• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Temmuz 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Öcalan ‘Halfeti modeli yaygınlaşmalı’ dedi

10 Temmuz 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Yerine kayyum atanan seçilmiş Xelfetî Belediye Eşbaşkanı Mehmet Karayılan sorularımızı cevapladı:

  • Sayın Öcalan, Halfeti’de bir Türkmen’in bir Kürdün kazanmasını duyduğunda çok mutlu olduğunu söyleyip, Halfeti’nin paradigmanın bir modeli olduğunu, modeli yaygınlaştırmak gerektiği mesajını vermişti
  • Bir karşılaşmamızda Öcalan şunu söyledi: ‘Benim sizden farkım şu: Ben kendimi denizin ortasına ulaştırmışım. Siz kıyıdaki yosunlar gibi, dalgaları aşıp bir türlü ortaya gelemiyorsunuz. Benim farkım o dalgaları aşıp kendimi denizin ortasına ulaştırmam
  • Yerel kendi bütçesini oluşturabilmelidir. Yerel toplumu ilgilendiren bütün alanlarda çözümleyici olabilmesi açısından yetki genişletilmesi gerekiyor
  • Kayyım gaspçılıktır, hırsızlıktır, hak tanımamazlıktır. Kayyım farklılıkları kabul etmemedir. Bir halkın iradesini tanımamadır, halkın demokratik seçme umudunu baltalamaktır. Halkın değerlerini, malını, mülkünü yandaşlarına peşkeş çektiler
  • Bütün anti-demokratik yasaların ortadan kaldırılması gerekiyor. Ana dilde hem pazarda hem sokakta hem evde hem de kurumlarda ana dili yaygınlaştırmak için kreş açma girişimlerimiz olacaktır. Ana okul da açılabilir. Devletin bütün bariyerleri kaldırması lazım. Destek vermiyorsa gölge etmesin

Mehmet Ali Çelebi

Koalisyon ortağı Devlet Bahçeli’nin Meclis yeni dönem açılışı sırasında 1 Ekim 2024’te DEM Parti milletvekillerinin yanına gidip el sıkışması sonrası çözüm sürecinin kapıları açılmıştı. Ancak 4 Kasım 2024’te kritik Mêrdîn (Mardin), Êlih (Batman) ve Riha’ya bağlı (Urfa) Xelfetî’ye (Halfeti) kayyum atandı. Xelfetî’nin yerine kayyum atanan seçilmiş Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ile konuştuk. Kürt, Türk, Ermenilerin kasabasının fotoğrafını çeken Karayılan, kayyımların yaptıklarını, yolsuzluklarını, yerel demokrasiyi ve yerel ekonomiyi anlattı. Anadilde anaokul açılması gerektiğine dikkat çekti. Karayılan, Kürt hareketinin kurucu liderleriyle karşılaşmalarından anekdotlar da dile getirdi.

  •  Son dönemlerde yoğun olarak Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi, ‘kök yasa’lar tartışılıyor. Aynı zamanda AKP-MHP koalisyonunun bir Yerel Yönetimler Yasası Taslağı hazırladıkları söyleniyor. Yerel yönetici olarak sizce nasıl yasalar gerekir, yerel demokrasisinin geliştirilmesi için neler yapılması gerekiyor?

Şimdi her şeyden önce Barış ve Demokratik Toplum Süreci dediğimiz, bütün halkların bir arada yaşama projesi olarak ifade ettiğimiz barışın sağlanması lazım. Birçok kesim “barış olsun” diyor. Altını doldurmamız gerekiyor. Çünkü eğer bir yerde kavga varsa bu kavganın nedenleri vardır. Bu nedenler ortadan kalkmalı ki barış sağlansın. Her şeyden önce Türkiye’de, Kürdistan’da, bölgede barışın sağlanması için adaletli bir düzenin oluşturulması gerekiyor. Demokratik değerlerin toplumsallaştırılması gerekiyor. Bunu sağlamadan barış söylemi sadece dilde kalabilecek bir söylemdir.

Bakıyorsun şu anda iktidar “barışalım” diyor, ancak dili, kültürü, siyasal, sosyal hakları, örgütlenme haklarını, sendika haklarını, ekonomik hakları görmezden gelen bir yaklaşımla diyor. Barışın içinin boşaltılması mantığıdır.
Demokratik toplum olmazsa barışı kalıcılaştıramazsın. Bu açıdan ikisini birbirinde ayırmamak gerekiyor.
Ve demokrasinin temeli yereldir, yerel yönetimlerdir. Onun için yerel yönetimleri demokratikleştirmek gerekiyor. Yerel yönetimleri yerelin değerleriyle buluşturmak gerekiyor.

Yerel yönetimleri demokratikleştirmek gerekiyor. Yerelde bir mahallede, bir köyde, bir sokakta toplum ekmek mi istiyor? Aş mı istiyor? İş mi istiyor? Kültürel çalışma mı istiyor? Dil konusunda mı çalışma istiyor? Okul mu istiyor? Cami mi istiyor? Cemevi mi istiyor? Kilise mi istiyor? Halk ne istiyorsa ona göre ona göre hareket etmek gerekiyor. Topluma sormamız lazım. Demokratik değerleri, demokratik anlayışları toplumun içselleştirilmesi gerekiyor. Demokratik değerler nedir? Farklılıkların kendini özgür biçimde ifade etme biçimidir. Önce örgütlenmeye, demokratik değerlere zarar verebilecek bütün anti-demokratik yasaların ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu olursa barış kalıcılaşır. Bu olursa toplumların yan yana yaşama arzusu gelişir.

Şuna dikkat çekmek gerekiyor: Kürdistan’da yaşayan halklara baktığımızda barış isterken altını doldurarak istiyor. Barış isterken diyor ki “barışalım ama benim dilimi tanı. Barışalım ama benim kültürümü tanı. Barışalım ama benim şu ana kadar canımda, kanımda, toprağımda götürdüklerine karşı bir özeleştiri ver. Geçmişle yüzleş” diyor. Yoksa sadece “barış” demekle barış olmaz. Barışın içini boşaltmayalım. Demokrasinin içini boşaltmayalım. Emekle, kan, terle, çaba ile kavramlaştırılmışlar. Bu kök hücrelerimize karşı dürüst yaklaşmamız gerekiyor.
Yerelde ihaleler konusunda, herhangi bir yerin ihtiyaç olan müdürlüklerin kurulması konusunda, kendi bütçesini oluşturma konusunda sıkıntı yaşanıyor. Yerel kendi bütçesini oluşturabilmelidir. Yerel toplumu ilgilendiren bütün alanlarda çözümleyici olabilmesi açısından yetki genişletilmesi gerekiyor.

Örneğin Halfeti de Cittaslow, yani sessiz kent. Dünyada yaklaşık üç yüz kent var, yavaş kent, yaşamın biraz yavaşlaması, kültürel değerlerin, doğal güzelliklerin ortaya çıkartılması, tadına vararak yaşam demek.
Örneğin herhangi bir gürültüye belediyenin müdahale yetkisi yoktur. Emniyetin, Kaymakamlığın yetkisi, bir yetki karmaşıklığı var. Ekolojik anlamda, kooperatifleşme yaparken önünde engel olmaması gerekir. Uluslararası kardeş belediyelik yapmak konusunda önümüze engeller çıkıyor. Yine kültürel varlıkları koruma, onarma konusunda Kültür Bakanlığı’na çok bağlı olunuyor.

  •  Bu noktada Halfeti’yi nasıl tanımlarsınız?

Halfeti’ye ‘saklı cennet’ deniyor. Çok güzel bir coğrafya. Suyun, dağın, ağacın buluştuğu yer. Aynı zamanda tarihsel olarak farklı kültürlerin yaşadığı bir yer. Türklerle Kürtler burada yaşıyor. 6 Türkmen köyü bir de merkez var. 29 Kürt köyü var. Mezralarla 36 oluyor. Yakın tarihte Ermeniler yaşıyor. Ermeniler orada sürgün edilmiş. Fakat Ermenilerden kalan bazı aileler var. Önemli değerlerimizdir bizim Cibin Köyü’nde. Cibin Köyü’nde Ermeni katliamı sürecinde, 1915’te sürgün edildiklerinde Türkmenleri de getirmişler, çünkü o köylerde iç içe yaşamışlar.
32- 33 kız çocuğu, iki de erkek çocuğu yolda başlarına bir şey gelmesin, saldırılarda can kaybı olmasın diye Türk komşularına teslim etmişler. Sonradan onlar orada kalarak, evlilik yaparak yaşamlarını sürdürmüşler.

Cibin’de mesela eski kilise var, ama şu anda yok. Biz geldiğimizde araştırdık, ” kiliseyi yapabiliriz” diye. Fakat kayyum geldiği için zamanımız olmadı. Belediyelerin bununla da yetkili olması gerekiyor. İnisiyatif alamıyor çünkü Kültür Bakanlığı’na bağlı. Örneğin bizim Halfeti merkezde tarihi evler var, konaklar var, sokakların iyileştirilmesi için belediye olarak müdahale edemiyoruz. Çünkü merkezden, Kültür Bakanlığı’nda izin gerekir. Kültür Bakanlığı yeterince ilgi göstermiyor. Çünkü kendisi Ankara’da Halfeti’yi bilemez.

Cibin’de eski halıcılık, kilim dokumacılığı vardı, şimdi yok. Halfeti’de onlardan kalan duvar ustaları vardır, o Ermenilerden esinlenmişler. Nalbancılık, bıçakçılık, kalaycılık vardı, Ermenilerde kalan mirastı. Fakat o mirası halk olarak yeterince koruyamadık. Zaten devletin de bu mirası koruma yerine üzerine beton dökme gibi bir anlayışı var. Bizim Halfeti’de belediye eşbaşkanı olarak yüzleşmek, bu mirasları gün yüzüne çıkartmak ve zenginliğimizin bir işareti olarak her sokakta, her köyde, her yerde bu zenginliği yansıtmak konusunda çalışmalarımız olacaktır. Fakat kayyum izin vermedi.

Sayın Öcalan her görüşmede Halfeti’deki Türkmen köylerini soruyor, selamlarını söylüyor. Son 50 yıldır Halfeti dediğinde Amara akla geliyor. Amara’da doğan Sayın Abdullah Öcalan iki halkın ortak yaşamı, halkların ortak yaşamı için ciddi örgütleyici olmuştur. Kurduğu örgütle, mücadelesiyle sadece Urfa’da değil Türkiye’nin her kesimde, Kürdistan’ın her kesiminde ve Kürtlerin olduğu Avrupa’sından Asya’ya ciddi bir örgütlü güç ortaya çıkartmıştır. Hem felsefik hem tarihsel, önderliksel rol oynamıştır.
Bunun yanında Urfa coğrafyası Göbeklitepe ile Karahantepe ile tarihe ışık tutmakta. Tarihi gerçekliği ortaya çıkartmakla birlikte önümüzdeki sürece, toplumlara, bilime, tarihimize yön verme açısında önemli bir coğrafya olduğunu ifade edebilirim. Bu önemli coğrafyanın değerini bilmek sözde kalmamalı. Değer bilmenin demokrasinin, adaletin, barışın yerleşmesiyle anlam bulacağını ifade edeyim.

‘Öcalan farkım dalga ve yosunları aşmak dedi’

  •  Urfa aynı zamanda geçiş kenti. Rojava’yla sınır, Suriye’yle sınır. Sizin Kürt hareketi içerisinde isimlerle tanışıklığınız var…

Urfa Ortadoğu’ya açılan kapı, Asya’ya açılan kapıdır. Sınır kenti olmasından dolayı etkileme gücü çoktur. Bu anlamda Amara’da Sayın Öcalan’ın çıkışı hem Suriye’deki Kürt halkını hem de Arap halklarını ciddi anlamda etkilemiştir.

Hem Irak’ta yaşayan halkları, İran’da Kürtleri ve farklı halkları etkilemiştir. Peygamberler şehridir, İbrahim’in doğduğu şehirdir. Tarihte bir İbrahimi hareket vardır. Sürekli zulme karşı bir başkaldırıcının olduğu bir coğrafya. Bu geleneğin Sayın Abdullah Öcalan’ın önderliğinde devam etiğini, başarıya ramak kalan bir hareket olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu hareket içerisindeki Alevi, Êzidî, Kürt, Türkmen, Ermeni, farklı kültürlerden olan insanlarla zaman zaman karşılaşma durumumuz oldu. Sayın Öcalan’ı ilk gördüğünde biraz temkinli hareket ediyorsun. Dünyanın konuştuğu, halkın kendisi için canını verdiği, kadın, çocuk, toplumun ölümüne arkasında olduğu… Yan yana geldiğinizde size hatırınızı sorduğunda, birkaç soru sorduğunda sanki kendisiyle beraber yaşanmış gibi hissediyorsun.
Sayın Öcalan bir karşılaşmamızda köyler için şunu söylemişti: “Ben PKK’yi kurarken buradaki Türkmenler fazla milliyetçilik duygularını yaşamazlardı. Kürtlerin de ortak yaşama kültürüyle bir arada yaşadıklarından kaynaklı olarak ben bu zeminden etkilenerek PKK’yi iki halkın ortak yaşamı üzerinde inşa ettim”

Sayın Öcalan bizim yakın köyden, komşu köyümüzdür. Köyde bazı insanları sordu. “Nasıl köyün durumu?” dedi. Ben “’95 genel seçimlerinde, MHP ile Ecevit’in ittifakı vardı. Ondan dolayı bazılarına polislik, hemşirelik dağıttığından dolayı bizim köyde 25 tane MHP’ye oy çıktı” dedim. “Nasıl o köyde çıkar. O köy bizi en iyi anlayan köylerden birisidir. O halde siz orada rolünüzü oynamıyorsunuz” dedi. Doğrudur gerçekten.
Öcalan’ın bir sözü daha aklıma geldi, şunu söyledi: “Böyle dokunarak (omuza dokunmayı gösteriyor), Benim sizden farkım şu: Ben kendimi denizin ortasına ulaştırmışım. Fakat siz denizin etrafındaki o kıyıdaki yosunlar gibi, kıyıdaki dalgaları aşıp bir türlü ortaya gelemiyorsunuz. Siz hep böyle kenarda kalıyor, yosun gibi dalgaları aşamıyorsunuz. Benim farkım o dalgaları aşıp kendimi denizin ortasına ulaştırmam.”
Halkların ortak yaşamı için mücadele eden Öcalan’ın halklarla özgür bir şekilde yan yana gelmesi, tartışması, sesinin her yere ulaşması gerekir. Halkın sesinin kendisine ulaşması ve çözümün belirleyici gücü olarak tutukluğunun kaldırılması, özgürleşmesi lazım. Devletin üzerine düşeni yapıp Öcalan’a statü verilmesi gerekiyor. Madem ki müzakere konusunda, Kürt sorunu konusunda birinci muhatapsa o halde kendi köyünde Halfeti’de halkla iç içe olmalı, siyasetini öyle yapmalı.

  •  Amara’da bahçede Mehmet Öcalan ile sohbet ederken, Cemil Bayık’ın da Amara’daki eve geldiğini, soldaki odada sohbetlerini yaptıklarını, babasının da bazen sohbetlere katıldığını söylüyordu.

Avrupa’da Ali Haydar Kaytan ile sohbetimiz oldu. O sohbette benim hatırladığım, gerçekten bir derya gibi. Derinliği olan, sadece bilgiyi aktaran değil, sözü aktaran değildi. Mimikleriyle, fiziğiyle onu yaşayarak aktarıyordu.

Aktarırken de ses tonunu ayarlıyor, yanlış anlar mı diye mütevazı, titizlikle hareket ediyordu.

Gerçekten, derya, deniz. Yüzüne baktığında tarihi görebilirsin, kültürü görebilirsin, edebiyatı görebilirsin, dengbêjleri görebilirsin. Yani bir Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun tarihini, yaşanmışlıklarını modernize ederek, güzelleştirerek aktaran bir sima olarak görürüz. Bendeki izlenim Ortadoğu’nun yaşanmış kültürleri, yaşanmış iyiliklerin bir aynası gibi.

Ali Haydar Kaytan farklı bir yüz. O gerçekten Kürdistan’ın yaşanmışlıklarının dile gelmesidir. Emek, yoldaşlık, hevallık meselesini, ilk kuruluştaki arkadaşlık ilişkilerini anlattı. Hevalleşmenin amantü gibi bir ilke olduğunu, hevalleşmede zayıflık olursa bütün örgütlerde zayıflık olacağını söyledi. Hevalleşmenin anlam kazanması için emeğin önemli değer olduğunu, sözün bir sihir olduğunu söyledi.
Cemil Bayık’la da Avrupa’da karşılaştım. Ali Haydar Kaytan için ifade ettiğim şey, Cemil Bayık için de geçerli.

Bilgi, birikim ve mütevazılık var, demokratik anlayışını etrafına yayıyor. Cemil Bayık’ın bir meyve geldiğinde, meyveyi kesip, önceden dilimleyip, soyup bize sunması ciddi bir jestti.

  •  Halfeti’ye iki dönemdir kayyım atanıyor. Siz seçildikten sonra da kayyum atandı. Kayyım neler yaptı. Göreve dönerseniz neler yapacaksınız?

Halfeti 1954’ten bu tarafa belediye. Yukarıgöklü beldesi, Argıl beldesi vardı. Büyükşehir Yasası ile birlikte köylerin de sandığa iradeleri yansımış oldu. 2014’te belediyeyi BDP kazandı, 2016’da kayyum atandı. 2019’da DEM Partisi kazanmasına rağmen, devletin gücünü arkasına alan kayyum seçime girdi, insanları tehdit ederek, oy çalarak AKP kazandı. Bu hileyle, baskıyla, dışarıdan oy getirmesiyle oldu. 2024 seçimlerde devletin gücünü, emniyet güçlerini arkasına almasına rağmen, yaşlık aylığı alan ihtiyar insanları tehdit etmesine, dışarıdan oy getirmesine, yetmiş-seksen silahlı sopalı insan getirip sandıkta baskı uygulamasına rağmen halkımız sandıklara sahip çıktı ve belediyeyi kazandık. 6 ay sonrasında kayyum geldi. Tamamen siyasal ve keyfi. Seçime girerken belgeyle gitmişim seçilme hakkım var mı diye? YSK onaylamış. 4 Kasım 2024’te Mardin, Batman, Halfeti’ye kayyım atanmıştı.

Çünkü ekim ayında Devlet Bahçeli’nin el sıkışması sonrası Sayın Öcalan, yeğeni olan vekilimiz Ömer Öcalan’la görüşürken Halfeti’de bir Türkmen’in bir Kürdün kazanmasını duyduğunda çok mutlu olduğunu söyleyip, Halfeti’nin paradigmanın bir modeli olduğunu, bu modeli yaygınlaştırmak, güçlendirmek gerektiği mesajını vermişti. Ömer Öcalan selamını söyledi. Biz biraz onunla orantılı olduğunu düşünüyoruz. Halfeti’nin Öcalan’ın memleketi olması, iki farklı kimliğin kazanması, Mardin’de de Kürt halkı içerisinde simgesel değer olan Ahmet abinin olması, Batman’da da gerici muhafazakar yaklaşımına, olumsuzluklara rağmen kadın arkadaş Gülistan Sönük’ün eşbaşkan olması bu üç belediyeye tahammülsüzlüğün temel sebeplerinden.

Kayyım gaspçılıktır, hırsızlıktır, hak tanımamazlıktır. Kayyım farklılıkları kabul etmemedir. Bir halkın iradesini tanımamadır, halkın demokratik seçme umudunu baltalamaktır. Halkın değerlerini, mülkünü yandaşlarına peşkeş çektiler.
İhalede usulsüzlükler, seçimi kazanmak için halkın değerlerini çarçur etme durumu vardı. Biz gelir gelmez mali müşavirlerden, avukat arkadaşlardan, mühendislerden uzman arkadaşlarımızla 12-13 dosya hazırladık. İçişleri Bakanlığı’na suç duyurusunda bulunduk, izin verdi, dava açıldı. Eski kayyum, seçime kan karıştırmak isteyen, zorbalık yapan kayyum. Nisan 2026’da hem meclis üyeleri, hem müdürleri, hem kendisi suç şebekesi olarak gözaltına alıp tutuklandılar. Haksız kazanç elde etmiş. Yaklaşık 500 milyon borç bırakmış. 3 trilyona yakın da ihaleye fesat karıştırmış. Yandaşlara peşkeş çektiğini görmüş olduk mahkeme kararıyla.
Son kayyum halkın içerisine fazla çıkmıyor. Halfeti’de gençlik için, kadın için, kültürel, sosyal herhangi bir çalışma yoktur. Sadece bir çöp toplama var, onu da tam yapmıyor.

25 dönümlük yer temizledik, ağaçlandırma yaptık. Park yaptık, diktiğimiz ağaçlara su bile vermediler. Öcalan’ın doğum gününü ifade eden Dört Nisan Parkı’nı Cumhuriyet Parkı yaptılar. Narin Güran’ı yaşatmak için adını parka vermek istedik. Onay verilmedi. Misafirhane tadilat olmuştu, çatı malzemesi getirdik. Fakat malzemeler kurulmadan kayyum geldi.Şu anda üç katlı misafirhane içerisine girilmiyor. Metruk bina haline gelmiş. Urfa’da ciddi anlamda dışarıya göç var. Aynı zamanda Urfa’dan Türkiye’nin farklı yerlerine mevsimlik işçi gidiyor. Aynı zamanda yurt dışına göç var.

  •  Siverek, Hilvan, Bozova, Haliliye ve Halfeti’ye geçtiğimde muazzam tarım arazileri görmüştüm. Tarımsal imkanlar var. Tekrar göreve dönerseniz neler yapacaksınız?

Halfeti’nin geçimi daha çok fıstıkçılık. Fıstık meyvesinin olduğu bir yer, üçte bir de zeytin var. Fıstık kavlatma atölyeleri var. Biz dedik ki “elli kişinin çalışabileceği fıstığı kavlatma, kavurma, paketleme ile ilgili kooperatifleşme yapalım. Küçük atölyeler açalım. Komünal tarzda.” Aynı zamanda Hazinenin bazı arazileri var.

Bazı yandaşlara kiralanmış, atıl duruyor. Atıl arazileri belediye tahsis edip ihtiyacı olan gençlere, kadınlara orada tarım alanı açmak istiyoruz. Bostan, meyve üretimini kooperatif anlayışıyla halka bırakmak. Üretilen şey için de biz belediye olarak aracı olup alım garantisi verebiliriz. Urfa’da bahsettiğiniz verimli araziler var. Devletin doğru bir ekonomi politikası olmuş olsa, tarım politikası olmuş olsa Urfa’da insanlar Karadeniz’e, Marmara’ya, Ege’ye, Avrupa’ya göç etmezler. Devletin doğru tarım politikası uygulamamasından kaynaklı, özelleştirme kaynaklı.

  •  Kentlerde çeteleşme, uyuşturucu, fuhuşta artış konuşuluyor. Neden artıyor? Urfa genelinde durum nasıl?

Demokrasi yoksa, gençlerin geçimini sağlayabilmesi, yarına mutlu bakabilmesi için iş imkanı yoksa, okulu bitirdikten sonra mülakatlar kaldırılmasa, atamalar olmasa umutsuz gençlik tepkisini başka yerde arıyor.
Devletin bazı politikaları gençleri farklı bir mafyatik çeteleşmeye doğru yönlendiriyor. Aynı zamanda devletin denetiminde olan televizyonlarda baktığımızda mafyatik, çeteleşen, kısa kısa zamanda zenginliği teşvik eden dizi silsilesi var.
Bunların devletin bilinçli politikası olduğu kanısındayız. Her tarafta MOBESE’ler var. Köylere kadar MOBESE var. Biz bir 10 kişilik toplantı yapacağımız zaman emniyetin haberi oluyor. İşte halkla bir buluşma istediğimizde, köyde buluşma istediğimizde haberi oluyor. Uyuşturucuda, çetecilikte, gaspçılıkta, hırsızlıkta devletin haberinin olması mümkün değil. “Bu park benim” diyor. “Bu sokak benim” diyor. Çeteler arasında uyuşturucu müptelaları arasında ölümler meydana geliyor. Örneğin bizim yakın Antep’te geçen Halfetili iki genç birbirini bıçakladı. Bir genç öldü. Aynı mahallede oturuyorlar. Arka planda devletin kontrolündeki televizyon dizilerine bakarak kısa yolda para kazanma, birbirine hükmetme var, esnafı rahatsız etme var.

  •  Yerel demokraside diller ve kültürler önemli. Siz kültürel değer ve miraslardan bahsettiniz. Dil kurumları anlamında ne tür adımlar atacaksınız?

İlk etapta anadilde kreş uygulamasını yapmak lazım. Onunla birlikte tabelalarımızda çift dil kullanmak gerekiyor.
Çünkü neticede burası Kürt halkının yaşadığı coğrafya. Kürdistan, dili Kürtçe’dir. Halk kendi dilini rahat konuştuğunda moral ve motivasyon bulacak. İnsan kendi ana diline konuşması mutluluk veren bir durumdur. Müzakere yaparken kendi ana dilinde ya da başka dille yapması arasında fark vardır. Ana dilde hem pazarda hem sokakta hem evde hem de kurumlarda ana dili yaygınlaştırmak için kreş açma girişimlerimiz olacaktır. Kreş açılıyorsa ana okul da açılabilir. Bu konuda devletin bütün bariyerleri kaldırması, yerel yönetimdeki bu gibi girişimleri destekleyici olması lazım. Engelleyici olmaması lazım. Destek vermiyorsa bize fazla gölge etmesin, işimizi yapalım.
Kendi dil kurumlarımızı geliştiririz. Anadilde eğitim verebilecek fiziksel yapılar geliştiririz.
Ciddi alanda eğitimli öğretmen arkadaşlarımız da var. Bunu yapabiliriz.

  •  Kente yönelik ekolojik saldırılar var mı? Yolda Urfa yolu üstündeki ilçelerde tarlalara yakın meralara GES’ler gördüm.

Bizim Halfeti’de de öyle bir durum var. Altı bin metrekare. Biz geldiğinde aslında ÇED raporunu almışlardı.
Bize aplikasyon geldi, planı geldi. O tür kapsamlı GES projelerine karşıyız. Halfeti’de üç köyde kuyularda petrol bulundu. Orada genelde fıstık var.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kapitalizme karşı bir geçiş programı

Sonraki Haber

Casena’dan bir yıl sonra: Hukuk hâlâ yolda mı?

Sonraki Haber

Casena’dan bir yıl sonra: Hukuk hâlâ yolda mı?

SON HABERLER

Madencilerin dayanılmaz arsızlığı!

Yazar: Yeni Yaşam
11 Temmuz 2026

NATO Zirvesi’nin ardından

Yazar: Yeni Yaşam
11 Temmuz 2026

Yakılan silahlar ve zirve

Yazar: Yeni Yaşam
11 Temmuz 2026

Bir dilden fazlası: Kirmanckî yaşamalı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Temmuz 2026

Islanmış gülüşler

Yazar: Yeni Yaşam
11 Temmuz 2026

İktidar her yerde!

Yazar: Yeni Yaşam
11 Temmuz 2026

Casena’dan bir yıl sonra: Hukuk hâlâ yolda mı?

Yazar: Yeni Yaşam
11 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır