• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
15 Mayıs 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Türkiye’de muhalif siyasetin hali ve pür melali

Siyaset ve temsil sorunu (2)

15 Mayıs 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Forum, Manşet

Muhalefet, görünürde iktidara ‘karşıdır’ ancak vekâlet aldıklarını temsil etme mantığı ve işleyiş düzeyinde onunla derin bir süreklilik içindedir. Bu nedenle yürütülen siyaset, özünde muhalif değil; ‘muhaliflik’ görüntüsü altında işleyen bir uyum pratiğidir

Nihat Altan

Birinci bölümde, “mevcut siyaset tarzına karşı çıkmak, yalnızca karşı iktidar kurmaya yönelik bir itiraz olarak değil; inşa edilen bu “gerçekliğin” ve dayatılan “anlam”ın kendisine olmak zorundadır” demiştik.

Peki, bunu kim yapacak? Dünyaya, hayata, geleceğe dair tasavvuru olanlar ilk akla gelen. Klasik tanımıyla “muhalefet” yani. Peki, muhalefet bu duruma vakıf mı ya da ne kadar bu tahayyüle sahip?

Veriler hiçbir yerde iç açıcı değil ama özellikle Türkiye gibi ülkelerde durum vahim olmanın da ötesinde.

Durumu abarttığımızı düşünenler olacaktır ama özellikle son 50 yıl bunun kanıtları ile doludur. Öncesinde de durum parlak değildi zaten ama özellikle 12 Eylül sonrası muhalefet cenahında olup bitenler ibretlik hal aldı.

Muhalif siyaset, darbe sonrası uzun süre ortadan yok oldu; kimileri yaralarını sarmaya çalışırken, milyonluk üyeye sahip kimileri mahkeme kürsülerinde muhalif olduğunu bile inkâr etti. Cunta “seçim” yapmaya izin verdikten sonra bile çer çöp ile uğraştı. Gel zaman git zaman, örgütlenme imkânları ortaya çıktı. Partiler, örgütler falan kuruldu. Nefes almakta dahi zorlanan toplumun beklentisi, “muhalif” iddiada olanlar tarafından doğrudan temsil, doğrudan demokrasi idi ama muhalif siyaset çoğunlukla bundan kaçındı, bunun yerine zamanın modasına uydu; olgunun kendisini değil, kendi zihninde yarattığı algı dünyasına hapsoldu ve kendisini iktidara karşı konumlandırarak tanımladı. Ancak bu karşıtlık, sandığımız kadar dışsal değildi; dili, öncelikleri ve hatta hayal gücü, büyük ölçüde cuntanın çizdiği çerçeve içinde şekillendi. Bu nedenle ortaya çıkan şey, iktidarın alternatifi olan bir siyaset değil; onun belirlediği sınırlar içinde hareket eden, kayıkçı kavgasından öteye gitmeyen, en iyi ihtimalle ona “tepki” vererek “varlığını devam ettirmeyi başarı” gören bir siyaset tarzı oldu.

Partiler, hükümetler değişti ama öz değişmedi. Zaman akıp giderken, rejim kendi anlamını toplumun kahir ekseriyetinde egemen kıldı.

Özellikle son 25 yıldır AKP-Erdoğan liderliğinde inşa edilen siyasal söylem, yalnızca bir yönetim pratiği değil; aynı zamanda bir anlam üretim rejimi oldu; hangi konuların “sorun” olarak kabul edileceğini, hangi kavramların meşru sayılacağını ve hangi dilin kullanılabilir olduğunu belirledi. Muhalefet ise çoğu zaman bu çerçevenin dışına çıkmak yerine, onun içinde pozisyon almaya çalıştı; yürütülen siyasal “mücadeleler”, alternatif bir zemin kurmak yerine, mevcut zeminde daha iyi yer kapma yarışına indirgendi. Seçim dönemlerinde dile getirilen projeler bile, çoğu zaman mevcut düzenin sınırlarını aşmak yerine, onu daha “iyi yönetme” iddiasıyla sınırlı kaldı ve sistemi dönüştürmek yerine, onun daha rasyonel bir versiyonunu vaat etmeye başladı.

Bu durumun en belirgin sonucu, muhalefetin programatik ve söylemsel düzeyde iktidara angaje olmasıdır. Örnek olsun: “Güvenlik”, “Beka”, “Milli irade”, “terör”, “ayrılıkçılık” gibi kavramlar, başlangıçta iktidar söyleminin parçalarıyken; zamanla muhalefet tarafından da benimsendi ve reddedilmeden kullanılır hale geldi. Bu da, siyaseti kurucu bir faaliyet olmaktan çıkarıp onu sürekli ertelenen, sürekli geciken bir vaade dönüştürdü.

Bugün itibarıyla ortaya çıkan tablo şudur: Muhalefet, görünürde iktidara “karşıdır” ancak vekâlet aldıklarını temsil etme mantığı ve işleyiş düzeyinde onunla derin bir süreklilik içindedir. Bu nedenle yürütülen siyaset, özünde muhalif değil; “muhaliflik” görüntüsü altında işleyen bir uyum pratiğidir. Bu, bilinçli bir teslimiyet olmak zorunda değildir; çoğu zaman siyasal alanın sınırlarının içselleştirilmesinin bir sonucudur.

Neden böyle?

Türkiye’de “muhalefet”in muhalif olamamasının temel nedeni, yalnızca güçsüzlük ya da örgütsel yetersizlik değildir; daha belirleyici olan, siyasal olanın sınırlarının önceden çizilmiş olmasıdır. Fakat bu sınırlar, yalnızca hukuki ya da kurumsal değil, daha ziyade zihinsel ve dilsel sınırlardır. Muhalefet, çoğu zaman bu sınırların dışında düşünemez olmuştur, çünkü siyaset yapma biçimi, bu sınırların içinde öğrenilmiş ve içselleştirilmiştir.

Bu durumu anlamak için Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı açıklayıcıdır. Gramsci’ye göre egemenlik, yalnızca zor yoluyla değil, rıza üretimi yoluyla kurulur. Egemen olan, yalnızca yönetmez; aynı zamanda “normal” olanın ne olduğunu da belirler. Türkiye’de de “cumhuriyet” rejimi kurulduğu andan itibaren hâkim kılınan dil, medya, eğitim ve toplumsal algı üzerinden bir rıza zemini üretmiştir. Türk aydını nasıl ki tercüme odasında ortaya çıkmışsa, muhalefet de bu rıza zemini üzerinden çıkmıştır. Bu zeminin dışında bir söylem kurmaması ya da kurmakta zorlanmasının esas nedeni budur. Çünkü o zeminin dışında konuşmak, en iyi ihtimalle “anlaşılmaz” ya da “meşru olmayan” bir pozisyona düşmek anlamına gelir.

Fakat mesele, korku ya da baskıdan ibaret değil; mesele, inşa edilen Türklük halleri! Bu anlamda cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile ilgili. Böyle deyince, bazıları kırmızı görmüş gibi olabiliyor ama teşhis ve tedavi için bunu belirtmek gerekiyor.

Bu durum, “kapitalist realizm” olarak adlandırılan şeye benziyor. Her ne kadar bu kavram başka bir bağlamda geliştirilmiş olsa da, burada da benzer bir zihinsel kapanma söz konusudur. Yani mevcut sistemin ötesini düşünmenin imkânsızlaşması.

***

Verili sınırları aşmayan-aşamayan, içeriğini yitiren siyasetin bir “uzmanlık alanı”na dönüşmesi kaçınılmaz oluyor; ölçümler, stratejiler ve iletişim teknikleri… Muhalefet de bu oyunun kurallarına uydu. Anketler, kamuoyu araştırmaları ve “seçmen davranışı” analizleri, siyasetin yönünü belirler hale geldi. “Çarşamba’nın gelişi Perşembe’den bellidir” sözü bir kez daha doğrulandı: muhalif siyaset toplumu dönüştüren bir güç olmaktan çıkıp devlet içi eğilimlere uyum sağlayan bir mekanizmaya dönüştü.

Siyaset bir iş, siyasetçi iş bitiren oldu; erbapları türedi, geçim kapısı oldu bir nevi. Aziz Nesin, ZÜBÜK diye romanını yazmıştı, sonra filmi de çekildi. Dün istisna olan “Zübüklük” zamanla genelleşti ve hatta makbul oldu. Hatırlayanlar çıkacaktır, “Daimi senatör” vardı bir ara; kişi ölse de böyle anılmaya devam ediyordu. Adına ne denirse densin; çizilen sınırlar aşılamadığı ve veya aşılmak istemediği için mevcut düzenin daha iyi işleyeceği bir versiyon önerme dışında bir söz de söyleyemiyor haliyle. Kala kala, teknik bir iyileştirme meselesine indirgenmiş bir “siyaset” kalıyor elde! Bunun ne kadar siyaset olduğu okurun takdirine kalmış tabii.

Temsil ve siyaset ilişkisine buradan bakmakta fayda var: Temsili demokrasinin tüm arızalı yönlerine rağmen, temsil edilmek için vekâlet veren “seçmen” , “temsilci” olarak seçtiklerinin, temsil yetkisini aldıktan sonra bu temsilin asgari gereklerini bile yapmadığını görmekle kalmamakta; kendisini nefessiz bırakanlarla nasıl bir uyum içerisinde olduğunu görmektedir. “NEDEN BÖYLE”nin cevabı burada…

***

Tüm bu süreçler boyunca ve ana bir akım olarak Kürt siyaseti için ne denebilir?

Benzer şeyler söylenebilir mi? Bir zaman sonra doğrudan temsilden uzaklaşması, temsil mekanizmalarının daralması, kendini tekrar ve gündem belirlemekte çekilen zorluklar bir yana; bir zamanlar sert tutum aldığı siyaset biçimine öykünmeler nedeniyle evet, bir yönüyle söylenebilir ancak genellemeler bizi yanıltabilir. Bu nedenle Kürt siyasal dinamiğinin doğuş, gelişim ve şimdiki halini kapsamlı analiz etmek gerekir. Çünkü Kürt siyaseti, hangi biçimi alırsa alsın, gelinene aşamada sadece Kürt coğrafyasını değil, tüm Türkiye siyasetini ve hatta tüm Ortadoğu’yu etkiliyor. Kapsamlı değerlendirme ihtiyacı buradan kaynaklanıyor…

Devamı:  Kürt siyasetinde temsil sorunları

Siyaset ve temsil sorunu

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Amedspor’u bekleyen tehlike

Sonraki Haber

Bir kulüpten fazlası: Amedspor’un Süper Lig yürüyüşü

Sonraki Haber

Bir kulüpten fazlası: Amedspor’un Süper Lig yürüyüşü

SON HABERLER

Düzgün Bava ardından Elif Ana Türbesi’ne saldırı

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mayıs 2026

Tülay Hatimoğulları: Görüşmeler kesilmedi, bir yol haritası oluşabilir

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mayıs 2026

Bir kulüpten fazlası: Amedspor’un Süper Lig yürüyüşü

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mayıs 2026

Türkiye’de muhalif siyasetin hali ve pür melali

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mayıs 2026

Amedspor’u bekleyen tehlike

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mayıs 2026

Kürt sorunu tekçi mantık ve konjonktürel bakış ile çözülmez

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mayıs 2026

Geçmişi bugünün dünyasıyla konuşturabilmek

Yazar: Yeni Yaşam
15 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır