Son günlerde İmralı’daki görüşmelere ait olduğu iddia edilen ve kamuoyuna yansıtılan görüşme notları “sızdırıldı”. DEM İmralı Heyeti servis edilen görüşme notlarının gerçeği yansıtmadığı, büyük tahrifatlar içerdiğini belirterek reddetti. Yine Hareket Yönetimi de tutanakların gerçek olmadığını açıkladı. En son Başkan Öcalan kamuoyuna el yazısıyla kısa bir açıklama yaptı. Açıklamanın en çarpıcı yanı, kendisine dönük bir komplo tezgâhlandığının altını çizerek böyle bir görüşmenin olmadığını belirterek yalanladı.
Komplo nedir ve neden şimdi devreye konuldu?
Başkan neden komployu söz konusu ediyor, komplo nedir ve bu komplo neden çerçeve yasasının geçmesinden sonra, 24 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında kurulan üst kurulun ilk toplantısından hemen önce devreye konuldu? Bu üst kurul, 10 Ağustos’ta Meclis’ten geçen ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan çerçeve yasasının pratikleştirilmesi için örgütsel yapısının oluşturulması sürecidir; ilk toplantısını yapacaktı. Birkaç gün önce böyle bir notun dijital medya platformlarında yayımlanması üzerinde düşünmeyi gerektirir. Burada yapılmak istenen nedir? Komplo, yürüyen bir süreci veya bu süreci yöneten etkili kişiliklerin ve yapıların amaçlarına ulaşmasını engellemek, ona sabotaj yapmak, işlevsiz kılmak olarak tanımlanabilir.
Elli yıllık Özgürlük Hareketi’ne defalarca komplo düzenlenmiştir. Bunların en büyüğü 9 Ekim 1998’de Başkan’a yönelik geliştirilen uluslararası komplo idi; buna karşı yürütülen mücadele sonucunda etkisiz kılındı. Öyle bir noktaya gelindi ki Başkan, idam kararından 27 yıl sonra masada Kürt sorununu çözen baş müzakereci oluyor. Bu, Kuzey’deki Kürt ve Kürdistan sorununu çözmeyi hedefliyor. Dört parça Kürdistan ve Ortadoğu, mevcut konjonktürde adım adım çözüme gidiyor. Ağustos’ta Meclis’ten geçen çerçeve yasa, sorunu hukuki zemine taşıyor. Yasanın uygulanabilmesi için üst kurulun ilk toplantısına bir-iki gün kala böylesi bir sondaj gerçekleştiriliyor. Bunu doğru anlamak ve doğru tutum almak gerektirir.
Bu bize şu uyarıyı yapıyor: Yeterli duyarlılık gösterilmezse, hem Kürt çevrelerinde hem de devletin içindeki bazı yapılarda hassasiyet sağlanmazsa süreç boşa çıkarılabilir; Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı hamlesi heba edilebilir. Önceki Önderlik girişimleri de bu şekilde heba edilmişti. Neden Kürt sorununun çözüme gitmesini istemiyorlar, bu sabotajı yapan çevreler kimlerdir? Bunları iyi anlamak ve tanımak gerekir.
Kürt kapanı, tarihsel gerçeklik ve Rojava gelişmeleri
Yüzyıl önce Kürt kapanı kuruldu. Yüzyıldır süren bu kapan şöyledir: Kürdistan dört parçaya bölünmüş, her parçası farklı bir ulus-devlet egemenliğine verilmiştir. Kürt yoktur. Kürt; Arap, Fars veya Türk olabilir ama Kürt olamaz. Bu zihniyetle Arap Kürdistan’ı kendi yurdu görür, Fars “Kürtler bizim küçük kardeşimizdir, Kürdistan bizimdir” der, Türk ise Kürt’ü yok sayarak “Kürdistan bizimdir” der. Dört ulus-devlet Kürt’ün yokluğu üzerinden bir zihniyet inşasına gitmiştir. Bu pozisyon son yüzyılı daima çatışma ve savaş ortamı yaratmıştır.
“Başka bir halkı ezen bir halk, özgür olamaz “der Marx. Birinin özgürlüğünü gasp edersen kendin de özgür olamazsın; çünkü özgürlüğü gasp edilen her an isyan edebilir korku ve endişesi özgürlüğü gasp edeni de diken üstünde tutar ve militarize eder. Kürdü egemenlik altında tutan dört ulus-devletin son yüzyılına kabaca bakmak bile durumu çarpıcı kılar. Kürt’ün nefes almasının bile vatanı böler şeklinde algılanması gerçeğin çarpıcı yansımasıdır.
Arap, Fars ve Türk Ortadoğu’nun en büyük halk topluluklarıdır; yaklaşık 60 milyonluk Kürt toplumu ise yok sayılmaktadır. Filistin meselesinde de benzer bir kapan kurulmuştur. Büyük topluluklarla birlikte Kürt kapanı, Ortadoğu’yu da bir kapanın içine almıştır. Kürt kapanı aynı zamanda Türk, Fars, Arap ve diğer halk ve inanç topluluklarının da kapanıdır. Herkes Kürt’ü kendi mülkü görmektedir; ırkçılığın ve şovenizmin temeli budur. Bu, erkeğin kadını köleleştirmesine benzer: Erkek kadını kaybeder diye korkuya kapılır ve sürekli baskı uygular. Aynı durum Kürt-Türk, Kürt-Arap, Kürt-Fars ilişkilerinde de vardır.
27 Şubat 2025’te Başkan Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısıyla başlayan süreç ve 10 Ağustos 2025’te Meclis’ten kabul edilen yasa, bu kapanı kırmaya yönelmiştir. Bugünün tarihselliği buradadır. Bunun sonucu olarak Rojava’da gelişmeler ortaya çıkıyor. Bir-iki gün önce SDG komutanı Mazlum Abdi Şam’da şunu açıkladı: SDG örgütsel varlığını sona erdirmiştir; Kürtler beş tugayla yeni Suriye ordusuna entegre olmuştur. Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde (Kobani, Afrin vb.) bizzat yönetecekler, Kürtçe okullarda okutulacaktır. Bu, Kürt özerkliği veya muhtariyetidir. Bu gelişmeler, Başkan’ın sürdürdüğü temaslar, ilişkiler ve Türk devletinin Suriye üzerindeki baskısını hafifletmesi, hatta yer yer sorunun çözümüne destek verir konuma gelmesiyle ilgilidir. Bu gerçeği görmek gerekir. Yeni bir sürece girilmiştir; çok hassas olmak gerekir.
Alınması gereken önlemler, duyarlılık ve mücadele çağrısı
Sızdırılan notlar Başkan’ın yeni süreçte Kürt ve Kürdistan sorununun çözümüne, Ortadoğu’nun tarihsel diyalektik olan birlikte yaşama yönelik adımlarına sabotajdır. Ortadoğu tarihi halkların iç içe, birlikte yaşadığı, birbirini olumlu-olumsuz etkilediği bir tarihtir. Ulus-devlet biçiminde küçük sınırlara hapsedilemez. Son yüzyılda bu hapis gerçekleştirilmiş, her çatışma emperyal güçler başta olmak üzere dünyanın Ortadoğu’yu sömürmesine ve emperyalizmin egemenliğine hizmet etmiştir.10 Ağustos’ta çıkan yasa içeriğinde hâlâ sorunlar vardır; bunlar zamanla düzeltilir, mücadele sorunlarıdır. Ancak bu adımla birlikte başta Suriye’deki (Rojava) Kürdistan sorunu adım adım çözüme gidiyor. Rojhilat’ta da (Doğu Kürdistan) çözüme yaklaşılmaktır. Bu durum, fiili anlamda devlet sınırlarını da anlamsızlaştırmaktadır. Devletin içindeki çözüme karşıt çevreler süreci hep sabote etmiştir. Örneğin 93 ateşkesi Bingöl’de 33 askerin öldürülmesiyle sabote edilmiştir. O açıdan notlar bir sabotajdır.
Bu güçler yalnız değildir; küresel güçler ve Ortadoğu kapanının sürmesinden nemalanan çevrelerin Türkiye ve başka yerlerdeki uzantıları da sabote etmektedir.
Buna karşı nasıl mücadele edilebilir? Kurul ve alt kurullar kuruluyor. En iyi tedbir, Başkan’ın kamuoyu ve örgütüyle doğrudan ilişki kurabileceği ve hitap edebileceği mekanizmaların oluşturulmasıdır. Varılan anlayış veya müzakerelerde bu tarz mekanizmaların oluşumuna gidileceği belirtiliyor. Zaman yitirilmeden onları çok hızlı pratikleştirmek gerekir. Böylece tutanak sızması tehlikesi ortadan kalkar. Ayrıca süreç yavaşlatılmamalı, hızlı adımlar atılmalıdır. Devlet genelde ayak sürtmektedir; bu çağrıyı yapmak gerekir. Süreç heba edilirse Türkiye için çok zor bir dönem başlayabilir.
Özgürlük Hareketi’nin çevresindeki toplumsal kesimler, özellikle gençler duygularıyla hareket etmemelidir. Son dönemde çok sayıda şehidin taziyesi yapılmakta; şehitlerimizin en iyi anılması süreci başarıya götürmektir. Sloganlara özen gösterilmelidir. Bazı sloganlar duygusal olarak tatmin edebilir ama süreci zora sokabilir. Bu yeni bir mücadele sürecidir; eski alışkanlıklar ve isyan söylemiyle yürünemez. Artık inşa ve değişip dönüştürme söylemine ihtiyaç vardır. Başta gençlik olmak üzere Kürt çevreleri buna dikkat etmeli, sürecin üzerinde hassas olmalı, Başkana ve şehitlere bağlılıkla amacı başarıya götürmelidir.
Aynı şey Türk halkı için geçerlidir. Bin yıldır birlikte yaşanıyor; halklar arası sorun yoktur, olmamıştır. Daha çok egemenler ve devletler tahrik etmiştir. Türkiye halkıyla Kürdistan halkı arasında ciddi problem yoktur; kışkırtılan duygular zamanla aşılır. Daha duyarlı ve hassas olunmalıdır. Amedspor-Kocaelispor maçında sarı torbalarla tahrik etmesi örneğinde olduğu gibi, bu tür kışkırtmalara girmemek gerekir.
İnanmak başarmanın yarısıdır; diğer yarısı inandığını gerçekleştirmek, fedakârlık yapmak, bedel ödemek ve emek harcamaktır. Emek harcayanlar ve bedel ödeyenler sürecin içeriğini iyi anlar ve gereğini yapar. Tahrik edenler ise genellikle emek harcamayanlardır. Bundan şiddetle sakınmak gerekiyor, zira çok hassas bir dönemin içindeyiz.









