Pülümür Vadisi, yoğun insan faaliyeti ve artan ekolojik tahribat ile her geçen gün daha da kirleniyor. Uzmanlar ve doğa savunucuları vadinin ve nehrin yer aldığı Munzur ekosisteminin korunması ve tahribatın durdurulması için çağrı yaptı
Duygu Kıt
Son on yıldır Munzur ve Pülümür Vadileri, Munzur Gözeleri ve havzası yoğun ekolojik tahribata maruz kaldı. Özellikle Pülümür Vadisi, Kırklar Dağı mevkiinde bulunan krom ocağı, hayvancılık, insan atıkları ve son olarak TEİAŞ yürütücülüğündeki elektrik direkleri yenileme projesi sonucu yapılan ağaç kesimi sebebiyle tahribatı en yoğun yaşayan bölge konumunda. Vadi tabanı ikinci derece koruma altında bulunurken endemik türler ve yaban hayatı açısından da oldukça hassas. 2024 yılında Pülümür genelinde 1200’ü aşkın bitki türü kayıt altına alınmasına ve bu sayının Türkiye’nin toplam bitki çeşitliliğinin yüzde 10’unu temsil etmesine karşın ilçe genelinde birçok yeni maden projesi gündemde. Yine bölge halkının kutsal kabul ettiği birçok inanç merkezine sahip vadinin suyunun artık kirletildiği ve riskli hale geldiği açıkça söylenebilir. Vadinin alarm veren durumuna ilişkin Munzur Çevre Derneği Temsilcisi Yusuf Topçu ve Prof. Dr. Banu Kutlu gazetemize konuştu.
Vadi tanınmaz halde

Munzur Çevre Derneği Temsilcisi Yusuf Topçu, Pülümür Vadisi’nde “yüksek gerilim hatlarını yenileme” adı altında başlayan çalışmanın vadiyi tanınmaz hale getirdiğini söyledi. “Dik yamaçlı, dolambaçlı bu coğrafyada her bir direğe ulaşmak için ayrı yol açılıyor. Binlerce yıllık meşe, dış budak, ceviz ağaçları kesiliyor” diye devam eden Topçu, “Toprağın kökleriyle tutunduğu yamaçlar iş makineleriyle parçalanıyor. Oysa bu vadi sadece ağaçtan ibaret değil. Dağ keçilerinin sığındığı, boz ayıların dolaştığı, kekliklerin, vaşakların yuvası olan yaban hayatının en yoğun damarlarından biri burası. Şimdi bu yaşam koridorunun ortasına yüzlerce yeni yüksek gerilim direği dikiliyor ve her birine araçla çıkılsın diye orman ikiye üçe bölünüyor. En acısı da şu: Kışın çığın önüne set olan orman yok ediliyor. Yüzyıllardır yerinde duran, toprağı ve insanı koruyan büyük taşlar yerinden oynatılıyor. Yağmur yağdığında bu taşlar yamaçtan kopup karayoluna iniyor. Pülümür-Erzincan yolunu kullanan yüzlerce aracın, çoluk çocuk demeden insanların can güvenliği hiçe sayılıyor. Dün katır sırtında taşınarak dikilebilen direkler için bugün teknolojinin tüm imkanlarına rağmen dik yamaçlara yol götürmek, bu vadide insan yaşamını ve yaban hayatı riske atmaktır” ifadelerini kullandı.
Tahribat durdurulmalı
Pülümür Vadisi’nde yasa, yönetmelik, ÇED, koruma statüsünün neden işlemediği sorusunu yönelten ve “Pülümür Vadisi beton ve demir yığınına teslim edilmeden, daha fazla can ve doğa kaybı yaşanmadan sorumlular görevini yapmalı” diyen Topçu şöyle devam etti:
“Bu bir yenileme değil, doğrudan bir tahribattır. Bu vadi aynı zamanda yüzlerce dağ keçisinin ve diğer yaban hayvanın su içtiği, beslendiği bir havza. Orman ve Tabiatı Koruma birimlerinin bunu bilmemesi mümkün değil. Yine de sessizlik sürüyor. Orman Bölge Müdürlüğü, Karayolları, ilgili tüm kurumlar bu göz göre göre yapılan orman katliamına nasıl göz yumuyor? Kamu yararı denilerek bir vadiyi, bir ekosistemi, bir yolun güvenliğini feda etmek hangi aklın ürünüdür? Biz doğaya karşı değiliz. Elektriğe de karşı değiliz. Ama elektrik için bir vadinin can damarlarının kesilmesine, insan canının tehlikeye atılmasına karşıyız. Alternatif yöntemler varken, helikopterle taşıma, mevcut güzergahı kullanma, direk sayısını azaltma gibi seçenekler varken, en kolayı olan ‘her direğe yol’ yöntemini seçmek tembelliktir, sorumsuzluktur. Bu vadi hepimizindir. Çocuklarımızın da olacak. Yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz. Bu tahribat derhal durdurulmalı. Açılan yollar rehabilite edilmeli, kesilen her ağaç için hesap verilmeli. Aksi halde bu vebalin altından ne yasayla ne de vicdanla kalkılamaz.”
Artan kirlilik

Munzur Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü’nden Prof. Dr. Banu Kutlu uzun yıllardır Pülümür Nehri’nin sistematik olarak kirletildiğine işaret etti. “Pülümür Nehri hem hayvansal atıklarla hem debi düşüklüğü sebebiyle daha kirli” diye belirten Kutlu, Pülümür Nehri’nde yaptığı su kalitesi çalışmalarına ilişkin şu bilgileri verdi:
“Munzur ve Pülümür çayları yalnızca doğal güzellikleri değil, aynı zamanda bölgenin ekolojik yaşamının en önemli su kaynaklarıdır. Bu sulara bırakılan her türlü atık, yalnızca bugünün değil geleceğin de çevre sorunudur. Bugün Pülümür Çayı üzerindeki en önemli baskılardan biri, hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklanan organik kirliliktir. Hayvan gübresinin ve ahır atıklarının kontrolsüz biçimde akarsuya ulaşması suyun organik yükünü artırıyor; bu da çözünmüş oksijen dengesini bozarak algler, bentik canlılar, omurgasızlar ve balıklar başta olmak üzere sucul ekosistem üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bazı üreticilerin ahırlarını yerleşim alanlarının dışına taşıması olumlu bir gelişmedir, ancak yeterli değildir. İkinci önemli sorun evsel atık sulardır. Özellikle yaz aylarında nüfus artışıyla yükselen atıksu miktarı, yeterli arıtma altyapısının bulunmaması nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak akarsulara ulaşıyor. Havzada uygun kapasitede arıtma sistemlerinin bir an önce hayata geçirilmesi ve bölgenin güneşlenme potansiyelinden yararlanılarak bu tesislerin enerjisinin güneşten sağlanması gerekiyor.”
Çevre Kanunu’na aykırı
Munzur Vadisi ve Pülümür Vadisi, Munzur Havzası’nda yer alıyor. Munzur Havzası oldukça zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olup, Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (BERN)’ne göre kesin koruma altında bulunan yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, su samuru, ayı, kartal, kurt gibi türlerin yaşam alanı. 2872 sayılı Çevre Kanunu, kanalizasyon atıklarının ve insan kaynaklı atıkların doğrudan toprağa, havaya, suya akıtılmasını yasaklamasına karşın bu akarsulara atık bırakılmaya devam ediliyor. Ayrıca her iki nehir Dêrsimlilerin inançlarında önemli bir yere sahipken, artan kirlilik ve maden faaliyetleri sadece çevresel değil kültürel tahribatı da ağırlaştırıyor.









