• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Ağustos 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Ötekinin kimliğine bakış-Azad Barış

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
28 Şubat 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Öteki, biz olmayanın kişiselleştirilmiş halinin mesafeli tarifidir. Bu, en somutlaşmış şekilde ‘biz’ olmayanın kişileştirilmesi olan ‘öteki’ birçok nitelendirmeyi de bünyesinde barındırır. Bu soyut nitelendirmelerin sonuçlarının incelenmesi sosyal bilimlerin birçok disiplinin alanına konu olmuş ve halen araştırma alanlarından biridir. Nitekim ötekinin aidiyet ve kimliğine ilişkin birçok yorum ve tarif ortaya çıkmıştır.

Sosyolojiden, felsefeye, psikolojiden, edebiyata, toplumsal cinsiyetten siyaset bilimine kadar birçok çalışma ‘öteki’nin kurgulanışı ve anlamına odaklanmıştır. Öteki kavramı birçok kapının kilidini açacak sihirli bir anahtar işlevine sahiptir. Bu nedenle ötekinin sosyal psikolojik algısını anlamak önemlidir, zira üretim ilişkilerinden milliyetçiliğe, toplumsal cinsiyetten psikolojiye kadar birçok çalışmanın yolu ‘öteki’den geçer.

Oysaki öteki bir sosyal kimlik değildir, çünkü öteki mefhumu ötekinin tarifi üzerinden oluşan soyut bir yeni bir meta-anlatımdır. Bu yeni “Metaanlatıları” ve bireyselleştirilmiş inançların kaybı, geleneksel kimlik önemini de değiştirdi. Belki de buradaki meta-anlatılarını salt dünyamızın iç bağlamlarının çöküşü olarak değil, aynı zamanda yerleşik kimliksel varlıkların da sonu olarak anlamak gerekir. Çünkü yerleşik kimliklerin yerine ikame edilen birey, kendi anlam sisteminin kurucusu değildir ve hiçbir şekilde geleneksel yerleşik kimlik anlamında simgesellik de içermiyor. Buna karşı köklü bir itiraz olarak 68 hareketinin fikirsel ardılı olarak 1973 yılına Peter L. Berger, Brigitte Berger ve Hansfried Kellner’in kaleminden çıkan “The Homeless Mind” (Evsiz Zihin) adlı kitap, Batı medeniyetinin iksiri olarak sunulan kimlik ve onun modernite kurgusunu akademik bağlamda ciddi bir huzursuzluğa sürüklemişti. Bu huzursuzluk ne medeniyetin ne de kültürel olana dairdi, birebir kapitalist sistemin eleştirisiydi. O günden sonra kimlik ve o kümeye bağlı konularda sayısızca çalışma yapıldı ve makaleler yazıldı.

O güne kadar kendi etkin varlığını ve toplumsal meşrutiyetini modern birey kimliği ve yeni aidiyet mecrası üzerinden tekrardan konsolide etmeye çalışan kapitalizm yeni bir çağın ruhu olan post modern döneme ilk adımlarını atıyordu. Savaş sonrası yıkıntıların arasında ortaya çıkan toplumsal muhalefet, öğrenci ve barış hareketleri kapitalist sistemi kimlikler konusunda da yeni arayışlara sürükledi ve bu bağlamda bireysel kimliklerin yanı sıra üst ve alt kimlikler mefhumu ortaya çıkmaya başladı. Bu kimliklerin inşa süreçlerin temel dayanakları hiç şüphesiz ulus devlet kurgusuydu.

O tek bir ulusun kimlik hegemonyasına dayalı ortaya çıkan ulus devlet cihazı, diğer bütün kesimleri ya alt kimlik veya ötekiler olarak kategorize etti. Bu aynı zamanda sosyal sınıflar arasındaki makasın daha da açılmasına hizmet etti. Dolayısıyla sermayenin yeni bir örgütleme biçimi olarak ortaya çıkan ulus devlet kurgusu kimlikleri üzerinde de derin bir tahakküm kurdu.

Çıkış noktası örgütlü sosyal ve sınıfsal kimliklerin önüne geçmek ve toplumu daha küçük toplumsal ve sosyal gözeneklere ayırıp aygıtsal kontrolü sağlamaktı ve bunu iki kutuplu dünyada kusursuz bir şekilde gerçekleştirdi. Kapitalist modernitenin toplumsal kurgusu olarak ortaya çıkan bu yeni kimlik olgusu zamanla öteki olarak bildiğimiz kimliksel mefhuma doğru evrildi. Berger ve Kellner’in 70’li yıllarda geliştirmeye çalıştıkları savın esas ekseni buna dair bir itiraz çabasıydı. İlk defa o yıllarda modernitenin yeni kimlik kurgusu ve inşa etmeye çalıştığı bireysellik, kimlik mefhumunun tekinsizliğine dair olgusal ölçülerle vurgu yapıldı. Bu aynı zamanda ötekinin kimliğine dair de tartışmaların ipuçlarını taşıyordu.

Böylelikle postmodern çağın girişiyle beraber yeni kimlik tartışmalarında alevlendiği bir dönem şekillendi. Dolayısıyla bugün yükselişte olan sağ, ırkçı ve faşizan siyasi akımların temel özellikleri ve küresel bir veba gibi her yeri sarmalamış olmalarının esas sebebi ‘öteki’nin iflah olmaz varlığıdır. Çünkü kapitalist modernite, dünyaya yönelik salt bilişsel bir tutum değil, aynı zamanda müdahaleci bir projedir. Onun için kendi düşünsel kurgusuna göre kendi tasarımı biçimlendiriyor, kasıtlı bir forma dönüştürerek kontrol ediyor, kısıtlıyor ve gerektiğinde sınırlandırıyor. Buradaki söz konusu tasarım ‘ötede duranın” kendisinden olmadığını göstermek ve ona göre onunla mesafeli bir ilişki kurmaktır. Bu ilişkinin özü her zaman “kendinden olmayanı” kendisiyle eşit görmemek, belirli haklardan mahrum bırakmak ve hatta “insan gibi” görmemek. Kendi çoğunluğu içinde sürekli “potansiyel düşman” olarak göstermek, kendisine yakınsa farklılığını görmezden gelerek “makbul intibasını” yaratıp ötekileştirmektir. Zora düştüğünde “sözde kardeş” ilan edip makbul intibasını oluşturmaktır öteki olmanın en iyi hali. Kızgın zamanlardaysa ötekinin halis hali düpedüz “bölücü, hain, kötü, terörist ve düşmandır”. Bu kavram üzerinde kusursuz bir şekilde ötekileştirilen topluluk bugün Kürtlerdir.

Türkiye’deki gündelik ötekileştirme söylemlerinin başında baskın Türklük söylemi gelmektedir. Yüz yıla yakın bir süredir yoğun bir Türkifikasyon etrafında kurulmuş bu söylemler, Türk ulus kimliği içinde olmayanların ötekileştirilmesinin en önemli göstergeleridir. Bu ötekileştirme anlayışı, “tek dil, tek millet ve tek devlet” retoriği etrafında, kolektif sembolleri tekleştiren bir anlayıştır. Dolayısıyla Türkiye siyasetini domine eden hemen hemen bütün aktörler bu ötekileştirici çizgiyi sürdürmüşlerdir. Çünkü bu çizgi, ötekinin inşasında temel bir ayrım çizgisi olagelmiştir. Bu olgusal hakikat her zaman bilinçli bir tercih ve söylem olmuştur ama hiçbir zaman bu denli yıkıcı ve derin olmamıştır.

Bugün gelinen noktada “biz ve ötekiler” aslında mevcut iktidarın “biz ve yüzde elli” olarak evirildiği gün gibi ortadadır. İnsanlığın başlangıcından bu güne kadar yaptığı gibi hep birlikte 31 Mart’ta bir adım öne çıkarak bu ötekileştirme efsanesini yerle bir etmenin zamanının geldiğini idrak etmek lazım. Sokrates’in ünlü savunmasında (Apologia) buyurduğu gibi: “Atinalılar! Beni suçlayanların sizin üzerinizdeki tesirini biliyorum…” dediği gibi. O ölüme yürürken ötekileştirildiğinin farkındaydı, bizim bugün farkında olduğumuz gibi.

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Seslerin efsanesi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

İnsanın gürültülü bir içi var, dışarıya kör ve sağır eder. Vazgeçilmez her şey bir başka yere gider bir gün ve...

‘Ama ne Terörsüz Türkiye!’

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

1958 yılında Musa Anter ve arkadaşları Diyarbakır’da İLERİ YURT gazetesini çıkartmışlardı. Orada ülkede yaşanan adaletsizlikler ve hukuksuzluklar üzerine makaleler yayınlanıyordu...

Linç girişimini ‘münferit’, hak arayışını ‘kin ve düşmanlığa tahrik’ saymak!

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Linç gibi insanlık suçu sayılabilecek bir eylemin devlet görevlileri tarafından görmezden gelinmesi ya da ‘münferit’ ilan edilmesinin ardında yatan neden,...

Gökyüzüne bakmadan geçen günler…

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan günün ilk saatlerinde kalkışa hazırlanıyoruz, gökyüzü yorgan gibi ince bir bulutla kaplı olduğundan günün ağardığı hissedilmiyor, o...

Sızdırılan tutanaklar, komplo ve barış sürecine yönelik sabotaj

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Son günlerde İmralı’daki görüşmelere ait olduğu iddia edilen ve kamuoyuna yansıtılan görüşme notları “sızdırıldı”. DEM İmralı Heyeti servis edilen görüşme...

Meta cangılında komünleşmek

Yazar: Yeni Yaşam
28 Ağustos 2026

Yeni Yaşam gazetesinde, neredeyse nesli tükenecek tam donanımlı ve hayatı ile düşüncesi birbiriyle uyumlu, kendisini bir akademisyen olarak kapitalizmin “düşünce...

Sonraki Haber

Erimesin yavrularımız!-İbrahim Nilüfer

SON HABERLER

2 köyde 60 yıldır yol ve su yok: Siyasi tercihlerimizden dolayı cezalandırılıyoruz

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Bir çağın içinden, bir barışın eşiğinde

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Gîyadin’de siyanür süreci başladı!

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Edebiyatın yılmaz devrimcisi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Küresel hedefler, yerel tahribat: Amed’de yıkımın boyutu (1)

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Seslerin efsanesi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

‘Ama ne Terörsüz Türkiye!’

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır