Oyun, savaş ve yoksulluk nedeniyle sevdiği Genco’dan koparılan Moraşîn’in yolculuğunu anlatır. Ancak bu yolculuk düz bir çizgide ilerlemez; açılışta bir ‘son’a tanık oluruz. Moraşîn düşmüştür, tükenmiştir. Sonrasında ise bu çöküşe nasıl gelindiği, geri dönüşlerle katman katman açılır
Cihan Ekinci
Bir halkın dili susturulduğunda, geriye ne kalır? Sadece sessizlik değil; eksik bir dünya, yarım kalmış bir hayat ve kendi yankısını bile tanımayan bir hafıza… Moraşîn, tam da bu yarığın içinde yürüyen bir kadının hikâyesi olarak sahneye geliyor. Ama bu yürüyüş, bir sevgiliye varma çabasından çok, dağılmış bir dünyanın izini sürme ısrarına dönüşüyor.
Moraşîn, Dr. Ghotbedin Sadeghi’nin hem yazdığı hem yönettiği, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu imzalı bir yapım olarak, uzun süredir benzer estetiklerde dolaşan yerel tiyatro üretimi içinde belirgin bir kırılma yaratıyor.
Sahne öncesi: Enerjinin görünmeyen dramaturjisi
11. Amed Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin “Barış için diyalog” temasıyla düzenlediği festivalin ikinci gününde sahnelenen Moraşîn, daha perde açılmadan kendini hissettiren bir enerjiyle karşılıyor seyircisini. 1700 kişilik salonda, yüzlerce izleyici henüz oyun başlamadan girişte beklerken, o tanıdık gerilim ve heyecan havaya sinmiş durumda.
Bunu sadece bir izleyici olarak değil, sahne deneyimi olan biri olarak söylemek mümkün: Seyircinin enerjisi, daha ilk anda oyuncuya ulaşır. Prömiyer geceleri bu yüzden ayrı bir gerilim taşır; her şey ihtimal dahilindedir—replikler karışabilir, ritim aksayabilir, teknik hatalar yaşanabilir. Hele ki Moraşîn gibi kalabalık kadrolu, koreografik yapısı güçlü bir oyunda bu risk katlanarak artar.
Ancak oyun başladığı andan itibaren sahne ile seyirci arasında kurulan bağ, bu riskleri görünmez kılıyor. Enerji karşılıklı akıyor ve oyun, neredeyse kusursuz bir akışla bu yoğun yapının üstesinden geliyor.
Kısa özet: Yolculuk değil, hafıza
Oyun, savaş ve yoksulluk nedeniyle sevdiği Genco’dan koparılan Moraşîn’in yolculuğunu anlatır. Ancak bu yolculuk düz bir çizgide ilerlemez; açılışta bir “son”a tanık oluruz. Moraşîn düşmüştür, tükenmiştir. Sonrasında ise bu çöküşe nasıl gelindiği, geri dönüşlerle katman katman açılır. Bu yapı, oyunu klasik anlatıdan çıkarıp parçalı bir hafıza dramaturjisine taşır.
Metin: Yoğunluk ile incelik arasındaki denge
Dr. Ghotbedin Sadeghi’nin metni, aşkı bir duygu olmaktan çıkarıp direniş biçimine dönüştürür. Göç, savaş, açlık ve kimlik kaybı gibi ağır temalar, metinde üst üste yığılmak yerine çoğu zaman dolaylı ve estetik bir dil üzerinden verilir.
Özellikle kelimelerin anlamını unutmuş üç figür—renkli, grotesk ve neredeyse palyaçoyu andıran karakterler—oyunun düşünsel merkezlerinden biri. Cebinden çıkardığı notlara bakarak konuşabilen bu figürler, dilini kaybetmiş bir toplumun trajedisini komedi aracılığıyla sahneye taşır. Bu sahne, kimliğin ve dilin kaybını slogan atmadan, didaktizme düşmeden sahneye taşır.
Düğün sahnesi ise oyunun politik doruk noktasıdır. Dili yasaklanmış bir topluluk, konuşmadan düğün yapmaya çalışır. Siyah kostümlü memurların karşısında rengârenk bir hayat sessizliğe zorlanır. Düğün sahiplerinin rengârenk kıyafetleri yaşamı, çeşitliliği ve kültürel hafızayı temsil ederken; dili yasaklayan memurların siyah, sert ve tek renkli kostümleri doğrudan baskıyı ve karanlığı simgeler. Bu karşıtlık basit bir estetik tercih değil; açık bir görsel ideolojidir. İktidar kendini tek renge indirger. Hayat ise çoğuldur, renklidir.
Reji: Minimal ama bilinçli bir dünya
Yönetmen Dr. Ghotbedin Sadeghi, metnin yükünü taşıyabilecek sade ama disiplinli bir sahne dili kurmuş. Sahnede yalnızca iki ağaç vardır. Ama bu ağaçlar dekor değil; ritüel, hafıza ve toplumsal yapının taşıyıcısıdır.
Kalabalık oyuncu kadrosuna rağmen sahnede kaos yoktur. Aksine, dikkat çekici bir kompozisyon ve kontrol hâkimdir. Kürt halk danslarının koreografik olarak kullanımı ise süs değil, anlatının parçası hâline gelmiş. Bu anlamda, uzun yıllardır daha klasik ve tekrar eden rejilerle ilerleyen DBŞT pratiği içinde bu sahneleme açıkça özgün bir sıçrama.
Oyunculuk: Yükü taşıyan bedenler
Oyuncu kadrosu (başta Nûrşen Adıgüzel olmak üzere) metnin fiziksel ve duygusal yükünü büyük ölçüde taşıyor. Özellikle Moraşîn karakteri sahnenin merkezinde, 90 dakika boyunca yüksek enerjisi, içsel yoğunluğu ve samimi varlığıyla anlatıyı sürüklüyor. Ancak burada dramaturjik bir mesele var: Moraşîn’in yolculuk boyunca geçirdiği dönüşüm sahnede yeterince görünür değil. Başlangıçta sert, kırılmış ve neredeyse “erkekleşmiş” bir figür olarak gördüğümüz Moraşîn’in, geri dönüşlerle en başa gidildiğinde de benzer bir sertlikte kalması, karakter gelişimini sınırlıyor. Bu durum büyük ölçüde yönetmenin bilinçli bir tercihi olarak okunabilir. Ancak yine de bu tercih, karakterin dramatik derinliğini ve dönüşüm potansiyelini bir miktar sınırlandırıyor. Buna rağmen Moraşîn karakteri, oyuncunun enerjisi, sahne hâkimiyeti ve içtenliği sayesinde güçlü bir şekilde ayakta duruyor; 85 dakika boyunca kurduğu içsel ritim, karakteri sahnede canlı ve inandırıcı kılıyor.
Sahne tasarımı: Distopik bir hafıza evreni
Moraşîn’in sahnesi, gerçekçi bir coğrafya kurmaktan çok, parçalanmış bir dünyanın izlerini taşıyan distopik bir hafıza alanı yaratıyor. Bu atmosfer yalnızca hikâyeden değil; kostüm, aksesuar, maske ve müziğin birlikte kurduğu görsel-işitsel dilden doğuyor. Özellikle maskelerin kullanımı distopik atmosferi güçlendiriyor. Kara pelerinler içinde dolaşan cüzzamlı topluluk, at ve koyun maskeleri takan kadın savaşçılar, altı kartal, üstü güneş formunu çağrıştıran mitolojik maskeler… Bu imgeler, sahneyi gerçekliğin dışına taşır; seyirciyi somut bir mekândan çok, yıkım sonrası bir bilinç hâline yerleştirir. Ramin Rabiei imzalı müzik, bu atmosferin en güçlü taşıyıcılarından biri.
Politik ve kültürel katman
Moraşîn, açık biçimde kadın merkezli bir anlatı kuruyor. Kadın burada yaşamın, hafızanın ve direnişin temsilcisi. Erkek ise bir cinsiyetten çok, iktidarın ve yıkımın taşıyıcısı. Kürt kültürüne ait ritüeller ve metaforlar, folklorik süs olarak değil, dramatik yapı taşı olarak kullanılmış. Bu da oyunu yalnızca politik değil, kültürel olarak da güçlü kılıyor.
Son söz
Moraşîn, yoğun bir metni disiplinli bir rejiyle sahneye taşıyan, kalabalık yapısına rağmen kontrolünü kaybetmeyen, sahne dili ve atmosferiyle seyirciyi içine çeken güçlü bir yapım. Dr. Ghotbedin Sadeghi başta olmak üzere, sahnede ve sahne arkasında emeği geçen tüm oyuncular ve teknik ekip, hem estetik hem politik olarak güçlü bir işi sahneye taşıdıkları için içtenlikle tebrik edilmeyi hak ediyor. Moraşîn, yalnızca bugünün seyircisini etkileyen bir oyun değil; kurduğu sahne dili ve yarattığı atmosferle uzun yıllar boyunca izleyicinin hafızasında kalacak, her sahnelendiğinde yeniden ve yeniden alkışlanacak bir yapım olarak anılacaktır.
Oyun Künyesi
MORAŞÎN | AMED
Topluluk: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu
Yazar & Yönetmen: Dr. Ghotbedin Sadeghi
Süre: 90 dakika
Dil: Kürtçe (Kurmancî)
Üstyazı: Türkçe, İngilizce
Oyuncular:
Nûrşen Adıgüzel, Yavuz Akkuzu, Nazmi Karaman, Rêzan Kaya, Leyla Batği, Ömer Şahin, Sena Özbey, Erhan Mîr, Mesut Erenci, Şahabettin Dağ, Salih Yıldızöz, Zeycan Ateş, Berfîn Şimşek, Elvan Koçer, Şahperi Alphan, Perînaz Delazy, Mehmet Veysi Yoldaş, Eyüp Kan, Havva Akçiçek, Şevîn Yel, Sadettin İnal, Ömer Akkan, Halit Aslan, Şiyar Yaşa
Halk Oyunları Ekibi:
Nurcihan Yılmaz ve ekip
Müzik & Ses Tasarım: Ramin Rabiei
Işık Tasarım: Bayram Can, Mehmet Doğu
Sahne Tasarım: Ali Durğın
Kostüm Tasarım: Beyan Mahbanû, Ali Durğın









