CHP enkaz halinde. Özgür Özel tasfiye sürecinden “yeni partiyle” çıkmak için var güçle çalışıyor. Ama “eski partiyi” enkaza çeviren gücün, daha rüştünü ispat etmeye bile fırsat bulamadan “yeni partiye” neler yapacağını ya düşünmüyor ya da bir başka çare için gücü yetmiyor. O “başka çarenin” şu anda süren ve çürütülene kadar sürdürüleceği anlaşılan “müzakere sürecine” DEM Parti ile eylem birliği kurarak tüm ağırlığını koymak olduğunu defalardır yazdım. Olmuyor. Olsun diye yazmaya devam ederiz etmesine de artık gerçeği de ifade etme zamanı gelmiş bulunuyor. Müzakere süreci herkes için demokrasi vaat ediyor olsa bile, Kürt halkı müzakere sürecinde ne yazık ki “tek başına”dır. Hatta kimi sosyalist “dostları” bile, ortada bir “proletarya ihtilali” ihtimali varmış gibi Kürt Özgürlük Hareketi’ni “devrimden vazgeçmekle” suçluyor. Gözlerinin önündeki “süreç içinde darbenin ve faşizmin yeni ve son aşamaya tırmandığı” umurlarında bile değil. Daha fenası son NATO zirvesinde küresel emperyalizmin Türkiye’de süregiden darbeye tam destek verdiğinden de habersiz gibiler. Darbe son aşamasına başarıyla tırmandığı gün, Türk ordusunun Ukrayna ya da İran savaşına bulaştırılmasıyla karşı karşıya kalınacağını hesap etmeyi bile gereksiz sayıyorlar.
Durum kısaca böyle.
Bardağın yarıdan fazlası boş olsa da dibinde hâlâ su olduğunu unutmayalım. Apo’nun “negatif devrim” dediği elli yıllık savaş şu sonuçları doğurdu:
Birincisi Türk devleti PKK’yi yok etme amacına ulaşamadı. Dünya savaşının sürdüğü koşullarda PKK’yi yok etmeye kalkışmanın doğuracağı kaotik sonuçları gördü ve Öcalan’la masaya oturdu. Müzakere her şeye rağmen devam ediyor. Çıkmamış candan umut nasıl kesilmezse devam eden müzakereden de umut kesilmez.
İkincisi, bu “negatif devrimci sürecin” en önemli sonucu elli yıl önce “yok sayılan” Kürt ulusunun ve dilinin fiilen kabul edilmiş olmasıdır. Önem şurada: Kürt ulusu ve dili yok sayılıyor olsaydı, müzakere sürecinden sadece “savaşın bitmesi” dışında hiçbir şey beklenemezdi. Ama devlet Kürtlerin varlığını ve dilini fiilen kabul etmiştir ve Kürt ulusu var olduğuna göre her ulusun doğuştan gelme haklarına sahiptir. Müzakere sürecinde yalnız “silahlı savaşın sona ermesi” değil, Kürt ulusunun haklarının “ne ölçüde tanınacağı” da kesinlikle masadadır. Devlet “çok az hak” vermeye, Kürt Özgürlük Hareketi Kürt sorununu çözmeye, asgari olarak çözmenin önündeki anayasal ve yasal engellerin kaldırılmasına çalışıyor.
Üçüncüsü mücadele sadece dağlarda sürmemiştir. Kürt halkı elli yılın sonunda genel seçimlerde kendisine karşı konulan yüzde onluk barajı aşmış ve ülke siyasetinde üçüncü parti mevkiine yerleşmiştir. Ondan da önemlisi Kürdistan’da her defasında kayyım rejimini çökerterek yerel yönetimleri kazanmış, Kürt Özgürlük Hareketi Kürdistan’da Kürt halkının politik çoğunluğunu temsil ettiğini kanıtlamıştır.
Dördüncüsü ve en büyük kazanım ise, tüm bu gelişmelerin mimarı Abdullah Öcalan’a karşı dünya emperyalizminin komplosu yenilgiye uğratılmış, Öcalan Kürt halkının önderliği mertebesinin üstüne çıkmış, barıştan ve demokrasiden yana insanlığın umudu haline gelmiştir. Ve Kürt halkı bütün bu sonuçlara, Türkiyeli sosyalistleri ve “enternasyonalistleri” saymazsak, dünya devletlerinin cangılında tek başına ulaşmıştır. Dünyada devlet dışı dostu çoktur ama Türkiye’de yine tek başınadır. Soru şu: Tek başına “negatif devrimci süreçten” başarıyla çıkan bu halk şimdi gündemde olan “pozitif devrimci süreçten” başarıyla çıkabilecek midir? Cevabı yine Öcalan vermiştir: Pozitif devrim sürecinde en büyük tehlike “beklemektir’’, günlük hayatta avara kasnak gibi “müzakere sürecinin sonucundan umutsuz” serapa dolanmaktır. Oysa “7’sinden 77’sine kadar her Kürdün pozitif devrimci süreçte yapacağı işler vardır.” Şu anda DEM Parti Kürt halkına şöyle seslense yüzde 70’lere varan oy aldığı her sokakta, her köyde ve her mahallede yüzlerce komünün bir anda kurulduğunu görecektir:
“Kardeşler, oylarınızla kazandığımız ve kayyımdan kurtardığımız tüm belediyelerimizin söz, karar ve icra yetkilerini sokağınızda, köyünüzde, mahallenizde kuracağınız komünlere devretme kararı verdik. Artık belediyeler ne yapacaksa yapılacak olana siz karar vereceksiniz, belediye eş başkanlarımız ve belediye meclis üyelerimiz sizin verdiğiniz kararlara kesinlikle önkoşulsuz uyacaktır. İşe alınacakların toplamından komününüzün payına kaç kişi düşerse o kadar insanın işe girmesine siz karar vereceksiniz. Payınıza düşen belediye bütçesinin nerelere, ne için harcanacağında sizin kararınız geçerli olacaktır. Belediyenin ihalelerinde söz hakkı size ait olacaktır. Kaldırımların, sokakların, su tesislerinin, kanalizasyonların yapılmasında işler “taşeronlara” değil, komününüzdeki işsiz gençlerden kurulacak “emek taburlarına” verilecektir. Cinayet, gasp gibi suçlar dışında halk arasındaki anlaşmazlıkları “komün kardeşliği komiteleriniz” çözecektir. Erkek egemen maçoları “komün kadın savunma komitesi” yargılayacaktır. Komünün çocukları kreşlerde, park yerlerinde, okullarda ne istiyorlarsa o hayata geçirilecektir. Belediyeler komünlerinizde Kürt dilinde eğitimi siz nasıl istiyorsanız öyle örgütleyecektir. Payınıza kaç belediye zabıtası kadro düşüyorsa onları siz seçeceksiniz ve onlar sadece esnafı denetmeyecek, komününüzde kriminallere karşı asayişi sağlamakla görevlendireceksiniz. Kısaca artık belediye seçimlerinde “seçmen” olmaktan çıkacak, belediyenin sahib-i aslisi olacaksınız.”
Böyle bir karar ve açıklama yapıldığı zaman “komün ne ola ki” diyen DEM Partili olsun olmasın Kürt insanları birkaç gün içinde yüzlerce, belki binlerce komün kurmak üzere harekete geçmezse, ben, muhtar bile olamadığım için muhtarlığıma değil, yazı hayatıma son veririm.
Sorun şu: Seçilmişler onlara verilen yetki ve imtiyazlarından vazgeçecekler mi? Mesela maaşlarını gönüllü olarak asgari ücret düzeyine indirecekler mi? Belediye başkanı seçilmeden önce nerede yaşıyorsa orada yaşamaya devam edecek mi? Makam arabası yerine görevine “bisikletle” gitmeyi göze alabilecek mi?
İşte pozitif devrimci süreçten de başarıyla çıkmanın Apocu yolu böyledir diye düşünüyorum. Bu yolda 7’sinden 77’sine kadar her Kürt insanını “beklemenin çürütücü etkilerinden kurtaracak” küçük ya da büyük bir iş olacaktır.
İşlemeyen demir pas tutar. İşleyen halk komünal pozitif devrimi başaracak güç haline gelir. Ve kurulacak her komün tüm ülkeye, tüm Türklere öyle esin kaynağı olur ki, Kürt “tek başına” olmaktan kurtulur.
“Entegrasyon” da belki böyle sağlanır.
Devlet duymasın: Komünleşme Kürdistan’da halkın “egemenliğine” götürür.









