• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Eylül 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Kürt sinemasında belgeselin omurgası (3)

8 Eylül 2026 Salı - 00:00
Kategori: Forum
  • Kürt belgesel sineması, egemen devletlerin resmi tarih tezlerine ve hafızayı yok etme politikalarına karşı bir arşiv ve hafızayı geleceğe aktarma işlevi görmüş, resmi tarihin sansürlediği tüm toplumsal tanıklıklar bu sayede kayıt altına alınmıştır
  • Kürt sinemasının kronik ve çözülmesi gereken yapısal sorunlarından biri de Kürt televizyonlarıdır. Sayıları 30-40’ı bulsa da Kürt televizyon kanallarının hiçbirinin kolektif bir sinema politikasına sahip olmaması büyük bir eksikliktir…
  • Kürt sineması ile Kürt edebiyatı arasındaki bağın zayıflığı, sinemanın anlatı yapısında derinlik kaybı ile ciddi niteliksel eksikliklere yol açmaktadır. Edebiyatla güçlü bir ilişki kuramayan bir sinema geleneğinin derinlik kazanması mümkün değildir

Veysi Altay*

Kürt sinemasında belgesel geleneğinin, küresel sinema tarihindeki diğer çatışma ve travma anlatılarından farklı olarak, olaylar henüz sıcakken ve süreç devam ederken inşa edilmesi son derece özgün bir durumdur. Yahudi Soykırımı, Güney Afrika’daki Apartheid rejimi, Kuzey İrlanda’daki çatışmalar veya Ermeni Soykırımı gibi tarihsel altüst oluşlar sinemada ağırlıklı olarak “barış”, uzlaşı ya da uzun yıllar süren yüzleşme dönemlerinden sonra kalıcı eserlere dönüşmüştür. Kürt sineması ise bu savaşı, direnişi ve yıkım anlatısını inşa etmek için çatışmaların bitmesini beklememiş, hafıza oluşturma mücadelesini anın tanıklığı üzerinden şekillendirmiştir.

Bu durum, belgeseli yalnızca sanatsal ya da estetik bir tercih olmanın çok ötesine taşımıştır. Süregiden bir gerçekliğin tam merkezinde üretilen bu sinema; toplumsal kimliğin, kolektif hafızanın ve varoluş mücadelesinin en yalın, en dinamik ifadesi haline gelmiştir. Dolayısıyla belgesel, Kürt sinemasının bir yan kolu değil; onun yapısal omurgasını, tarihsel tanıklığını ve sinematografik kimliğini belirleyen temel referans noktası olmuştur.

Neden belgesel?

Kürt halkının ve sinemacılarının maruz kaldığı tarihsel ve güncel koşullar, sistematik sansür, otosansür ve ekonomik ambargolar belgesel formunu bir mecburiyetten ziyade bilinçli bir direniş alanına dönüştürmüştür. Kurmaca sinemanın yüksek bütçeli ve bürokratik engellerine takılmak istemeyen yönetmenler için kamera; egemenlerin filtresine ihtiyaç duymadan gerçeği çıplaklığıyla aktaran, tarihi yeniden yazan politik bir silah olmuştur.

Son yarım asırdır kesintisiz bir savaş coğrafyasına dönüştürülen Kürdistan’da yaşananlar, belgesel sinemanın yönünü ve içeriğini doğrudan tayin etmiştir. İnsan hakları ihlalleri, hayvan hakları ihlalleri ve ekolojik soykırımının her türlüsünün yaşandığı bu şiddet sarmalında; her ev, her insan, hatta her taş ve ağaç başlı başına birer hafıza mekanı / objesi ve direniş öznesi haline dönüşmüştür. Kurmaca sinemanın ekonomik zorlukları karşısında Kürt sinemacılar için belgesel, gerçeğe en yakın ve en ödünsüz sinema dili olarak bilinçli bir ideolojik tercih halini almıştır. Bu bağlamda Kürt belgesel sineması, egemen devletlerin resmi tarih tezlerine ve hafızayı yok etme politikalarına karşı kritik bir arşiv ve hafızayı geleceğe aktarma işlevi görmüş, yıkılan şehirlerden yakılıp boşaltılan köylere; gözaltındaki kayıplardan, faili devlet cinayetlere, şiddet gören kadına kadar, resmi tarihin sansürlediği tüm toplumsal anlatılar ve tanıklıklar bu sayede kayıt altına almış, görünür kılınmıştır. Kürt sinemacılar için belgesel yapmak, yalnızca sanatsal bir pratik değil; resmi tarihin dışarıda bıraktığı hakikatleri toplumsal hafızaya kazandıran politik bir eylem biçimine dönüşmüştür.

Kürt sineması ve TV

Kürt sinemasının kronik ve çözülmesi gereken yapısal sorunlarından biri de Kürt televizyonlarıdır. Bir sinema endüstrisinin devamlılığı için üretimin desteklenmesi yetmez; üretilen eserlerin izleyiciyle buluştuğu, aynı zamanda ekonomik bir getiri sağladığı bir dağıtım ve gösterim mekanizması gerekir. Sinema salonlarında, “ulusal” televizyonlarda veya ana akım dijital platformlarda yer bulamayan Kürt filmleri için Kürtçe yayın yapan televizyon kanalları, normal şartlarda doğal birer sığınak ve dağıtım mecrası olmalıdır. Fakat Kürt televizyonlarının Kürt sinemasına neredeyse hiçbir katkısı söz konusu değildir. Kanalların ya Kürt filmleriyle hiçbir ilişkisi yoktur ya da çok az sayıda film televizyonlarda gösterim imkanı bulabilmektedir. Gösterim şansı yakalayan filmler ise ya ücretsiz ve izinsiz ya da çok komik telif ücretleri ödenerek ekrana getirilmektedir. Adeta bir “minnet” şeklinde gelişen bu yaklaşım ve “ücretsiz ya da telifsiz gösterim” eğilimi, sinema sanatına ve sinemacıların emeğine yönelik vizyonsuzluğun en büyük göstergesidir. Bir filmin telifinin ödenmesi bir zorunluluk değil, aynı zamanda Kürt sinemacının bir sonraki projesini hayata geçirebilmesi için altın değerinde bir kaynaktır. Canlı yayın konuklarına, siyasi tartışma programlarına veya popüler içeriklere ciddi bütçeler ayıran Kürt televizyonlarının; bin bir zorlukla çekilmiş, politik ve kültürel bir hafıza niteliği taşıyan filmlere bütçe ayırmaması çok can yakıcı bir durumdur.

TV’lerin yapıcı rolü

Televizyonlar; dijital platformlara erişimi veya ilgisi olmayan geniş kitlelere, özellikle de anadilinde içerik tüketmek isteyen evdeki izleyicisine ulaşmanın en doğrudan yoludur. Bu kanalların Kürt filmlerini yayınlamaması, Kürt halkını kendi sinemasından mahrum bırakmamalıdır. Kürt sinemasında ve bağımsız sinemada bütçeler genellikle düşüktür. Bir televizyon kanalının standart ölçülerde ödeyeceği makul bir telif ücreti bile, genç bir yönetmenin yeni kısa filminin veya belgeselinin yarı maliyetini karşılayabilir. Dünyanın birçok yerinde kamu veya özel televizyon yayıncıları (örneğin Fransa’da Arte/Canal+, Birleşik Krallık’ta Channel 4 gibi) sinema sektörünün en büyük fon sağlayıcılarıdır. Bu kurumlar yasalarla ya da yayın ilkeleriyle, gelirlerinin belirli bir yüzdesini yerli sinemayı desteklemeye ayırmak zorundadırlar. Sayıları 30-40’ı bulsa da Kürt televizyon kanallarının hiçbirinin kolektif bir sinema politikasına sahip olmaması büyük bir eksikliktir. Kanalların yayın akışlarında düzenli olarak sinema kuşaklarına yer vermesi; filmleri birer “içerik doldurma” aracı olarak değil, telifini ödeyerek satın aldığı prestijli eserler olarak görmesi, hatta henüz çekim aşamasındaki birçok projeye ortak yapımcı (co-producer) olarak fon sağlaması gerekirken, hiçbiri maalesef böyle bir sorunun varlığından bile bihaber görünmektedir.

Mevcut tabloda Kürt televizyonları, Kürt sinemacılarının emeği üzerinden kültürel bir alan inşa ederken, bu alanın yaratıcılarına ekonomik olarak hiçbir geri dönüş sağlamamaktadır. Bu durum genç sinemacıların motivasyonunu kırdığı gibi, sinemanın bir hobi olmaktan çıkıp profesyonel bir üretim alanın dönüşmesini de engellemektedir. Bu hususta yazılı Kürt basınının emeğini gözardı etmemek gerekir. Nitekim uzunca bir süredir üretilen sinema eserlerinin büyük bir bölümü gerek gündeme taşınma gerekse özel röportajlar ve düzenli takip mekanizmaları sayesinde yazılı basında yetkin bir biçimde yer bulmaktadır.

Edebiyat ve festival

Kürt sineması ile Kürt edebiyatı arasındaki bağın zayıflığı, sinemanın anlatı yapısında ve senaryo aşamasında derinlik kaybı ile ciddi niteliksel eksikliklere yol açmaktadır. Edebiyatla güçlü bir ilişki kuramayan bir sinema geleneğinin yetkinleşmesi ve kalıcı bir estetik derinlik kazanması mümkün değildir. Bu doğrultuda Kürt sineması; Kürt tarihini, sözlü kültürünü, sözlü anlatı mirasını, toplumsal direnişleri ve tarihsel kırılma noktalarını derinlemesine çözümlemek ve bu birikime hakim olmak durumundadır. Özgün, yetkin ve güçlü bir sinema dilinin inşası ancak bu tarihsel ve kültürel birikimin sanatsal üretime dahil edilmesiyle mümkündür.

Benzer bir kopukluk ve kurumsal organizasyon eksikliği Kürt film festivalleri arasında da gözlemlenmektedir. Kürt sinemasının küresel ölçekteki görünürlüğünün ana taşıyıcıları olan bu festivaller, bugün dünyanın birçok farklı merkezinde düzenlenmektedir. Film günleri formatında başlayıp zamanla nitelikli festivallere dönüşen bu tecrübe, yaklaşık 20 yıllık bir geçmişe sahiptir. FilmAmed Belgesel Film Festivali, Uluslararası Amed Film Festivali, Duhok Uluslararası Film Festivali, Süleymaniye Uluslararası Film Festivali, İstanbul Kürt Film Festivali, Hamburg Kürt Film Festivali, Londra Kürt Film Festivali, Berlin Kürt Film Festivali, New York Kürt Film Festivali ve Rojava Film Festivali gibi organizasyonlar bu birikimin başlıca örnekleridir.

Ne var ki, dönemsel iş birliği çabalarına rağmen festivaller arasındaki kurumsal iletişim ve koordinasyon yetersizliği, bu etkinliklerin kolektif etki alanını ve uluslararası görünürlüğünü zayıflatmaktadır. Ana akım sinema endüstrilerinde festivaller arası sıkı bir ağ kurulması hayati bir koşul olmayabilir; ancak Kürt sineması açısından durum niteliksel olarak farklıdır. Statüsüzlük gerçeği ve kamusal/devletsel kurumsallaşmanın bulunmadığı koşullarda, Kürt sinema çevrelerinin ve festivallerinin stratejik bir dayanışma ağı oluşturması kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Bir diğer sorun da Kürt sinemasının bir “yönetmen sineması” olarak görülmesi ve bu şekilde sunulmasıdır. Halbuki sinema kolektiftir ve bir ekip işidir; sinemayı tek başına yönetmen oluşturmaz. Sinemadan bahsederken görüntü yönetmeni, oyuncusu, kurgucusu, senaristi, ışıkçısı, sesçisi, makyözü ve kostümcüsüyle onu bir bütün olarak ele almak gerekir. Aksi takdirde, kuşaktan kuşağa aktarılan bir ekolden bahsetmek güçleşmektedir.

Kurumlaşma

Bugün Kürt sinemasının en güçlü örnekleri; bu fonlardan bağımsız, kolektif çaba ve emeklerle “kusurlu” şekilde üretilmiş filmlerdir. Bu kusurlar, egemen anlayış tarafından bizi ehlileştirmek ve geride tutmak adına bilerek önümüze çıkarılan birer engel gibi gösterilmektedir. Oysa bu “eksiklikler veya kusurlar”, aksine Kürt sinemasının özgün kimliğini oluşturmaktadır.

Bu noktada festivaller; yalnızca eserlerin sunulduğu gösterim alanları değil, politik ve kültürel temsil merkezleri ile sinemanın her alanını önceleyen kurumsal odak noktaları olarak görülmelidir. Festivaller, bir tek film gösterimlerine odaklanmamalı; aynı zamanda Kürt sinemasının eksikliklerini giderecek bir işlev de üstlenmelidir. Örneğin festivaller bünyesinde atölyeler, interaktif etkinlikler, sinemanın akademik boyutu, film eleştirisi alanları ile kurgu, kamera, belgesel ve arşiv atölyelerinin sağlanması da festivallerin temel görevleri arasında yer almalıdır.

Söz konusu yapılar, eş zamanlı olarak uluslararası ölçekteki alternatif ve bağımsız film festivalleriyle de sürdürülebilir kurumsal bağlar geliştirmelidir. Kürt sinemasının kurumsal eksikliğe rağmen ürettiği nitelikli sanatsal pratiğin uluslararası alanda görünür kılınması ve küresel ölçekteki sanatsal meşruiyetinin kabul görmesi, ancak bu bütünlüklü duruşla mümkün olabilir.

* Yönetmen

Kürt sinemasında kadın ve gösterim sorunları (2)

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Ah şu Aleviler…

Sonraki Haber

Mikro faşizm ve içimizdeki faşist ruh

Sonraki Haber

Mikro faşizm ve içimizdeki faşist ruh

SON HABERLER

Barışın ve yaşamın garantisi biziz

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Mikro faşizm ve içimizdeki faşist ruh

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Kürt sinemasında belgeselin omurgası (3)

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Ah şu Aleviler…

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Alevilik, hakikat ve barış

Yazar: Yeni Yaşam
8 Eylül 2026

Hemşire İkra Avcı memurluktan ihraç edildi

Yazar: Yeni Yaşam
7 Eylül 2026

Bursa’da da Amedspor forması giyen Kürt işçilere ırkçı saldırı

Yazar: Yeni Yaşam
7 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır