Bir yandan devletle süreç yürütülürken, diğer yandan AKP’nin ‘hukuk üstü bir rejim’ inşasına karşı çıkılabilir. Nitekim bu, diyalektik bir zorunluluk. Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadele-müzakere diyalektiğinin bir parçası
Yekta Armanc Hatipoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada “mutlak butlan” kararı çıktı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve bir grup CHP’linin Genel Merkez’de kalmasının ardından gelen polis baskınıyla birlikte Özel ve beraberindekiler, Türkiye’nin ana muhalefetinde son yıllarda alışık olunmadığı şekilde, kurulan barikatları yıkarak TBMM’ye yürüdü.
Muhalefet partilerinin çoğu, genel hatlarıyla, yapılanların iktidarın siyaseti dizayn etme arayışının ürünü olduğunu ve hukuki bir tarafının bulunmadığını söylüyor.
Ancak Kürt siyaseti, olaylara yukarıda bahsedilen şekilde baksa da, Kürt Özgürlük Hareketi’ni çizginin öteki tarafına atma girişimleri, bu olayda da kendini gösteriyor.
DEM Parti, özellikle 19 Mart sürecinden bugüne, CHP’ye karşı yapılan müdahalelerin karşısında durdu. Yaptığı açıklama ve ziyaretlerin ötesinde, doğrudan sokakta da CHP’nin yanında oldu. Bunu yaparken gündelik siyasî hesapların ötesinde, ideolojik zemini güçlü bir şekilde, ülke ve bölge geleceğini merkeze aldı, kinle hareket etmedi, “biz demiştik”çilikle yol almadı. En önemlisi, Kürt siyasetinde de yer yer görülen “Bize ne Türkiye’den, Türk partilerinden” yaklaşımını benimsemedi.
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonu hedefi, bu bağlamda yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci, uzak bir menzil ya da geleceğin işi değil. Tam da bugünlerden şekillenecek bir yeni durum. Bir yandan devletle Kürt sorununun çözümü konusunda müzakere edilirken, bir yandan da devletin yargıya müdahalesi ve Türkiye’yi ana muhalefetsiz bırakma girişimlerinin karşısında durulabilir. Hatta doğrudan söylemekte fayda var: Bir yandan devletle süreç yürütülürken, diğer yandan AKP’nin “hukuk üstü bir rejim” inşasına karşı çıkılabilir. Nitekim bu, diyalektik bir zorunluluk. Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadele-müzakere diyalektiğinin bir parçası.
Bugün Türkiye’de muhalefetin maruz kaldığı baskı, Kürt sorunun çözümüne dair olan inancı da zayıflatıyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bu konuda söylediklerine kulak verilmeli:
“Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur, cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Demokrasiye sanki bir lüksmüş, demagojiymiş, lafazanlıkmış gibi yaklaşarak önemsememenin sonuçları vahim bir hatadır. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.”
Hareket Yönetimi ise konuyla ilgili “CHP’ye yönelik butlan kararı ve merkezine saldırı AKP iktidarının demokrasi anlayışının nalıncı keseri gibi kendine yontması olduğunu göstermiştir. Türkiye’de 100 yıllık Kürt sorununun çözümünde CHP’ye rol verilmesi gerekirken, CHP’ye bu yönelim Kürt sorununda çözüm anlayışının olmadığı düşüncesini güçlendirmektedir. Kürt sorunu demokratikleşme temelinde çözülecekse demokratik siyasal alana yönelik böyle bir müdahalenin olmaması gerekirdi. Demokrasinin en temel koşulu olan özgür siyaset yapmaya saldırılacak, ondan sonra da demokrasiden söz edilecek! Buna demagojiden başka ne denilebilir!” dedi.
TBMM’de, CHP’yi ilk ziyaret eden parti, DEM Parti oldu. Görüşme ardından Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan şöyle konuştu:
“İlkesel tutumumuz nettir, siyasi partilerin kaderi mahkeme koridorlarında değil, üyelerinin iradesi, delegelerinin kararı, seçmenlerinin tercihi ile belirlenir. Demokratik mekanizmaların dışındaki hiçbir müdahaleyi DEM Parti olarak meşru görmüyoruz.”
Kürtleri iktidar bloğuna itmek
Öcalan, Özgürlük Hareketi ve DEM Parti’nin dedikleri, yaptıkları; Kürt siyasetini AKP-MHP bloğunun yanına iten yaklaşımları boşa düşürüyor. Ancak özellikle Türk milliyetçileri ve bazı ulusalcı sol çevreler DEM Parti’nin AKP-MHP yanında olmasını niyet eder şekilde hareket ediyor.
Bu çevreler, süreci de fırsat bilerek Kürtleri denklemin dışına çıkarmayı ve seküler, sosyal demokrat Türk siyasetinde hâlâ az da olsa görülen, temelleri Haziran 2015’e dayanan Kürt siyaseti sempatisini bitirmeyi amaçlıyor.
Uzun yıllar, çözüm süreçlerini bahane ederek Kürt Hareketi’nin AKP’yle anlaştığını söyleyen milliyetçilerin önemli bir kısmı AKP’yle çeşitli pazarlıklara girdi veya pazarlıksız anlaştı. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, bunun en açık ve güncel örneklerinden biri. Mayıs 2023 seçimleri ikinci tura kalınca, AKP’yi desteklemek için bakanlık pazarlığına girdiğini, bizzat AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söylemişti. Erdoğan’ın kabul etmediği teklifi, o dönem Kılıçdaroğlu kabul etmiş ve Özdağ’a, seçilmesi durumunda bakanlık vereceğinin sözünü vermişti.
Kürt siyaseti ise çözüm süreçlerinden bağımsız olarak, ilkesel tutum gereği AKP-MHP’yle bir seçim işbirliği içinde hiçbir zaman olmadı.
CHP’nin tarihsel sınırları mutlaka hem Türkiye sol-sosyalist hareketinin hem de DEM Parti’nin malumu. Ancak CHP, bu sınırları zorlamak durumunda bırakılıyor. Türkiye’de inşa edilmek istenen yeni rejim, CHP’yi zorluyor, sınırlarının dışına itiyor. Doğal olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve toplumsal barış hedefiyle de çelişiyor.
DEM Parti, antidemokratik uygulamalara, 1990’larda başlayan demokratik siyaset yolculuğundan beri karşı çıkıyor, bunun bedelini ödüyor. Bunun bedelini en çok Kürtler ama sadece Kürtler değil tüm Türkiye hukuksuzlukla, ekonomik krizle, baskıyla ödüyor.
Bunun olmaması, tekrar tekrar Türkiye’nin aynı şeyleri yaşamaması için demokratik cumhuriyet ihtimaline sarılmak ve bu ihtimalin gerçekliğini bilmek gerekiyor.









