Geçtiğimiz hafta “Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı” konulu toplantıda konuşan Erdoğan, doğurganlık hızının düşmesi ve nüfusun yaşlanmasını yeniden gündeme getirdi. Erdoğan’ın nüfusun yaşlanmasını bir “beka sorunu” olarak tanımlandığı ve her fırsatta “erken yaşta evlenmeyi ve çok sayıda çocuk doğurmayı” telkin ettiği biliniyor. Bu toplantıda da evlenecek gençlere kredi desteği sağlayarak ve doğum iznini 24 aya çıkartarak evlenmeyi ve çocuk yapılmasını teşvik ettiklerini yineledi.
Ordu’nun Kumru ilçesi Belediye Başkanı da Erdoğan’ın bu yaklaşımından görev çıkarmış olacak ki açıkladığı ‘Aile Teşvik Programı’ ile 3. çocuk ve ondan sonraki her çocuk için 50 bin TL hibe, 8 çocuk yapan ailelere hibenin yanında belediyede iş olanağı, 10 çocuk sahibi olanlara ise otomobil hediye edeceğini açıkladı. Bakalım önümüzdeki günlerde çocuk doğurmaya verilen teşvikte çıtayı oldukça yukarıya koyan Kumru Belediyesi’nin verdiklerini aşan bir başka belediye çıkacak mı?
Devlet erkini elinde bulunduranların topluma ve yaşamın her alanında yurttaşlara müdahale etmesi, yönlendirip üzerlerinde denetim kurmaya çalışması sıkça rastlanan bir durumdur. Görece demokratik toplumlarda bu müdahale daha sınırlı olurken; otoriter yönetim altındaki toplumlarda müdahale, özel yaşamı ve tercihleri göz ardı ederek sınır tanımaz biçimde genişleyebilir. Bunun örneklerini Mussolini Faşizmi’nde, Nazi Almanyası’nda ve Türkiye’de 12 Eylül cunta rejiminde görmek mümkündür. Mussolini Faşizmi’nde ve Nazi Almanyası’nda devlet müdahalesiyle doğurganlığı arttırma politikaları izlenirken 12 Eylül’de cunta rejimi, doğumu kontrol altına alarak doğurganlığı düşürme politikası izlemiştir. Doğurganlığı ister arttırmayı isterse düşürmeyi hedeflesin “toplum mühendisliği”ne soyunan otoriter rejimlerin amacı, kadınların toplumsal konumuna müdahale ederek emek gücünün yeniden üretimi, nüfus politikaları ve aile içi güç ilişkilerini doğrudan siyasetin konusu haline getirmektir!
Peki muktedirlerin “5 çocuk yap, 10 çocuk yap!” gibi komutları ya da kredi, hibe vb. teşvikleriyle doğurganlık artırılıp, düşürülebilir mi?
Kendisini özlemle ve saygıyla andığım hocam Mübeccel Kıray’ın çalışmalarında ortaya koyduğu üzere doğurganlık oranı büyük ölçüde üretim teknikleri, bağımlılık yaşı, eğitimin yaygınlığı, aile yapısı, gelir düzeyi ve değerler sistemi gibi etkenlere bağlıdır. Birbirleriyle ilişki halinde olan bu etkenler içinde öne çıkan bağımlılık yaşıdır. “Çok çocuk yapan cahildir, eğitimliler az çocuk yapar!” gibi önyargılar bir tarafa insanlar eğitimi, kültürel değerleri, gelir seviyeleri ne olursa olsun çocuk yapmak konusunda rasyonel davranır. Örneğin kırda geleneksel tarım yapan ve aynı zamanda geleneksel sosyal güvence mekanizmalarına sahip aileler çok çocuk yapma eğilimi gösterir. Zira Kıray’ın da belirttiği gibi kırda bağımlılık yaşı (aile içinde ekonomik faaliyete dolaylı da olsa katkı sağlamaya başlaması) erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 4 yaşına kadar düşer. Kentlerde ise çocuklar ne kadar küçük yaşta bir işe verilebilirse -bağımlılık yaşı düşeceği için- yoksul aileler o kadar çok çocuk yapma eğilimi gösterebilir.
Buna karşılık tarımda teknolojinin yoğun olarak kullanılması, zorunlu eğitim süresinin uzaması, çocuk çalışmasının yasaklanması, gelir düzeyinin yükselmesi gibi durumlarda bağımlılık yaşı da yükselir. Böylece literatürde 14 yaş olarak kabul edilse de yükseköğretim ve ardından iş arama gibi süreçlerle bağımlılık yaşı 24-25’e kadar çıkabilir.
Bu bağlamda Türkiye’de muktedirlerin “beka sorunu” olarak gördüğü doğurganlık oranının düşmesinin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: Kırdan hızlı ve plansız kopuş; nüfusun büyük bölümünü oluşturan ücretlilerin önemli kısmının açlık sınırın altında bir gelirle geçinmek zorunda olması; geleneksel sosyal güvence mekanizmalarının yanı sıra modern sistemlerin de sosyal güvenliği sağlayamaması; esnek ve güvencesiz çalışma rejiminin belirsizlikleri; çalışma yaşamında kadına yönelik ayrımcılık…
Şunu belirtmek gerekir ki son yıllarda doğurganlık oranın düşmesinde önemli etken AKP’nin 23 yıldır uyguladığı neoliberal politikalarıdır. Bunun yanı sıra zorunlu eğitimin 12 yıl olması; çocuk çalışmasının yasaklanması gibi faktörler de bağımlılık yaşının düşmesine engel oluşturmaktadır.
Çok sayıda çocuk doğurulmasını telkin ve teşvik eden AKP iktidarı, halkı yoksullaştıran, güvencesizleştiren politikalarından taviz verme niyetinde değildir. Bunun yerine zorunlu eğitimin süresini kısaltarak, açık liseler ve MESEM gibi uygulamalarla çocuk çalıştırmanın önünü fiilen açarak, çocukları ucuz işgücü haline getirirken bağımlılık oranını da düşürüp, doğum oranlarını yükseltmeyi amaçlamaktadır.
Çocuklara, gençlere iyi bir yaşam ve gelecek sunamayan AKP, tüm otoriter rejimler gibi iktidarının bekasını korumak için toplumu “üremesi gereken nesneler” haline getirecek biçimde sosyal yapıyı dönüştürmeye çalışmaktadır. Muhalefet partileri, demokratik kitle örgütleri ve akademi ise iktidarın bu toplum mühendisliği faaliyetini izlemekle yetinmektedir!









