• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
19 Eylül 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Komüne Ütopya diyenler ve laf kalabalığına boğanlar!

19 Eylül 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum
Ercan Sezgin

Ercan Sezgin

Mesele yalnızca komünü anlatmak değil, komünü yaşatmaktır. Tam da burada ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz. Bunun için biraz bilinç, biraz inanç ve en önemlisi mevcut sistemin sınırlarının dışına çıkma cesareti gerekir. Konfor alanlarını terk etmek, aşırı siyasal kurumsallaşmanın dışına çıkabilmek ve toplumsal yaşamın içine girmek gerekir

Ercan Sezgin

Reber Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Manifestosundan sonra komün tartışmaları yeniden yoğunlaştı. Oysa bu tartışma yeni değil. 2005’ten bu yana meclis ve komün üzerine yoğun tartışmalar yürütüldü. Sadece tartışmalar yapılmadı; bunların pratik adımları da atıldı. Bu süreçte çeşitli deneyimler yaşandı, eksiklikler ve yetersizlikler ortaya çıktı. Buna rağmen bugün sanki komün ilk kez tartışılıyormuş, daha önce hiç pratik adım atılmamış ve geçmişte hiçbir deneyim yaşanmamış gibi yaklaşmak, hafızadan ve arşivden yoksun hareket etmek anlamına gelir. Bu da geçmişte yapılan hataların yeniden yaşanmasına, hatta aynı tekrarın daha gerisine düşülmesine yol açabilir.

Burada yeniden komünün tanımını ve tarihsel-toplumsal arka planını ayrıntılı ele almayacağım. Kaldı ki Reber Apo, ‘Bir Halkı Savunmak’ kitabında bunun temelini atmış, beş ciltlik savunmalarında biraz daha derinleştirmiş, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosunda da daha sistemli ve kapsamlı biçimde ortaya koymuştur. Yine bu teorik çerçeve üzerine geçmişten bugüne kadar yüzlerce makale yazılmış, çok sayıda perspektif sunulmuştur.

Dolayısıyla bugün temel sorun, yeni bir teorik çerçeve oluşturmak değil, mevcut teorik çerçeveyi pratikleştirerek yaşamın içine taşımaktır.

Eğer bunu yapamıyorsak, en fazla mevcut teorik çerçeveye başka filozofun ya da düşünürün birkaç sözünü ekleyip çıkarabiliriz. Bunun ötesine geçemeyiz. Fakat illa teori üreteceksek, teoriden teori değil, pratikten teori üretmek gerekiyor.Çünkü elimizde yılların deneyimleri ve pratikleri var. Artık mesele, komün üzerine daha fazla söz söylemekten çok, onu pratikleştirip yaşamın bir parçası hâline getirmektir.

Komünün pratikleşmesinin önünde iki temel handikap bulunmaktadır.

Birincisi, komünü bir ütopya olarak görüp, gerçekçiliği öne çıkararak komünü hayali ve gerçekleştirilemeyecek bir şey olarak değerlendirmektir.

Komünü ütopya olarak görenlere şunu söylemek gerekir:

Evet, komün bir ütopyadır. Fakat ütopya olması onun gerçek dışı veya gerçekleştirilemez olduğu anlamına gelmez. Komünal toplum, geçmişte çeşitli biçimlerde yaşanmış ve günümüzde de yeniden yaşanabilecek imkânlara sahip bir toplumsal yaşam biçimidir. Eşitlik, özgürlük ve adalet temelinde başka bir yaşamın mümkün olduğunu gösteren bir ütopyadır.

İnsanlar ütopyasız yaşayabilir mi? İnsan hayalsiz olabilir mi? Ütopyasız hayalsiz bir insan kuru bir odun gibi olmazmı? Hayalsiz ve ütopyasız bir insan, yalnızca mevcut olanla yetinmek zorunda kalmaz mı? İnsanlık tarihi zaten gerçekleşmiş ütopyaların tarihi değil midir?

Bir zamanlar hayal olarak görülen birçok şey bugün gerçeğin kendisidir. İnsanların geçmişte gerçekleştirdiği pek çok şey, bir zamanlar mümkün görünmeyen düşüncelerdi.

Bu nedenle ütopyayı “gerçekleşmeyecek hayaller” olarak tanımlamak doğru değildir. Ütopya, insanın ulaşmak istediği toplumsal gerçeğin tasavvurudur. İnsan, mevcut olanla yetinmeyip daha iyi bir yaşamı hayal ettiği için ilerler.

Ütopyadan yoksun bırakılmış bir toplum, mevcut düzene razı olmak zorunda kalır. Ütopyayı gereksiz veya tehlikeli gören yaklaşım, çoğu zaman mevcut düzenin sınırları içinde düşünmeye ve yaşamaya mahkûm olur.

Oysa ütopyasız insan olmaz. Dahası, ideolojiler de ütopyalardan doğar. Her ideolojinin arkasında nasıl bir toplum ve nasıl bir yaşam istendiğine ilişkin bir tasavvur vardır.

Ütopya ne istediğimizi gösterir. İdeoloji bunun hangi ilkeler ve yöntemlerle gerçekleştirileceğini ortaya koyar. Politika ise bunları günlük yaşamda pratikleştirme çabasıdır.

Bu açıdan bakıldığında Reber Apo’nun ortaya koyduğu düşünsel çerçeve yalnızca bir ütopyadan ibaret değildir. Bunun aynı zamanda ideolojik ve politik bir çerçevesi bulunmaktadır. Bize düşen ise bu çerçeveyi yaşamın içine taşımaktır.

Komünün önündeki ikinci önemli engel ise onu teorik kalıplara ve retoriğe boğmaktır. Komünü pratikleştirmekle sorumlu olanların halkın karşısına geçip tarihten Karmatîlere, oradan Paris Komünü’ne, oradan onlarca filozofun ve düşünürün sözlerine uzanan uzun teorik anlatımlara girmesi, komünün yaşamda karşılık bulmasının önünde bir engel hâline gelebilir.

Elbette tarih önemlidir. Farklı toplumların deneyimleri önemlidir. Düşünürlerin fikirlerinden yararlanmak da önemlidir. Fakat bunların hepsi komünü yaşamda kurmanın yerini tutamaz.

Teorik çerçeveye gerektiğinde bir filozofun veya düşünürün fikirlerinden yararlanılabilir. Fakat asıl görev bundan sonra başlar: pratikleştirmek.

Pratikleştiremiyorsan teorik anlatımı sürekli genişletmek bir çözüm değildir.

Üstelik karşındaki halka, akademisyenlerin bile zor anlayacağı teorik kavramlarla konuşmak, komünün toplumsallaşmasını zorlaştırır. Komünü anlatırken sade, anlaşılır ve günlük yaşamla bağlantılı bir dil kullanmak gerekir.

Çünkü mesele yalnızca komünü anlatmak değil, komünü yaşatmaktır. Tam da burada ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz.

Bir kentte, mahallede veya köyde bir sağlık komünü oluşturmak gerçekten çok mu zor? Bunun neresi hayaldir?

Birkaç sermayedar bir araya gelip bir hastane açabiliyor ve sağlık hizmetini kâr mantığı içerisinde örgütleyebiliyorsa, komünal bir anlayışı savunanlar neden bir araya gelip sağlık hizmetini kâr ilişkisinden çıkarmasın ve toplumun hizmetine sunmasın?

Bir köyde ya da şehirde mahallelerde insanların bir araya gelerek öz yönetimleri olarak komünü örgütlemek neden olmasın. Ekonomik dayanışma ve ekolojik topluluklar oluşturması neden hayal olsun?

Bir belediyeyi devletçi ve iktidarcı anlayıştan mümkün olduğunca uzaklaştırarak toplumun doğrudan katılımına dayalı komünal bir yapıya dönüştürmek neden imkânsız olsun?

Bunların hepsi belirli ölçülerde yapılabilecek şeylerdir.

Bunun için biraz bilinç, biraz inanç ve en önemlisi mevcut sistemin sınırlarının dışına çıkma cesareti gerekir. Konfor alanlarını terk etmek, aşırı siyasal kurumsallaşmanın dışına çıkabilmek ve toplumsal yaşamın içine girmek gerekir.

Sorun çoğu zaman bunun imkânsız olması değildir. Sorun, bunu yapma iradesinin ortaya konulamamasıdır. Çünkü mesele yalnızca komünü anlatmak değil, komünü yaşatmaktır.

Reber Apo’nun da üzerinde durduğu temel noktalardan biri budur: Teorinin politikaya, politikanın ise toplumsal yaşama dönüşmesi gerekir. Bizleride pratik politika yapmamakla eleştirdi. Burada klasik anlamda devlet siyaseti ya da iktidar mücadelesinden söz etmiyorum. Toplumsal politikadan söz ediyorum.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, komün hakkında daha fazla söz söylemekten önce, onu nerede ve nasıl kurabileceğimizi ortaya koymaktır.

Bu nedenle komün konusunda iki uçtan da uzak durmak gerekir:

Komünü ütopya diyerek hayal dünyasına hapsetmemek; komünü teorik laf kalabalığına boğarak pratikten uzaklaştırmamak.

Artık ihtiyaç olan şey daha fazla teori üretmek değil, mevcut teorik birikimi yaşamla buluşturmak; deneyimlerden öğrenmek, eksiklikleri görmek ve komünü adım adım toplumsal yaşamın içine taşımaktır.

Komün ancak yaşamda karşılık bulduğunda gerçek anlamına kavuşur.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Savcı Uçuk’a yurt dışı çıkış yasağı

Sonraki Haber

Geçmiş ile gelecek arasındaki köprü: Apê Musa

Sonraki Haber

Geçmiş ile gelecek arasındaki köprü: Apê Musa

SON HABERLER

Batman Petrolspor Bursaspor’a 2-1 yenildi

Yazar: Yeni Yaşam
19 Eylül 2026

Zembîlfiroş Wan’da sahnelendi

Yazar: Yeni Yaşam
19 Eylül 2026

Bugün 20 Eylül

Yazar: Yeni Yaşam
19 Eylül 2026

Yürü ya kulum; Eti Bakır!

Yazar: Yeni Yaşam
19 Eylül 2026

Bölgenin dizayn edilmesi ve süreç 

Yazar: Yeni Yaşam
19 Eylül 2026

Hüseyin Aykol

Olmayan bir babanın oğlu olmak!

Yazar: Yeni Yaşam
19 Eylül 2026

Çınar Yolcu

Zamanın durduğu yer 

Yazar: Yeni Yaşam
19 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır