Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan günün ilk saatlerinde kalkışa hazırlanıyoruz, gökyüzü yorgan gibi ince bir bulutla kaplı olduğundan günün ağardığı hissedilmiyor, o lacivert renk yerine gecenin karanlığı sürüyor. Piste girerken yolcumuza hoş geldiniz diyerek müjdeliyorum: “Bugün kalkıştan kısa süre sonra bulut üzerinde güneşi, herkesten önce ilk bizler göreceğiz, pırıl pırıl bir gökyüzü bizi karşılayacak iyi uçuşlar!” Öyle de oluyor, buluttan çıkınca güneşi henüz kızıllığı azalmamış haliyle ufukta görüyoruz. Güneye dönünce ise tam batıda dolunayı aynı renkte batmak üzereyken fark ediyoruz. Solda güneş, sağda dolunay, ikisi de birbirinin aynı büyüklük ve renkte. Neredeyse, hangisi güneş hangisi ay belli değil. Kırk yıllık meslek yaşamımda bir kez uçuşta buna denk geliyordum. Telsiz konuşmalarını da arkadaşıma devredip yolcularımıza bu anı anonsla duyuruyorum hemen. O anda aklıma gelen, bence gerçek olan bir deyişi de ekleyerek: “Derler ki, böyle, Güneş ve Ay’ı aynı anda biri doğarken diğeri batarken görürken bir dilek dilerseniz sevgili gökyüzü kabul eder!”
Yol boyunca Anadolu’nun güzelliklerini, Spil Dağı’nı Gökova Körfezi’ni, Ölü Denizi vb. tanıtarak sürüyor uçuşumuz. Kabin amiri kokpite gelip şikâyet ediyor: “Herkes ayakta, dilekler uçuşuyor, oturtamıyorum yolcuyu, servis yapamıyorum” diyerek. İnişten sonra da yolcular memnun, teşekkür ederek iniyor. Kaptanı görmek isteyenler de oluyor. Tabi uçağı terk etmeden önce tanışmak isteyenlerden 50 yaşlarında bir erkek yolcunun sözleri ise bu uçuşu benim için unutulmaz kıldı. “Bugün benim için nasıl bir etki yaptığının farkında bile değilsin” diyerek başladı, hüzünlüydü. Sözlerini bitirdiğinde ikimizin de gözlerinden yaşlar akarak sarıldık. (Söylediklerinin tamamı bende saklı kalsın.) Denk gelir bu yazıyı okur ve bana ulaşırsa çok memnun olurum…
Bugün için her zamanki politik sorunlarla ilgili bir yazı hazırlamıştım ama sabah fikrim değişti. Bu çiçek böcek gibi gelebilecek yazıyı paylaşmak istedim sizlerle.
Akşam güneşin doğuş ve dolunayın batış saatinin 06.30 civarında aynı zamana denk geldiğini anlayınca, dostlarımla da paylaşarak erkenden yüksekçe bir yere çıktım. Gece boyunca hayranlıkla izlediğim dolunay, yarımaya dönüşmüştü. Şaşkınlıkla ay tutulması olduğunu fark ettim, önceden haberim olmamıştı. Ve daha bir istekle dileğimi Ay Ana’ya söyledim:
“Bu ülkeye barış, demokrasi, huzur gelsin artık…”
Gökyüzüne hasret mahpuslara, evlat, ana baba acısıyla gülümsemeyi unutan insanlarımıza, evine ekmek götürebilmek için canı çıkan babalara, analara dair dilekler diledim. Ve hepimizin ülke ve dünya gündemiyle, yaşam kavgasıyla ne kadar yoğun bir boğuşma içinde, gökyüzüne bakamadan, yıldızları seyredemeden ömrümüzü tükettiğimizi hatırlatmak istedim. Gökyüzüne umutla bakmadan geçen gün, gün değildir.
Dilekleriniz kabul görsün.









