İnsanın gürültülü bir içi var, dışarıya kör ve sağır eder. Vazgeçilmez her şey bir başka yere gider bir gün ve tüm efsaneler birbirini şahit eder. Yitip giden, bir toprakta kuyu olan, bakılan ama görülmeyen neresiyse, işte tam da orası. Kaybolmanın adını bilmeyenler ölümü icat etmiş.
Sırra kadem basmak ve aynaların dökülen sırlarında kendini aramak, bazen böyledir yaşamak. Serzenişlerin tahakkümü diye bir şey var, insan alıştıkça karşıtına karışır. Bir de gitmenin böyle bir hikayesi olur ve bir yerde oturur dinlersin. Ayyuka çıkan ne varsa ve nerede kalmışsa uzaklarda iyidir.
Yaralı bir sonsuzluk var ve kan alıyor, can alıyor. İpek böcekleri, bir filin kirpiği, bir eşeğin gözü ya da bir çocuğun kahkahası, gelecek diyor kaybettiklerimiz. İnsan umuda sarılmayı en iyi becerendir, alışmaya hep parantezler açmayı bilendir. İnsanın namı uzaylarda yankılanıyor, sesi kendine dönmüyor.
Fark edilmeyen tekrarlar bir anda orta yerde vuku buluyor ve sonrası hep bir anılar silsilesi. Ritmini kaybetmiş nakaratlar bir bellekte bir porte. Avucunun içindeki kıvrımları bilmeyenler dünyanın içine sınırlar çizmiş. Zaman rüya gibidir ya da rüyadır zaman.
Barikatların enkazları olur, taşını düşüren bir kaldırım olur, bir canı giden bir ev olur, gider ve gittiği kadar varır. Dünya buna döndüğü kadar şahittir. Sınırları olduğu kadar uçurumları da var insanın.
Kehanetler, tespitler, şüpheler ve korkular kuşatmasında geçen günler ve sabahı hayal edip rüyalarda kaybolanlar. Teselliden başka yollar da vardı bir zamanlar, şimdilerde hepsi birer barikat ve nakarat.
İsteklerden vazgeçmek, görmekten caymak, bilmekten kaçmak ve gitmenin çoklu hallerinde bir başına kalmak. Dünyadır bu, insan böyle de başlar hayata ve devamını getirmekten firar eder. Vardıysa bir eşik, üstünden atlamak gerekirdi ve işte zamanlar o zamanları terk etmeden önceydi.
Bir günün diğer günlerden kaçması, bir akşamın bir daha gelmemesi, sonra bir ömrün hep öyle gitmesi. Dönüp bakılsa, mümkün olsa böyle bir şey, bir daha mı yaşanır aynı hayat, bilemeyiz ama ayrı da yaşanması hep ihtimal dahilinde. Göçebe düşüncelerin hengâmesinde karar vermek her şeyden daha da zor.
Hatırlamaktan gelen insanlar var, bir yerlere veya birilerine gitmiştir de ardında bir oyuk bırakmıştır. İnsan bazen gider bir ana, insan bazen de gider bir insana. Unutmak çünkü eski zamanlardan kalma bir beddua, kaybettiklerimize bir bela. Türlü türlü kayboluyor insan ve insan bazen bilinmedik yerlere gidip gelendir.
Esaretler var ve cesaretler. Hepsiyle bir bir sınanan insan, hepsinden bir şeyler alıp yoluna devam eder ya da yolsuz kalır. Kalmak bir benzetmeden öte, bezmekten de başka bir benzetme.
Karşılaşmaların tarihi yazılmadı henüz, sadece yaşandı. İnsan tabiatı gereği tabi olabiliyor, insan tabiatı gereği dünyaya davranıyor. Mümkünler, zorluklar, ihmaller, iyimserlikler ve birden verilen kararların değiştirdiği hayatlar. Elbette karışır ve karşılaşırız bir gün.
Haftanın kitap önerisi: Jorge Luis Borges, Atlas / Çeviren Emrah İmre, Can Yayınları









