• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Ağustos 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Yasanın ilk haftası: Ağır sorular ve bir yol haritası

18 Ağustos 2026 Salı - 23:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum
  • Yeni döneme ilişkin umudu da gördüm, temkini de; coşkuyu da gördüm, yılların biriktirdiği güvensizliği de. Belki en önemlisi, öfkeyle veya kısık sesle sorulan sorulardı. Bunlar Meclis’te tartıştığımız maddelere sığmayan sorulardı. Genç, kadın, siyasetçi, esnaf, öğrenci herkes bu yasanın nihai barış mutabakatı olmadığını biliyor
  • Bir taraftan dağdan gelişi, siyasal ve toplumsal yaşama katılımı, yeni bir hukuku konuşuyoruz. Diğer taraftan otuz yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan insanların özgürlüğünün önüne hâlâ idari kararlarla yeni süreler konuluyor. Bu iki tablo yan yana konunca soru kendiliğinden ortaya çıkıyor: Yeni dönem, eski uygulamalarla birlikte yürüyebilir mi?
  • Botan halkı, bugününü ve yarınını kurarken geçmişlerinin inkar edilmesini istemiyor. Ve bunu barışın bundan sonraki en büyük sınavı olarak görüyor. Silahların sustuğu bir ülke kurmanın ötesine geçip, insanların artık silaha ihtiyaç duymayacağına gerçekten inanabildiği bir ülke kurulabilecek mi?

Newroz Uysal Aslan

Geçen pazartesi Meclis’te yapılan oylamayla uzun zamandır tartıştığımız “kök” yasa veya “çerçeve” yasa kabul edildi. Meclis’te saatlerce maddelerini, kapsamını, eksiklerini ve mümkününü tartıştığımız yasa artık Meclis’in koridorlarından çıkmış, hayatın içine girmeyi bekliyordu.

Bir gün sonrasında Meclis’ten ayrılıp Şırnak’a geldiğimde ise yasanın maddelerinden çok, hayatın içindeki karşılığını daha yoğun düşünmeye başladım. Çünkü bir yasanın Meclis’te kabul edilmesi yalnızca bir başlangıçtır. Asıl sınavı hayatın içinden başlar. Toplumsal olarak ancak insanların hayatına, hafızasına ve geleceğe dair beklentilerine dokunduğunda anlam kazanır.

Şırnak’tan yasanın ilk haftasına dair notlar

Şırnak, tarihsel olarak Kürt meselesinin tüm sonuçlarının anbean yaşandığı kentlerden biri. Devletin inkâr ve kırım politikalarının ve buna karşı Kürt halkının direnişinin ağır hafıza merkezlerinden.

Yeni döneme ilişkin umudu da gördüm, temkini de; coşkuyu da gördüm, yılların biriktirdiği güvensizliği de. Belki en önemlisi, öfkeyle veya kısık sesle sorulan sorulardı. Bunlar Meclis’te tartıştığımız maddelere sığmayan sorulardı. Genç, kadın, siyasetçi, esnaf, öğrenci herkes bu yasanın nihai barış mutabakatı olmadığını biliyor. Yine de kimi hukuka, kimi siyasete, kimi geçmişe, kimi ise henüz nasıl kurulacağını tartıştığımız geleceğe dair sorular soruyorlardı.

Hafta ilerledikçe fark ettim ki bu sorular yalnızca kaygıları anlatmıyor. Aslında bundan sonra ne yapmamız gerektiğini de söylüyordu. Botan’daki bu zor, ağır sorular barışın bundan sonraki yol haritasını tarif ediyordu.

Kadınlar için barış ne demek?

Gelir gelmez Hezex (İdil)’in Deşta Dara (Sırtköy) beldesindeki kadın yaşam merkezinin (JINKOM) küçük ama anlamı büyük açılışında kadınlarla bir araya geldik. Şehir dışından gelenler, halkın seçtiği ancak iradesine kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi eş başkanı Devrim Demir ve çok sayıda belediye eş başkanımız da oradaydı. 28 yılın ardından kadınlar için açılacak merkezin anlamı tarihsel, derin ve etkileyiciydi. Kadınların emeği, dayanışması ve iradesiyle yaşamı birlikte büyütmek yerel yönetimlerde kadın özgürlüğü hedefinin kurumsallaşmasıydı.

Kadınlarla konuşurken bir kez daha gördüm ki “barış” herkes için aynı şeyi ifade etmiyor. Yıllarca çatışmanın, göçün, yoksulluğun, cezaevlerinin, kayıpların, savaşın ve tüm bunların “aile” içinde yarattığı görünmeyen yükünü kadınlar taşıdı. Bu nedenle kadınlar için evladının yaşamasını istemek kadar; kaybının akıbetini bilmek, yasını tutabilmek, korkmadan konuşabilmek, kendi yaşamı hakkında karar vermek, siyasal ve toplumsal yaşamın öznesi olabilmektir. Kadınlar barışın da kurucu öznesi olabilirse özgürlüğü gerçekleştirebilecektir.

Barışın hukuku kadar dili de önemli

Sonraki gün yasaya ilişkin yaptığımız ilk toplantıda başka sorularla karşılaştık. Meselenin hukuki kısmı çok merak ediliyordu. İnsanlar maddeleri soruyordu, uygulamayı, yasadan yararlanma koşullarını soruyordu. Ama soruların asıl vurgusu kullanılan dilin sorgulanmasıydı. Çünkü barış yalnızca hukukla değil, dille de kurulur. Bir taraftan yeni bir dönemin başladığını söylüyorsak diğer taraftan televizyon ekranlarında, siyasi kürsülerde geçmişin suçlayıcı, güvenlikçi ve ötekileştirici dilini sürdürerek topluma yeni bir dönemin başladığını hissettiremeyiz. Barışın giriş yasasını yapmak kadar, barışın dilini kurmak da siyasetin sorumluluğudur.

Bir başka soru, silahlı mücadele içinde bulunanların gelişiyle ilgiliydi. “Gelsinler demek kolay.  Ama nasıl gelecekler? Onlar cezadan korkmadılar ki? Silahlarını zaten yaktılar, hala teslim etmekten bahsetmek niye? Hapis veya ceza bunlar işin bir yanı peki asıl haklarımızı nasıl koruyacağız?” bu ve benzeri birçok soru “geliş”in ceza hukuku meselesi olmadığını yeniden gösteriyor. Yıllardır ülkesinden uzakta yaşayan sürgünün evine, otuz yıldır hapishanede tutulanın özgürlüğüne, çatışmada yaşamını yitirenin cenazesinin ailesine, toprağına, bir mezara gelişi… Bütünleşme ve entegrasyon da burada anlam kazanıyor. Bir gün kurulacak daha iyi bir geleceğe bırakılmış bir vaat olarak değil; bugün özgürce siyaset yapabilmekte, örgütlenebilmekte, kendi sözüyle ve kimliğiyle yaşayabilmekte, toprağına dönebilmekte, yasını tutabilmekte…

Otuz yıl sonra hâlâ beklemek

Tam da yasanın uygulamasını, dilini, etki alanı ve yaratabileceği demokratik siyaset zeminini, Türkiye toplumunun değişimini konuştuğumuz günlerde iki Botanlı tutsaktan haber aldık.

Bolu F Tipi Hapishanesi’nde Levent Cin’in 30 yılı aşan mahpusluğunun ardından tahliyesi İdare ve Gözlem Kurulu kararıyla ertelendi.

Giresun Espiye L Tipi Hapishanesi’nde 30 yılı aşkın süredir tutulan Zübeyir İdem’in infazı ise ikinci kez üç ay uzatıldı.

Bir taraftan dağdan gelişi, siyasal ve toplumsal yaşama katılımı, yeni bir hukuku konuşuyoruz. Diğer taraftan otuz yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan insanların özgürlüğünün önüne hâlâ idari kararlarla yeni süreler konuluyor.  Bu iki tablo yan yana konunca soru kendiliğinden ortaya çıkıyor: Yeni dönem, eski uygulamalarla birlikte yürüyebilir mi? Hayır. Yeni bir dönemden bahsediyorsak, devletin eski dönemin refleksleriyle kurduğu ilişkinin değişmesi elzemdir. Özgürlük gaspı uygulamaları sonlanmalıdır.

15 Ağustos’tan 27 Şubat çağrısına

15 Ağustos’ta Cizre’nin Nur mahallesinde yaptığımız halk şöleninde bir araya geldik. Oradaki ruh halini gözlerdeki bakışları tek bir duyguyla anlatmak kolay değil. İnsanlarda aynı anda coşku vardı, gurur vardı. Bunların yanında belirgin bir burukluk ve belirsizlik de vardı. Sohbetlerde aynı çarpıcı soru tekrar tekrar karşıma çıktı:  “Silah olmayınca Kürtler bölge savaşı içinde kendini nasıl savunacak?” Ardından “Peki ya…”  diye başlayan sorular dizisi sıralanıyordu.

Bu soruyu yalnızca silaha ilişkin bir soru olarak okumak eksik olur. Sorunun altında çok daha derin bir tarihsel hafıza var hele ki Cizîra Botan’da. Bu toprakların hafızasında devletin uygulamalarının çok ağır deneyimleri var. Köy boşaltmaları var, 92 serhıldanları, faili meçhuller, hapishaneler, işkenceler, yasaklar ve 2015-2016 yıllarından Bodrumların vahşeti var. Dolayısıyla soru aslında şunu içeriyor: Devletin gerçekten değişip değişmeyeceğine, demokratik siyasetin güvence altında olup olmayacağına, geçmişte yaşananların yeniden yaşanıp yaşanmayacağına ilişkin bir güvensizliğin giderecek siyasal anlayışın yaratımını.

O gece sahnede söz aldığımda, 15 Ağustos’un mimarının da 27 Şubat Çağrısı’nın mimarının da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu söylemiştim. Bundan kısa bir süre önce Meclis Komisyonu’nda da 27 Şubat Deklarasyonu’nun yalnızca fesih ve silah bırakmaya indirgenmesine karşı çağrı metninin tamamını okuyarak resmi tutanaklara geçirmiştik. Çünkü 27 Şubat yalnızca silahların devreden çıkmasına ilişkin bir çağrı değil, demokratik siyaset ve demokratik toplum zemininde yeni bir mücadele ve çözüm perspektifidir. 15 Ağustos’tan 27 Şubat’a uzanan tarihsel dönüşümü burada aramak gerekiyor: Bir dönemde inkâr, imha ve işkenceler karşısında Kürt halkının var olma ve kendini savunma iradesini açığa çıkaran 15 Ağustos’un ruhu, bugün 27 Şubat’ın demokratik toplum aklına taşınıyor. Değişen özgürlük arayışını kurmanın yolu ve mücadele biçimidir.

Yüz yıllık hafızayı değiştirecek olan iktidarın ya da devlet bürokrasisinin sözleri olamaz. Güvence, hakları devletin tercihine bırakmayan bir hukuk, özgür demokratik örgütlenme ve güçlü yerel demokrasiyle kurulabilir. Öz savunmanın yeni dönemdeki en güçlü karşılığı da tam burada ortaya çıkar: kendi sözünü, iradesini ve yaşamını demokratik yollarla koruyabilen örgütlü bir toplum.

Yas ve yüzleşme

16 Ağustos’ta Cizre’de Barış Anneleri’nin yeni yerinin açılışındaydık. Haftanın benim için en ağır anlarından biri orada yaşandı. Yıllardır barışa öncülük eden annelerin ezgisi de, coşkusu da, bütün yorgunluklarına rağmen sohbetleri de sürüyordu. Ve annelerin soruları:  “Çocuklarımızın bir mezarı olacak mı?”, “Bizim acılarımız için kimse sorumluluk alacak mı?”, “Başkan İmralı’da mı kalacak? Ne zaman bırakılır?”  Barışı belki de en yalın haliyle bu sorular anlatıyor.

Bazı sorular karşısında hemen siyasi bir cevap vermek istemiyor insan. Önce dinliyorsun. Boğazındaki yumruyla ağırlık çöküyor. Sayısız an ve hatıra geçiyor aklından, sayısız isim. O anneler için barışın en görünür yanı önce bir mezar, sonra da o mezarın başında kaybının yasını tutabilmesi. Bu Barış Anneleri’ni ya da ailelerini aşan bir halkın, bir toplumun yas tutabilmesi, hafızası ve tüm insanlığın onurunun korunmasıdır.

Annelerden biri “Biz sürekli acılarımızdan bahsediyoruz diye sanmayın ki acıları yarıştırma derdindeyiz. Tüm acıları en iyi biz biliyoruz” dedi. Anneler, acılarımızdan vazgeçmeden acının tanınabileceği, yasın tutulabileceği ve geçmişin konuşulabileceği hakikat zemini istiyor. Bir annenin, bir kadının, bir evladın ve nihayetinde bir halkın adalet duygusunu kurabilmektir.

Bu soruların ağırlığı henüz üzerimizden geçmemişken birkaç saat sonra başka bir evde yeniden hissettik. Aynı gün 7 Şubat 2016’da Bodrumlarda yaşamını yitiren önceki dönemlerden yöneticimiz Osman Gökhan’ın ailesini ziyaret ettik. Eşi bugün ağır sağlık sorularıyla mücadele ediyor. O evde yalnızca bir insanın kaybını değil, yaşananların yıllar sonra bile bir insanın bedeninde ve bir ailenin hayatında nasıl yaşamaya devam ettiğine tanıklık ettik. Osman Gökhan’ın bugün hâlâ ailesinin ziyaret edebileceği bir mezarı yok. Yaşananlara ilişkin etkili bir yargısal yüzleşme yok. Hakikat bütün açıklığıyla ortaya çıkarılmadı. Dolayısıyla ailenin sorduğu soru yalnızca kendi ailesine ilişkin değildir: Bu süreç 2015-2016 yıllarıyla, Çöktürme Planı’yla ve Bodrumlarla yüzleşecek mi? Bodrumlarla, yaşamını yitirenlerle, mezarsız bırakılanlarla, geride kalanlarla ne yapacağız? Bu soruların hiçbirine “geçmişte kaldı” diyemeyiz. Çünkü yüzleşilmeyen geçmiş, geçmişte kalmaz. Mezarı olmayan için geçmiş bitmiyor. Adaleti sağlanmayan için dosya kapanmıyor. Acısı tanınmayan için “yeni dönem” takvim yapraklarının değişmesiyle başlamıyor.

Ağır sorular, bir yol haritası

Şırnak’taki bir hafta boyunca karşıma çıkan bütün bu soruları yan yana koyduğumda, aslında önümüzdeki dönemin yol haritasını da görüyorum.

Silahların devreden çıkması çok önemli bir tarihsel adımdır.  Ama barış, silahların olmadığı boşluğun adı değildir. O boşluğu hukukla, özgürlükle, demokratik siyasetle, toplumsal güvenle, kadınların sözüyle, annelerin adalet talebiyle, geçmişle yüzleşmeyle ve geleceğe duyulan umutla doldurmak zorundayız.

Şırnak’ta bu hafta duyduğum sorular bana şunu söylüyor: İnsanlar barış istiyor. Çatışmanın bitmesini istiyor. Bununla beraber çatışmayı doğuran koşulların da değişmesini istiyor. İnsanlar umut etmek istiyor ama bu umut yarım ağız ve temkin dolu. Böylesi bir umudun dahi hukukla güvence altına alınmasını istiyorlar. Botan halkı, bugününü ve yarınını kurarken geçmişlerinin inkar edilmesini istemiyor. Ve bunu barışın bundan sonraki en büyük sınavı olarak görüyor. Silahların sustuğu bir ülke kurmanın ötesine geçip, insanların artık silaha ihtiyaç duymayacağına gerçekten inanabildiği bir ülke kurulabilecek mi?

Şırnak’ta geçirdiğim bu bir hafta bana o yasanın devamının nerede yazılacağını gösterdi. Kadınların sözünde, gençlerin kaygısında, cezaevindeki siyasi tutsakların gasp edilen özgürlüğünde, annelerin bir mezar talebinde, hakikat ve yüzleşmeden, geçmişin yükünü hâlâ bedeninde taşıyanların adalet talebinde, sabrında…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Dağ ve Dam Edebiyatı

Sonraki Haber

Pülümür Vadisi alarm veriyor

Sonraki Haber

Pülümür Vadisi alarm veriyor

SON HABERLER

İzmir’de tarım işçilerinin minibüs kaza yaptı: 1 kişi yaşamını yitirdi

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ağustos 2026

DEM Parti’den Özel’e geçmiş olsun telefonu

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ağustos 2026

Tabelada ‘Yeni’, zihniyette ‘eski’: YENİ Parti’nin ilk sınavı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ağustos 2026

İlk adım ve politika

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ağustos 2026

Pülümür Vadisi alarm veriyor

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ağustos 2026

Yasanın ilk haftası: Ağır sorular ve bir yol haritası

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ağustos 2026

Dağ ve Dam Edebiyatı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır