• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Temmuz 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Kerbela insanlığın ortak acısıdır

9 Temmuz 2026 Perşembe - 23:00
Kategori: Manşet, Söyleşi, Yaşam

Çilem Küçükkeleş ile Muharrem ayını, Aleviliğin hakikatini, ritüellerini ve manasını konuştuk 

  • Alevilikte ‘Yol bir, sürek binbirdir’ deriz. Hepimizin yolu birdir; ancak o yola koyulma biçimlerimiz farklıdır. Alevilik, kendini söze emanet eden; yazının hükme dönüşmesinden imtina eden bir inançtır
  • Muharrem ayı, Kerbela Katliamı’nın yaşandığı zamanı belirlemek için kullanılan bir zaman dilimidir. Önemi kutsallığından değil, yaşanmışlığından gelir. Bu ritüel de Kerbela’da yaşanan acının yasını tutmak içindir
  • İtikat ve ikrar, Alevilikte en önemli kavramlardan ikisidir. İtikat etmek inanmaktır; ikrar ise inandığın şeye uygun yaşayacağına söz vermektir. Alevilik bir yoldur ve o yolda ancak itikat edip ikrar veren yürüyebilir

Roni Nasır Kaya

Alevilik yüzyıllardır sözlü kültürle aktarılan, farklı coğrafyalarda farklı süreklere sahip olmasına rağmen ortak hakikat anlayışını koruyan kadim bir inanç geleneği. Günümüzde ise hem önyargılar hem de tek tipleştirici yaklaşımlar nedeniyle çoğu zaman eksik ya da yanlış tanınıyor. Muharrem ayı vesilesiyle Alevi aktivist Çilem Küçükkeleş ile Aleviliğin tarihsel serüvenini, Kerbela’nın Aleviler açısından taşıdığı anlamı, Kürt Alevilerinin inanç pratiğini ve kadınların bu inanç içindeki yerini konuştuk. Küçükkeleş, Aleviliğin özünü “birlikte yaşam”, “rızalık” ve “hakikatin peşinde olmak” kavramlarıyla anlattı.

  • Aleviliğin tarihsel köklerini anlatır mısınız? Alevilik hangi tarihsel ve toplumsal süreçlerden geçerek günümüze ulaştı?

Alevilikte “Yol bir, sürek binbirdir” deriz. Hepimizin yolu birdir; ancak o yola koyulma biçimlerimiz farklıdır. Benim süreğim Rêya Heqî’dir. Yani Kürt Alevilerinin yola talip olma biçimini deneyimleyerek büyümüş biriyim.

Alevilik, kendini söze emanet eden; yazının hükme dönüşmesinden imtina eden bir inançtır. Bu nedenle mana dünyası hem geniştir hem de yoruma açıktır. Üzerine bu kadar çok tartışma yürütülmesinin sebeplerinden biri de budur.

Söyleyeceklerimin de tartışmaya açık olduğunun farkındayım. Bu yüzden öncelikle kaynağımı belirtmek isterim. Benim kaynağım, köyümüzde hizmet yürüten Cemal Abdal Ocağı evladı İbo Dede’dir. İbo Dede’nin anlattıklarını yaşanır kılan ise annemdir. Alevilik üzerine okuduğum ya da dinlediğim her şeyi çocukluğumdaki deneyimlerime götürür, orada bir karşılığı varsa içselleştiririm. Aleviliğin tarihsel kökleri anlatılırken genellikle başlangıç noktası olarak İslamiyet gösterilir.

Oysa Aleviler, varlıklarını Kal û Belâ ile başlatırlar. Bunu söylerken elbette dünyayı kendimizle başlattığımızı iddia etmiyoruz. Anlatmak istediğimiz; hakikatin peşinde olan her canı, her zerreyi kendimizden bilmektir.

Bugün birçok araştırmacı ve yazar, Aleviliğin köklerini Şamanizmde, Zerdüştlükte ya da devletli olmayan diğer inançlarda arıyor. Elbette bu inançlarla benzerliklerimiz vardır. Çünkü iktidarla bütünleşmeyen, toplumun emeğiyle var olan bütün inançların merkezinde insan ve toplum bulunur. Amaçları da birlikte yaşamı güzelleştirmektir. Bu nedenle benzerlikler kaçınılmazdır. İşte Alevilik, bütün bu hakikatlerin kıymetini bilerek köklerini Kal û Belâ’ya dayandırır.

Bektaşi dervişi Edip Harabi bunu şu dizelerle anlatır:

Daha Allah ile cihan yok iken

Biz anı var edip ilan eyledik.

Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken,

Hanemize aldık mihman eyledik.

  • Muharrem ayının Alevi inancındaki yeri ve anlamı nedir? Bu ay neden bu kadar önemli kabul edilir?

Muharrem ayı bizde kutsal bir ay olarak anılmaz. Bu ay, Kerbela Katliamı’nın yaşandığı zamanı, yani tarihi belirlemek için kullanılan bir zaman dilimidir. Önemi kutsallığından değil, yaşanmışlığından gelir. Muharrem ayında yalnızca on beş günlük bir ritüel yürütürüz. Ancak bu ritüel de kendimiz için değil, Kerbela’da yaşanan acının yasını tutmak içindir.

Kerbela, bizim için tarihin en önemli kırılma anlarından biridir. Bir Kerbela öncesi vardır, bir de Kerbela sonrası Hüseyin olmak.

Âşık Virani şöyle der:

“Şah Hüseyin mazlumların şahıdır, çölde kalan insanlığın ahıdır.”

Bizim için Kerbela, insanlığın ahıdır. Bu yüzden yalnızca Kerbela’nın yasını tutmayız; onun manasını da yaşatmaya çalışırız. Biz her Muharrem ayında yeniden Hüseyin’e ikrarımızı tazeler, Yezid’e lanet okuruz.

  • Muharrem orucu, matem ve Kerbela anlatısı Alevi toplumunda nasıl yaşatılıyor? Bu geleneklerin günümüzdeki karşılığı nedir?

Ben “Yas-ı Muharrem” kavramıyla kente göç edince karşılaştım. Köyümüzde “Deh û Du İmaman”, yani On İki İmamlar Orucu denirdi.

Köyde hazırlıklar yaklaşık on gün öncesinden başlardı. Oruçlar başlamadan yapılması gereken bütün işler tamamlanır, evler temizlenir, kesilecek saç, sakal ve tırnaklar kesilirdi. Çünkü oruç başladıktan sonra mümkün olduğunca bıçak ele alınmaz, soğanın bile başı kesilmez, banyo yapılmaz, tıraş olunmaz; en önemlisi de su içilmezdi. Çünkü Fırat’ın kıyısında Hüseyin susuz bırakılmıştı.

On İki İmam orucu on iki gün sürer. Ancak öncesinde üç günlük bir karşılama orucu vardır. Köyde yaşlılar bu orucu tutarken, “On İki İmamları karşılamaya gidiyorum” derlerdi. Ben de çocuk aklımla sanki On İki İmam köyümüze geliyor, yolda karşılanıp hanelerimize mihman ediliyor gibi hissederdim.

İlk orucumu altı yaşında tuttum. Çocuk aklımla çayırda gezerken unuttum ve madımak yedim. Koşarak dedeme gidip, “Orucum bozuldu” dedim. Dedem bana şöyle cevap verdi:

“Yemekle oruç bozulmaz; sen yeter ki niyetini bozma.”

İşte mesele buydu. Amaç nefsi terbiye etmek değildi; mesele, Hüseyin’in yaralarına ortak olabilmekti. Şunu da özellikle belirtmek isterim: Biz “Hüseyin” derken yalnızca tek bir kişiyi kastetmeyiz. Hüseyin, Kerbela’da zulme uğrayan bütün canların simgesidir. Biz o adı, zulme uğrayan bütün mazlumlara veririz.

  • Dışarıdan bakıldığında Alevilik çoğu zaman tek tip bir inanç olarak görülüyor. Oysa farklı bölgelerde farklı uygulamalar bulunuyor. Alevilik içindeki bu çeşitliliği nasıl açıklarsınız?

Devletli dinler o kadar baskın hâle geldi ki, diğer bütün inançların din sayılabilmesinin ölçütü neredeyse onlara benzemeleri üzerinden kuruluyor. Oysa ritüeli olan her inanç dindir ve tekleşmek zorunda değildir.

Alevi toplumu geçmişte de kentlerde yaşıyordu. Ancak son elli yıldaki göçle birlikte kentlerde nüfusumuz arttı, görünürlüğümüz yükseldi ve bu kez sürekli “Alevilik nedir?” sorusuyla karşı karşıya kaldık. Bu soruya cevap vermek bizim için hiç kolay olmadı. Çünkü Alevilik bir deryadır; üç cümleyle anlatılabilecek bir inanç değildir. İnancımız “Yol bir, sürek binbir” der. Yol ortaktır; fakat her topluluk yaşadığı coğrafyanın koşullarına göre kendi süreğini oluşturmuştur. Bence bu, Aleviliğin en büyük zenginliklerinden biridir.

Örneğin biz Kürt Alevileri için ziyaretler çok önemlidir. Her köyün mutlaka bir ziyareti vardır. Ziyaret, köyün adeta nirengi noktasıdır. Acıda da sevinçte de, iyi günde de kötü günde de, bazen hiçbir sebep olmadan gidip niyaz oluruz.

Yıllarca “Aleviler dağı taşı öpüyor.” denilerek bizimle alay edildi. Oysa biz bu dünyayı bir dergâh olarak görürüz. Ziyaret seçtiğimiz o mekânda evrenle ilişki kurar, belki de onun alnından öperiz.

Tahtacı Alevilerinde de kutsal kabul edilen mekânlar vardır. Ancak bizimki gibi her köyün bir ziyareti bulunmaz. Onlar ise geçimlerini sağladıkları ormanda bir ağacı kesmeden önce üç kez niyaz olur ve ondan rızalık isterler. Yöntemler farklıdır ama evrene niyaz olmak hepimizin ortak yönüdür.

  • Alevilikte temel inanç esasları nelerdir? Bir Alevinin yaşamında hangi değerler ve ilkeler öne çıkar?

İtikat ve ikrar, Alevilikte en önemli kavramlardan ikisidir. İtikat etmek inanmaktır; ikrar ise inandığın şeye uygun yaşayacağına söz vermektir. Alevilik bir yoldur ve o yolda ancak itikat edip ikrar veren yürüyebilir.

Bunu en basit günlük faaliyetten tutun da, Tanrı ile ilişkinize kadar her alanda düşünebilirsiniz. Yani her anda, her mekanda itikatli ve ikrarlı yaşamak. Mesela bir saksıya çiçek ekmek itikattır. O canlının büyüyeceğine, yeşereceğine ve çiçek açacağına inanmaktır. Ektiğiniz o çiçeği düzenli sulamak ise ikrarınızı yerine getirmektir.

Aleviliği diğer inançlardan ayıran önemli özelliklerden biri de “tek”liği reddetmesidir. Tek yoktur; bir vardır. Bir olmak; birlikte yaşadığını bilmek, karıncanın da bu dünyada hakkı olduğunu kabul ederek yaşamaktır.

Kürt Alevilerinde bir çocuk, annesinin memesini ilk emdiği, süte geldiği (hat şîrê) andan itibaren Alevidir. Bektaşilerde ise çocuk belirli bir erkânla yola alınır. Ancak hangi sürek olursa olsun, kişi büyüyüp yola ikrar vermek istediğinde müsahipsiz bu yola giremez.

  • Kadınların Alevi inancı ve toplumsal yaşam içindeki yeri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Alevilik bu konuda hangi özellikleriyle öne çıkıyor?

Aleviliğin, kadınların inançtan dışlanmadığı son dinlerden biri olduğunu düşünüyorum. Kadın ile erkeğin ritüelleri birlikte yürütmesi nedeniyle Alevilik tarih boyunca ağır saldırılarla ve nefret diliyle karşı karşıya kaldı. Devletli dinler zamanla öylesine erkekleşti ki erkekler Tanrı’nın kulu, kadınlar ise kulun kulu hâline getirildi. Âdem ile Havva’nın mitolojik anlatısı da dinlerin yorumuyla öyle eşitsiz bir düzene dönüştürüldü ki bütün iyilikler erkeğe, bütün kötülükler ise kadına yüklendi. Erkek insanlığın atası ilan edilirken, kadın insanlığı cennetten kovduran olarak anlatıldı.

Alevi mitolojisinin bu anlatıya önemli itirazları vardır. Hikâyeyi ayrıntısıyla anlatıp sözü uzatmak istemem; ancak iki temel itirazın altını çizmek isterim.

Birincisi, Alevi mitolojisine göre ilk insan Adem değil, Ana Fatma’dır. Anlatıya göre Adem, Hakk’ı görmek için cennete gittiğinde cennetin en güzel köşesinde Ana Fatma’yı görür. Bu anlatıyla Aleviler, ilk insanın kadın olduğunu ve o kadının cennetten kovulmadığını, hâlâ en güzel köşede bulunduğunu ifade eder.

İkinci itiraz ise Habil ile Kabil anlatısınadır. Aleviler, insanlığın daha en başından kardeş kanı dökerek var olduğuna inanmaz. Kendilerini bu soydan ayırır ve “Gürûh-ı Naci’yiz” derler.

Mitolojiler tarihsel gerçeklik değil, toplumların kendilerini ve dünyayı nasıl anlamlandırdıklarını gösteren anlatılardır. Bu nedenle bize bir toplumun bakış açısını gösterirler. Alevi mitolojisindeki kadın bakışı bugün de Alevi toplumunda yaşamaya devam ediyor.

Alevilikte bütün canlar yolun talibidir ve eşittir. Ancak bunu söylerken Alevi toplumunda kadınlarla erkeklerin her zaman eşit yaşadığını iddia edemeyiz.

Alevi erkekleri çoğu zaman diğer toplumlardan farklarını kadınlar üzerinden anlatır; “Bizde kadın erkek eşittir, biz diğerlerine benzemeyiz” derler. Oysa Alevi kadınları dini baskılarla karşılaşmasalar bile içinde yaşadığımız kapitalist düzenin ve Aleviliğin giderek daha zor yaşanır hâle gelmesinin etkisiyle eşitsiz ilişkilerden bağımsız değildir.

Elbette Alevi kadınları; eğitim, çalışma hayatı, sosyal yaşam ve siyaset gibi alanlara erişimde birçok inanç topluluğundaki kadınlara göre daha avantajlı bir konumdadır. Ancak bu durum tek başına eşitliğin sağlandığı anlamına gelmez.

Aleviliğin en önemli düsturlarından biri “Tenden sual olunmaz” ilkesidir. Yani tene şiddet uygulanamaz, cana kıyılamaz.

Buna rağmen son yıllarda sayıları az da olsa, cemevlerinden uğurlanan katledilmiş Alevi kadınların hakka uğurlandığını görüyoruz. Bir tek canın bile katledilmesi gözümüzü kör etmeye yetecekken, bu konuda hâlâ yeterince güçlü bir toplumsal itirazın ortaya çıkmadığını düşünüyorum. Kadına bakışın gittikçe gerilediğini Alevi deyişlerinden örneklendirirsek daha iyi anlaşıla bilir. Mesela Aşık Emrah şöyle seslenir;

‘Bir imrahi görse eğer ol sinemin dağını

Ötüşür şeyda bülbüller görse hüsnün bağını

Yüz yaşında ruhban görse gerdanın ağını

İncili suya bırakır, vaz gelir hacdan geçer’

Aşık Emrah öyle anlatır ki bahsettiği sevgilinin bir insan mı, Tanrı mı, yoksa ikisinin birden mi olduğunu ayırt edemezsiniz. O anlatıda aşk, insanla hakikat arasında kurulan bir köprü gibidir.

Ama son dönem türkülerine baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşılaşırız. Aşk çoğu zaman öfke ve sahip olma duygusuyla anlatılır. İstediği kadını elde edemeyen erkeğin hıncı sözlerine yansır.

Özetle, bu dünya erkeklik üzerine öylesine kurulmuş ki, hangi inanca mensup olursa olsun hiçbir erkek bu düzenin etkisinin bütünüyle dışında kalamıyor.

  • Muharrem ayı vesilesiyle Aleviliği yeterince tanımayan insanlara vermek istediğiniz temel mesaj nedir? Aleviliği anlamak isteyenler nereden başlamalı?

Hüseyin’in hakikati, insan olmanın hakikatidir. İnsanlık mazlumdan yana durdukça birleşebilir ve dünyayı değiştirebilir. Dinler aslında birlikte yaşamanın engeli değil, gerekçesidir. Yeter ki kimse kimsenin Tanrı’sını belirlemeye kalkmasın; “En doğru yol benim yolum” diyerek başkasını kendi inancına mecbur bırakmasın. Herkes kendi vicdanıyla, kendi inancıyla ve kendi Tanrı’sıyla hesabını kendisi görsün. Aleviliği anlamak isteyenlere tavsiyem şudur: Üretilmiş önyargıları ve yanlış bilgileri bir kenara bıraksınlar. En yakınlarındaki Aleviyle komşuluk etsinler, arkadaşlık kursunlar, aynı sofrayı paylaşsınlar. O zaman onun da kendileri gibi bu dünyanın bir canı olduğunu göreceklerdir. Değiştirmeye çalışmak yerine olduğu gibi kabul ettiklerinde, belki de ömür boyu yürüyecekleri bir can yoldaşı kazanacaklardır. Yeter ki birbirimize bu fırsatı tanıyalım.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Tehlike değil ihtiyaç taşıyorlar!

SON HABERLER

Kerbela insanlığın ortak acısıdır

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Tehlike değil ihtiyaç taşıyorlar!

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Futbola göre aşk ve aşksızlık…

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Komün: Yaşamın siyaseti

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

İBB davasında ara karar: 6 tahliye, duruşma 17 Ağustos’a ertelendi

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

İran basını: 3 eyaletten patlama sesleri duyuldu

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Çin’deki fabrika yangınında en az 28 kişi hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
9 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır