• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
30 Temmuz 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Dünya

Müzakere özgür insanlar arasında olur

30 Temmuz 2026 Perşembe - 23:00
Kategori: Dünya, Manşet

Nelson Mandela’nın yol arkadaşı Güney Afrikalı akademisyen Mahmoud Patel konuştu

  • Bizim sürecimizde bütün liderler serbest bırakılmıştı ve karar alma mekanizmalarının doğrudan parçasıydılar. Oysa bugün Türkiye’de yürütülen barış sürecinde Sayın Abdullah Öcalan hâlâ İmralı Adası’nda tutulmaktadır
  • Şimdi devletin bütün mekanizmaları açıkça ortaya çıkmalı ve şunu söylemelidir: ‘Biz bu süreç konusunda ciddiyiz.’ Artık Sayın Abdullah Öcalan’ı ve Kürt mücadelesinin diğer bütün öncü isimlerini serbest bırakmamız gerekiyor
  • Hayatlarının tamamını dağlarda geçirmiş insanları alıp hiçbir hazırlık yapmadan toplumun içine bırakamazsınız. Eğer adaletsiz olan eski hukuk düzeniyle kararlı bir kopuş yaşanmazsa gerçek bir demokrasinin ortaya çıkması mümkün değildir

Güney Afrika’nın tarihi, Nelson Mandela ile barış süreci ve bugün Güney Afrika’nın bulunduğu durumu, Kürt barış süreciyle ilgili Medya Haber’den Gazeteci Erem Kansoy’a konuşan Mahmoud Patel, “Hukuki reform zorunludur. Bu bir tercih değil, mecburiyettir. Aksi takdirde gerçek anlamda demokratik bir düzen kurulamaz” dedi.

Sözlerine Güney Afrika deneyimini anlatarak başlayan Patel, şunları söyledi: “Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, Güney Afrika’da 1994 yılında müzakere edilmiş siyasi çözüme ve barış sürecine ulaşılmasını sağlayan süreç oldukça uzun bir süreçti. Bu süreç, liderliğimizin Robben Adası’nda ve ülke genelindeki diğer hapishanelerde tutsak edildiği dönemde başladı. Aynı zamanda binlerce insanımız sürgündeydi ve binlerce kişi de Angola, Tanzanya’daki eğitim kamplarında bulunuyordu. Diğerleri ise Sovyetler Birliği’nde, Küba’da, Yugoslavya’da ve o dönemin Varşova Paktı ülkelerinde eğitim görüyordu. Uluslararası alanda da çok güçlü dayanışma ortaklarımız vardı. Filistin Kurtuluş Örgütü’nden (FKÖ) başlayarak dönemin Libya lideri merhum Albay Muammer Kaddafi’ye kadar pek çok destekçimiz bulunuyordu. Ayrıca Avrupa’da apartheid karşıtı mücadeleyi güçlü biçimde destekleyen dostlarımız vardı.

Silah ve masa

Ülke içinde ise apartheid rejimine karşı yürütülen direniş silahlı mücadeleyi de içeriyordu. Ancak bunun yanında devleti siyasi değişim için müzakere masasına oturtmayı amaçlayan başka mücadele yöntemleri de kullanılıyordu. Nihai hedef, herkes için kapsayıcı, demokratik ve barışçıl bir Güney Afrika yaratmaktı.

Yani bu, halkın içinden doğmuş, apartheid devletine karşı mücadele eden çok geniş tabanlı bir hareketti. Hepimiz şu konuda ortak görüşe sahiptik: Güvenilir ve meşru liderlerin müzakere masasında yer almadığı bir süreçte gerçek anlamda müzakere yapılamaz. Bu nedenle apartheid yönetimi kendi temsilcilerini görevlendirdi. Biz ise özgürlük hareketi tarafında Nelson Mandela’nın ve diğer liderlerimizin müzakere masasında bulunmasını istedik. Ve sonunda Nelson Mandela’yı 1990 yılının Şubat ayında serbest bıraktılar. Bu gelişme, resmi müzakere sürecinin başlamasının önünü açtı.

Mahmoud Patel

Kapsamlı müzakereler

Her iki taraf da geniş anlamda kendi taraflarını temsil ediyordu. Bu müzakere süreci sonunda, dört yıl sonra, yani Nisan 1994’te, Güney Afrika tarihindeki ilk demokratik seçimlere ulaşıldı. Ancak bugün Türkiye’de devam eden Kürt barış süreciyle karşılaştırıldığında önemli bir fark vardı. Bizim sürecimizde bütün liderler serbest bırakılmıştı ve karar alma mekanizmalarının doğrudan parçasıydılar. Oysa bugün Türkiye’de yürütülen barış sürecinde Sayın Abdullah Öcalan hâlâ İmralı Adası’nda tutulmaktadır. En büyük fark budur.

Aslında 1990 yılına gelmeden önce de, uzun yıllar boyunca özgürlük hareketimizin liderleri hem doğrudan rejimle temas kurmaya çalışıyor hem de uluslararası dayanışma çevreleri aracılığıyla karşı tarafı müzakere masasına çekmeye uğraşıyordu. 1994 yılında bir anda ortaya çıkmış sihirli bir gelişme değildi. Üstelik müzakereler devam ederken bile apartheid devleti halkımıza yönelik katliamlarını sürdürüyordu. Eğer Nelson Mandela’nın ve bütün liderlerimizin sağduyulu liderliği olmasaydı, bunun önüne geçmek mümkün olmayabilirdi. Yoldaş Walter Sisulu oradaydı. Oliver Tambo hâlâ hayattaydı. Yoldaş Joe Slovo vardı. Pan-Afrika Kongresi’nden Pani Desai vardı. İbrahim İbrahim vardı. Anayasa Komitesi’nin sekreteri olan ve demokrasimizin mimarlarından biri kabul edilen Yargıç Esa Moosa da oradaydı.

Bazı kişiler çeşitli komitelerde görev almak üzere görevlendirildi.

Yoldaş Chris Hani, yalnızca Güney Afrika Komünist Partisi’nin büyük bir lideri değildi; aynı zamanda Afrika Ulusal Kongresi’nin silahlı kanadının başkomutanıydı ve silahlı mücadelede yer alan pek çoğumuz onun komutası altında görev yaptık. Chris Hani suikasta uğradı. Bu suikast ülkeyi bir iç savaşa sürükleyebilirdi. Ancak liderliğimiz bir araya geldi ve baskıcı rejimin temsilcilerine açıkça şunu söyledi: “Eğer bu saldırılar devam ederse biz yeniden silahlara döneriz.”

Gerçeği kabullendiler

İşte bu sayede yeni bir anayasa üzerinde müzakere edebildik. Siyasi sistem değiştirildi. Eşitlik hakkı, azınlık hakları ve dil hakları anayasal güvence altına alındı. Bugün bunların tamamı Haklar Bildirgemizin bir parçasıdır. Güney Afrika Anayasası bugün dünyanın dört bir yanındaki hukukçular tarafından en ilerici anayasalardan biri olarak kabul edilmektedir.

Artık ülkeyi tek başlarına yönetemeyeceklerini ve bu ülkeyi herkesle paylaşmaları gerektiğini kabul etmişlerdi. İşte bu yüzden elimden geldiğince, mümkün olan en kısa sürede bu süreci anlatmaya çalıştım. Bu süreçten öğrenilecek çok şey vardır.

Hangi hataların yapılmaması gerektiğini öğrenmek açısından…

Sürece katılmış bazı yoldaşlarımız hâlâ aramızdadır. Ne yazık ki liderlerimizin büyük bir kısmı artık hayatta değildir. Yoldaş Mac Maharaj ise hâlâ yaşamaktadır. Kendisi bugün oldukça yaşlıdır. Müzakere sürecinin önemli isimlerinden biriydi. Aynı zamanda Madiba’nın Long Walk to Freedom (Özgürlüğe Giden Uzun Yürüyüş) adlı otobiyografisini Robben Adası’ndan gizlice dışarı çıkaran kişidir.

İşte o sayede bu kitap dünyaya ulaşabildi.

Sonuç olarak şunu söylemek isterim: Güney Afrika deneyimi herkes için önemli dersler içermektedir. Ancak bu süreci romantikleştirmemek de gerekir. Çünkü bizim de çok ciddi zorluklarımız, engellerimiz ve sorunlarımız oldu. Fakat her şeyden önemlisi, ezilen halkların safında yer alan bütün kesimlerin birlik ruhu galip geldi. Ve bu birlik gerçekten başarıya ulaştı.

Rejim sürdürülemezdi

Öncelikle rejim tarafının müzakere masasına gelme iradesi göstermesi mutlaka teslim edilmelidir. Çünkü biz kendi kendimizle müzakere edemezdik. Eski düşman da masada olmak zorundaydı. Onlar değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul etmek zorundaydı.

Bunu samimi bir şekilde mi yaptılar? Buna hükmedemeyiz. Fakat gerçek olan şudur ki, taviz vermek zorunda kaldılar. Bazı gerçekleri kabul etmek zorunda kaldılar. Belki bu onlar açısından bir uzlaşmaydı. O dönemde Devlet Başkanı De Klerk’in beyaz seçmenler arasında yaptığı referandum da bunun önemli bir parçasıydı. Devlet Başkanı F.W. De Klerk, beyaz toplum adına müzakere yürütme yetkisini almak istiyordu. Bu nedenle beyaz seçmenler arasında bir referandum düzenledi. Yapılan referandumda beyaz seçmenlerin çoğunluğu kendisine destek verdi ve müzakereleri sürdürmesi için yetki verdi.

Onlar, bu kadar büyük tavizler vermek zorunda kalacaklarını beklemiyorlardı. Demokrasiye geçildikten sonra beyaz toplumun önemli bir kısmı, bu kadar ileri gitmemeleri gerektiğini düşünmeye başladı. Çünkü birçok alanda iktidarlarını müzakere ederek kaybettiklerini fark ettiler. Bunu da kabul etmek gerekir. Yani baskıcı tarafın da bir noktada baskının artık sürdürülebilir olmadığını fark etmesi çok önemliydi.

Onlar değişimi kabul etmek zorundaydılar. Aksi takdirde tamamen önemsiz hâle geleceklerdi. İşte bu çok önemli bir faktördü. Üçüncü olarak ise ekonomik boyutu eklemek isterim. Uluslararası dayanışmayı örgütleme konusunda oldukça başarılıydık. Bu uluslararası baskı giderek apartheid Güney Afrika’sını dünyada yalnızlaştırdı. Uluslararası toplumun birçok alanından dışlandılar.

Bunun önemli bir parçası da uygulanan yaptırımlardı. Bu yaptırımlar beyaz hükümetin ekonomisini ciddi biçimde etkiledi. Sonunda apartheid rejiminin artık ekonomik olarak sürdürülebilir olmadığını anladılar. Hayatta kalabilmek için siyasi bir çözüm bulmaları gerekiyordu.

Bunun yolu da müzakereleri kabul etmekti. Büyük sermaye grupları, maden şirketlerinin sahipleri, o dönemde de, bugün olduğu gibi büyük ölçüde beyazlardan oluşuyordu. Onlar da artık değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul etmeye başladılar. Dolayısıyla beyaz rejimin ve beyaz yönetici sınıfın farklı kesimleri, kendi gelecekleri ve çocuklarının geleceği için müzakere sürecini kabul etmeleri gerektiği konusunda ortak bir noktaya geldiler.

Sorumluluk esastır

Müzakere yürütülürken en önemli konu birliktir. Gerçek kardeşlik ancak her iki tarafın da kendi sorumluluklarını yerine getirmesiyle mümkündür. Sadece bir tarafın yükümlülüklerini yerine getirmesi yeterli değildir. Bugün Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıdan bu yana çok önemli adımlar attı. Silahların kamuoyu önünde imha edilmesi gibi gelişmeler de bunun açık göstergeleridir.

Şimdi devletin bütün mekanizmaları açıkça ortaya çıkmalı ve şunu söylemelidir: “Biz bu süreç konusunda ciddiyiz.” Artık Sayın Abdullah Öcalan’ı ve Kürt mücadelesinin diğer bütün öncü isimlerini serbest bırakmamız gerekiyor. Bu gerçekleşmelidir. Eğer bu gerçekleşirse, işte o zaman gerçekten samimi müzakereler başlayabilir.

Hukuki reformun rolü

Hukuki reform zorunludur. Bu bir tercih değil, mecburiyettir. Aksi takdirde gerçek anlamda demokratik bir düzen kurulamaz. Sürgünde bulunan herkesin geri dönme hakkı güvence altına alınmalıdır. Aynı zamanda onların toplumla adil ve istikrarlı bir biçimde yeniden bütünleşmesini sağlayacak bir süreç oluşturulmalıdır. Hayatlarının tamamını dağlarda geçirmiş insanları alıp hiçbir hazırlık yapmadan toplumun içine bırakamazsınız. Biz Güney Afrika’da da buna benzer bir süreç yaşadık.

Eğer adaletsiz olan eski hukuk düzeniyle açık ve kararlı bir kopuş gerçekleştirilmezse ve bu hukuk sistemi, bütün tarafların, özellikle de yıllarca baskıya uğramış insanların yararına olacak şekilde yeniden düzenlenmezse, gerçek bir demokrasinin ortaya çıkması mümkün değildir.

Öcalan’a mesaj

Biz sizin özgürlüğünüzü sabırsızlıkla bekliyoruz. Özgür halkınızla birlikte sizinle buluşacağımız günü de sabırsızlıkla bekliyoruz. Halkınız sizi kendi lideri olarak özgürce kutlayabilsin. Dünyanın özgür halkları da, bizim Güney Afrika’da Devlet Başkanımız Nelson Mandela’nın zaferini kutladığımız gibi, sizin liderliğinizi kutlayabilsin. Sayın Abdullah Öcalan, Güney Afrika’dan ve Afrika kıtasından size sesleniyoruz. Halkınızın özgürlüğü uğruna gösterdiğiniz kararlılığı, gücünüzü, cesaretinizi büyük bir saygıyla selamlıyoruz.

Umut hakkı

Umut Hakkı meşru bir beklentidir. Bunu anlatabilmek için uzun uzun hukuk maddeleri, uluslararası sözleşmeler ya da insan haklarına ilişkin süslü ifadeler sıralamaya gerek yoktur. Bunu en basit şekilde şöyle ifade edebiliriz: Yalnızca özgür insanlar müzakere edebilir. Daha da önemlisi şunu söylemeliyim: Özgür olan yalnızca erkekler değildir; özgür olması gereken bütün insanlardır. Gençler… Çocuklar… Vatandaşlarımız… Ve bu sürecin bir parçası olan herkes. Güney Afrika’da bugün sahip olduğumuz demokrasi, her ne kadar kusurları olsa da, ancak liderlerimizin serbest bırakılarak sürecin bir parçası hâline gelmeleri sayesinde mümkün olmuştur.

Liderlerin serbest bırakılması gerekir. Tek taraflı yürütülen bir süreç nasıl ilerleme sağlayabilir? Ya da nasıl kalıcı ve sürdürülebilir bir sonuç ortaya çıkarabilir? Bu adil değildir.

Ardından çok daha somut adımlar atılabilir. İşte o zaman Türkiye devletinin gerçekten samimi bir çaba içerisinde olduğu görülebilir. Ve bu durum yalnızca belli bir kesimin değil, bütün halkın beklentilerine karşılık vermiş olur. Belki devlet, müzakere ederek kendi iktidarını kaybedeceğinden endişe ediyor. Belki yeni sorunların ortaya çıkacağını düşünüyor. Belki bugün iktidarda bulunanlar bazı kaygılar taşıyor.  Sonsuza kadar baskı altında tutamazsınız. Bu mümkün değildir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Kalemim hakikatin izinde’

SON HABERLER

Müzakere özgür insanlar arasında olur

Yazar: Yeni Yaşam
30 Temmuz 2026

‘Kalemim hakikatin izinde’

Yazar: Yeni Yaşam
30 Temmuz 2026

‘Devletin zamanı… Kürtlerin zamanı…’

Yazar: Yeni Yaşam
30 Temmuz 2026

Tenhada düşmek

Yazar: Yeni Yaşam
30 Temmuz 2026

1921’den Rojava’ya: Söz değil statü

Yazar: Yeni Yaşam
30 Temmuz 2026

Eşitsizlik vaadi: Bölgesel asgari ücret

Yazar: Yeni Yaşam
30 Temmuz 2026

Rusya Ukrayna’ya ait 4 gemiyi vurdu

Yazar: Yeni Yaşam
30 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır