Atlantic Council için hazırladığı analizde Prof. Amy Austin Holmes, ’daki geçici hükümetin politikaları nedeniyle derinleşen güvensizliğe dikkat çekerek, Suriye’de kalıcı barış ve birlikte yaşamın ancak tüm kesimleri kapsayan anayasal güvenceyle mümkün olabileceğini vurguladı
Amerikan düşünce kuruluşu Atlantic Council için Rojava’ya yönelik saldırılara dair kapsamlı bir analiz kaleme alan George Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Araştırma Profesörü Amy Austin Holmes, Şam’daki geçici hükümetin Kürtlerle imzaladığı anlaşmaları bilinçli biçimde bozduğunu belirtti.
Aynı zamanda ABD Yabancı Bölge Subayları Programı’nın geçici direktörlüğünü yürüten Prof. Holmes, El Şara liderliğindeki geçici Şam Hükümeti’nin Kürtlerle yapılan anlaşmaları nasıl adım adım geçersiz kıldığını ve bunun sahada derin bir güvensizlik yarattığını ayrıntılarıyla anlattı.
‘Suriye’de mezhepçi şiddete rağmen barışçıl geçiş hâlâ mümkün’
Beşar Esad’ın düşüşünün ardından Suriye’nin son derece kırılgan bir geçiş sürecine girdiğini belirten Holmes, devlet kurumlarının dağıldığını, silahlı grupların sahada etkisini sürdürdüğünü ve toplumun mezhepçi şiddetin ağır travmasını taşıdığını vurguladı. Bu dönemde Alevilere yönelik kıyı katliamları ve Süveyda’da Dürzilere dönük saldırıların yaşandığını hatırlatan Holmes, “Böylesi bir ortamda Şam’daki geçici hükümet ile Suriye Kürtleri arasında iki anlaşmanın imzalanması neredeyse mucizeydi. Bu anlaşmalar, barışçıl bir geçişin hâlâ mümkün olabileceğini gösteriyordu” dedi.
10 Mart’ta SDG Genel Komutanı Mazlum Ebdi ile Ahmed el-Şara arasında imzalanan anlaşmanın, QSD’nin yeni kurulacak Suriye ordusuna entegrasyonunu öngördüğünü belirten Holmes, bunun yalnızca askeri değil, Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde dışlanmayacağına dair siyasi bir çerçeve sunduğunu kaydetti. Nisan ayında imzalanan Halep Anlaşması’nın ise bu sürecin sahadaki ilk somut uygulaması olduğunu ifade etti.
‘Halep’te sahada işleyen birlikte yaşam modeli var’
Anlaşmadan birkaç ay sonra Halep’i ziyaret ettiğini aktaran Holmes, sahada işleyen bir işbirliği modeliyle karşılaştığını söyledi. Halep Valiliği yetkilileriyle ve Kürt tarafındaki imzacılar Hefin Süleyman ile Nuri Şeyko’yla uzun görüşmeler yaptığını belirten Holmes, “Kürt Asayiş güçleri ile geçici hükümete bağlı İç Güvenlik Güçleri ortak kontrol noktaları işletiyordu. Bu, Suriye koşullarında son derece istisnaiydi ve birlikte yaşamın mümkün olduğunu gösteriyordu” dedi.
Şêxmeqsûd (Şeyh Maksut) Mahallesi’ndeki Kadın Evi’ni de ziyaret ettiğini söyleyen Holmes, Kürtlerin anlaşmaya yalnızca sözle değil, pratikleriyle de bağlı kaldığını vurguladı.
‘Kürtler entegrasyonla savunmasız kaldı’
QSD’nin entegrasyon konusunda ciddi ve somut adımlar attığını belirten Holmes, Ekim ayında Savunma Bakanlığı’nda görev alabilecek komutanların listesinin Şam’a sunulduğunu, bazı bölgelerde yeni Suriye ordusu birliklerinin QSD ile ABD gözetiminde koordinasyon kurduğunu anlattı. Kürtlerin Halep’ten askeri güçlerini tamamen çekmeyi kabul ettiğini, yalnızca Şam’a entegre polis güçlerinin kaldığını belirten Holmes, bunun Kürtler açısından fiili bir savunmasızlık anlamına geldiğini söyledi.
Tüm bu gelişmelere rağmen 6 Ocak’ta Şam yönetiminin Halep’e askeri saldırı başlattığını hatırlatan Holmes, Birleşmiş Milletler verilerine göre yalnızca iki gün içinde yaklaşık 150 bin kişinin yerinden edildiğini, yaklaşık bin 200 Êzidî ailenin çatışmaların ortasında kaldığını belirtti. “El-Şara neden birkaç ay önce anlaşma imzaladığı ve birlikte çalıştığı insanlara saldırdı?” diye soran Holmes, bunun askeri değil, açık bir siyasi tercih olduğunu vurguladı.
‘Kürtlere yönelik nefret ve dezenformasyon saldırıların zeminini hazırladı’
Holmes, saldırılar öncesinde ve sırasında Kürtlere yönelik nefret söylemi ve dezenformasyonun olağanüstü boyutlara ulaştığını belirterek, QSD hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgiler yayıldığını, yapay zekâ ile üretilmiş sahte videoların servis edildiğini aktardı. Halep Anlaşması kapsamında görev yapan bir kadın polis memurunun öldürülmesine ilişkin görüntülerin, anlaşmanın doğrudan hedef alındığını gösterdiğini ifade etti.
Şam’a bağlı güçlerin doğuya ilerlemesiyle kaosun derinleştiğini söyleyen Holmes, DAİŞ’lilerin tutulduğu bazı cezaevlerinin kapılarının açıldığını, kaç kişinin firar ettiğinin hâlâ bilinmediğini, Hesekê’de QSD mezarlıklarının tahrip edildiğine dair görüntülerin yayımlandığını belirtti.
Bu model bilinçli bir şekilde yok edildi
El-Şara’nın geçmişinin bu süreci anlamak açısından belirleyici olduğunu vurgulayan Holmes, HTŞ’nin eski komutanı olan Şara’nın, iktidara geldikten sonra ABD tarafından insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırım uygulanan milis liderlerini üst düzey askeri görevlere getirdiğini söyledi. Kürt kadınlarının kaçırılmasıyla suçlanan isimlerin ve Efrin’de gasp ve mülk yağmasıyla bilinen savaş ağalarının komutan yapıldığına dikkat çekti.
Halep Anlaşması’nın yerinden yönetimin, entegrasyonun ve birlikte yaşamın mümkün olduğunu kanıtladığını belirten Holmes, “Kürt mahallelerinde güvenlik sağlanabiliyor, Kürtçe eğitim sürüyor, kadınlar kamusal alanda görev alabiliyordu. Bu model Suriye’nin diğer ihtilaflı bölgeleri için de emsal olabilirdi. Ancak bu deneyim bilinçli biçimde ortadan kaldırıldı” dedi.
Türkiye’nin bu süreçte etkili olmaya devam ettiğini belirten Holmes, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Suriye’de bir Kürt bölgesinin kurulmasına asla izin vermeyeceğiz” yönündeki açıklamalarını hatırlattı. El-Şara’nın tüm Suriye’de merkezi kontrol kurma hedefinin, Ankara’nın Kürtlerin yerel yönetime karşı tutumuyla örtüştüğünü ifade etti.
“Bugün gelinen noktada güvenin yeniden inşa edilmesi çok daha zor” diyen Holmes, El-Şara’nın ordudaki cihatçı unsurları tasfiye etmesi, yaptırım uygulanan savaş ağalarını görevden alması ve tüm Suriyelilere eşit yurttaşlık hakkını güvence altına alması gerektiğini vurguladı. Holmes, bunun geri alınabilir kararnamelerle değil, anayasal güvenceyle yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Kaynak: ANF









