum. Öyleleri yüzünden bizlerin de adı lekeleniyor. İkimizin de işi zor, bizler de mobbing içindeyiz, sizler de. Bir olmalıyız ama işte böyleleri yüzünden birleşemiyoruz.’
Bu ses; yürüttüğümüz hak mücadelesinin site çalışanlarına karşı değil, emekçileri birbirine kırdıran o sisteme karşı olduğunun kanıtıdır. Farklı iş kollarında olsak bile emekçilerin birbirinin hak mücadelesine omuz vermesi, iş yerlerindeki insan onuruna yaraşır çalışma koşullarının tesisi adına en güçlü panzehirdir.
- Yakut Sitesi’nde 24 saat içinde özür gelmesi ve sorumlular hakkında işlem başlatılması önemli bir kazanım olarak değerlendirildi. Ne var ki belki de daha 24 saat bile olmadan Antalya’da bir site yöneticisinin kadın bir kurye işçiye dönük tacize varan yaklaşımları sosyal medyaya yansıdı. Son olarak bu konuda neler söylemek istersiniz.?
Yakut Sitesi’nde Kurye Haber, Kurye Hakları Derneği ve Motorlu Kurye İşçileri Derneği’nin eş güdümlü müdahalesi ve kuryelerin süreci sahiplenmesi ile elde edilen kazanım, kuryelerin yalnız olmadığını göstermesi açısından çok önemli. Ancak hemen ardından Antalya’da bir meslektaşımızın, site yöneticisi olduğunu iddia eden bir şahsın fiili ve sözlü engellemesine, kaskına ve koluna dokunularak kişisel alanının ihlal edilmesine maruz kalması, sorunun münferit değil sistemsel olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Sitelerin dayattığı kask çıkartma, motosikleti içeri almama veya yük/çöp asansörü zorunluluğu gibi keyfi kurallar sahada ciddi hak ihlalleri üretmektedir.
Antalya’daki örnekte de gördüğümüz üzere, bu absürt kuralları apartmanlarda veya kapıda uygulamak zorunda kalan site personeli ve güvenlik görevlileri de aslında kuryeler gibi ekmeğinin peşinde olan birer emekçidir. Kuralları uygularken kuryenin zamanla yarıştığı gerçeğini göz ardı edip “kraldan çok kralcı” tavırlarla bir diğer emekçiyi ezmeye çalışmak sadece yapay çatışmalar doğurur. Asıl yapılması gereken, sahada birbirimizi hedef almak yerine, bu kuralları koyan tepeden inme yönetim anlayışına karşı sınıfsal dayanışmayı büyütmektir.









