Gerçek sanatçılar, çoğu zaman keşfedilmemiş topraklarda, talimatlardan ziyade sezgi ve vizyon rehberliğinde kendi yollarını çizendir. Sanat her yerde paylaşımlarını yapmaya, yaşamaya, çoğalmaya devam ediyor ve engelleri aşıyor
Mehmet Uçar
Sanat ve sanatçı her şekilde mesajını iletir.
Çünkü sanat insan ruhunun en yüksek ifadelerinden biridir. Sanatı sansürleyen, insan ruhunu sansürler. Nefret ve bağnazlık yoluyla fikirlerin alenen infazını gerçekleştirir.
Nefret ve bağnazlık sesleri, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Hitler ve yandaşlarıyla ölmedi. Bir yankı haline geldiler. Şimdi bütün saraylarda farklı şekillerde yankılanıyor.
Sanat, karşı kültürün bir parçası olarak evrimleşti. Bir amacı da güzellik, zeka, parlaklık ve çekicilik yoluyla kurulu düzeni eleştirmekti.
Tüm bu gerçekliğe rağmen bugün sanatçıların, gazetecilerin, aydınların halen tutuklu olması sistemin muhalefeti susturmaya dair ham gerçeğini ortaya koyarak sert bir etki yaratıyor. Tutuklanan ve yargılanan sanatçılar meselenin özünü kanıtlıyor.
İfade özgürlüğü, sanatçının ve sanat eserlerinin görünür kalmasını ve misilleme korkusu olmadan iktidara meydan okumasını gerektirir. Bunu bastırmak, mahkemelerin savunduğunu iddia ettiği ilkeleri baltalar ve adaleti, sesleri savunmak yerine susturmak için bir araç haline getirir.
Bu yazı keyfi bir sahte isyankar “Sanat savunuculuğu” oyunu değil, sadece sanata ve sanatçıya duyulan güvendir.
Kuralların ne kadar çok konulursa, onları çiğneme cazibesinin o kadar artacağına ve insanların onları çiğneme olasılığının o kadar yükseleceğine olan inançtır. Mücadelenin direnci, içine konulan derinlik ve özen, her şey ifade özgürlüğünden yoksun bırakılırsa tehlikeye gireceği gerçekliğine dikkattir.
Sanatçıya “Bana sadece güzel ve devlet onaylı şeyler söyleyiniz” denemez.
Sanatçı, hayatın tüm güzelliklerini ve çirkinliklerini konu alan bir oyun oynadığında insanların düşüncelerini paylaşması için bir davetçidir. Özgürce tepki gösterebilmesinin yolunu açık tutar. Bu bahisle sanat için yasaklı bir dil, işaretlenmiş bir kelime olamaz.
Sanatsal yaratıcılık siyasi dalkavukluğa tabi değildir.
Sanat her biçimde karşımıza çıkar ve yine ayrıca bir amacı eğitmek, eğlendirmek ve bilgilendirmektir.
Bir devletin sanata ve sanatçıya müdahale etmesi, kasıtlı ideolojik açıklığının eleştiriye maruz kalmasından rahatsız olan beceriksiz bir diktatörlüğün belirtisidir.
Ve asla ders almıyorlar. Yasaklanan kitaplar, filmler, oyunlar ve müzikler genellikle en büyük ilgiyi çekiyor.
Buradan bir kez daha saraylılara diyoruz ki sanatçı isyan içinde yaşamak zorundadır!
Bir sanatçı sadece imgeler, sesler veya kelimeler yaratan biri değildir; o, geleneklerle sürekli çatışma halinde olan, huzursuz bir ruhtur.
Gerçekten yaratıcı olmak, sınırları zorlamak, toplumun özenle döşediği geleneksel yolu reddetmek demektir.
Gerçek sanatçılar, çoğu zaman keşfedilmemiş topraklarda, talimatlardan ziyade sezgi ve vizyon rehberliğinde kendi yollarını çizendir. Bu yolculuk, isyan olsun diye isyan etmekle ilgili değil, özgünlük arayışıyla, rahatlığın veya beklentinin ötesinde yatan daha derin bir gerçeği aramakla ilgilidir.
Yaratıcı bir birey, yalnızlığın verdiği rahatsızlığı ve yeniliğin öngörülmezliğini kucaklamalı, kaybolmasına izin vermeli ki bulunmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlayabilsin. Böylece başkalarını dünyayı olduğu gibi değil, olabileceği gibi yeniden görmeye davet edebilsin.
Sonuç olarak, sanat her yerde paylaşımlarını yapmaya, yaşamaya, çoğalmaya devam ediyor ve engelleri aşıyor. Bu engelleri aşan isimlerden biri BEKSAV Eşbaşkanı Ahmet Uçar Silivri zindanında, Ayşenur Demir Bakırköy zindanında tiyatro kursu başlatarak asıl utancın onu gizleyen ve rahatsız edici gerçeklere tahammülsüzlüklerini ortaya koyan sisteme ait olduğunu bir daha gösteriyor.









